Siyasal İslamın yükselişi
Şükrü Elekdağ
DÜNYADA İslamla demokrasiyi ve laik bir sistemi bağdaştıran tek ülke Türkiye... Ülkemizin bu nitelikleriyle uluslararası alandaki önemli yeri ve İslam ülkelerine model olma rolü hakkında ünlü "The Economist" dergisinde dört yıl önce yayımlanan bir makale beni çok etkilemişti... İşte bu makaleden bir alıntı: "Türkiye önemlidir. Çünkü Türkiye, 70 yıl önce Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleştirdiği dünyada eşi görülmemiş devrimlerle Müslüman bir toplumun çoğulcu demokrasiyi kurup yaşatabileceğini kanıtlamaya yönelik bir atılım yapmıştır. Türkiye bugün, laik ve çoğulcu demokrasi çizgisini sürdürüyor... Avrupa, 21. asırda İslam alemiyle barışçı ilişkiler sürdürmek istiyorsa, Türkiye modelinin başarılı olmasında büyük çıkarı vardır." (1) Ülkemiz hakkındaki bu övgüler artık geçmişte kaldı. Zira, günümüzde Türkiye'nin çağdaş ve modern bir toplum olma yolunda attığı başarılı adımların temelinde yatan Atatürk devrimleriyle ilkeleri yozlaşmanın da ötesinde ağır bir tehditle karşı karşıya. Piar - Gallup'un Refah Partili seçmenler üzerinde yaptığı son kamuoyu yoklamasının sonuçları bu açıdan uyarıcı bir nitelik taşıyor. Nitekim, "Anayasa'da İslami hükümlerin yer alıp almaması" konusundaki bir soruyu Refah Partili seçmenler şöyle yanıtlamışlar: % ----------------------- Ülkemiz için iyi olur60.6 Ülkemiz için kötü olur11.3 Etkisi olmaz11.5 Fikri yok/bilmiyor16.6 Toplam100.0 RP'li seçmenlerin % 61'inin Türkiye'yi dinsel temeller üzerine oturtmak istemeleri son derece düşündürücü bir olgu. Ancak, iş bununla bitmiyor. Araştırmanın bulgularına göre, RP seçmenlerinin % 56'sı kadınların başörtü takmaları ve kapalı giyinmelerinin, % 41'i kadınların çarşaf giymesinin, % 45'i toplu taşıma vasıtalarında kadınlarla erkeklerin ayrılmasının, % 50'si kadınlarla erkeklerin ayrı eğitim yapmalarının, % 50'si de alkollü içeceklerin yasaklanmasının, devlet tarafından zorunlu hale getirilmesi veya teşvik edilmesi kanaatindedirler. DSP İstanbul Milletvekili Bülent Tanla (Piar - Gallup'un eski başkanı), "Siyasal İslamın Ayak Sesleri" başlıklı yazısında bu bulgular hakkında şu isabetli uyarıyı yapıyor: "Sonuçlar, Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanı ile geçilen, laik ve demokratik yapılanmadan ve gerçekleştirilen devrimlerden bir geriye dönüş sürecinin başladığını ortaya koymaktadır. Bu durum, Refah Partisi'nin tek başına iktidar olması halinde bu sürecin daha da hızlanacağını, seçmenlerin özlemlerini yerine getirmek hususunda ciddi baskılara maruz kalacağını göstermektedir."
DEVLETİN DİNİN KONTROLÜ ALTINA GİRMESİ
Tanla haklı... Türkiye'de devlet adım adım dinin kontrolü altına giriyor. Kuran kursları, imam hatip okulları ve ilahiyat fakültelerinden mezun olup milli eğitimden polis teşkilatına kadar çeşitli devlet kuruluşlarında görev alanlar arasındaki dinci ve tarikatçı gruplar RP için militan destekçiler ordusu oluşturuyor. Profesör Ahmet Arslan, bu tehlikeli gidişi şöyle izah ediyor: "Sayısı yüz bine varan bir din hizmetlileri ordusu ve yine sayıları yüz binlere varan imam hatip okulları, ilahiyat fakülteleri öğrenci, öğretim elemanı ve mezunları kitlesi şu veya bu şekilde devletin içinde bulunmaktadır. Bu insanların hepsinin bir şeriat devleti peşinde koşacaklarını veya siyaseti, idareyi, hukuku, dini ilke ve kurallara göre yeniden şekillendirme amacını güdeceklerini düşünmek peşin hükümlülük olur. Ancak, bütün hayatları, bütün eğitimleri boyunca dini kavramlar ve değerler tarafından yönetilmiş olan bu insanların, hem demokratik hayatın imkanlarından, hem bürokraside yer almanın getirdiği avantajlardan yararlanarak, şu ana kadar dine siyasette kendilerine verilen yerden veya rolden daha fazlasını isteyebileceklerini düşünmek ciddi bir tahmin olacaktır." (2) Bütün bunlar, Türkiye'nin bir "devletin dinselleşmesi" sürecine girdiğini ortaya koyuyor. Bu sürecin sonu orta çağ karanlığı...
GÜNAH SADECE REFAH'IN MI?
Hayır!.. Gerçek şu ki, 1950'li yıllardan itibaren Türkiye'de iktidara gelen merkez sağdaki tüm partiler dinci ve tarikatçı gruplara sürekli kur yaptılar ve oylarını almak için laik devlet düzeninden büyük ödünler vermek hususunda birbirleriyle yarıştılar. Bu partilerin oy avcılığı uğruna tarikatlarla siyasetin iç içe olduğu bugünkü ortamın yaratılmasında, Atatürk ilke ve devrimlerinin yozlaştırılmasında ve hatta Refah'ın doğup büyümesinde büyük sorumlulukları var. Erbakan'ın, Anayasa'yı ve Atatürk devrimlerini çiğneyerek cüppeli, sarıklı tarikat şeyhlerine Başbakanlık Konutu'nda iftar yemeği vermesine merkez sağın fazla patırtı yapmaması da bundan ileri geliyor.
AZ GELİŞMİŞ BİR ÜMMET TOPLUMU
Türkiye'de siyasal İslamın yükselişi, başta kentlerin göç alan dış mahallelerinde yaşayanlar ve yoksullar olmak üzere, küçük ve orta burjuvazi sınıfını da kapsayan geniş bir kitlenin tepkisinden ve öfkesinden kaynaklanıyor. Bunun temelinde de, ülkemizin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik perişanlık, çözümsüzlük ve umutsuzluk ortamı, rüşvet ve yolsuzluk salgını, adaletsiz adalet sistemi, politik yozlaşma ve ahlaki çürümüşlük var. Toplumsal hoşnutsuzluk ve öfke çoğu zaman İslami bir karakter kazanıyor ve siyasal eyleme dönüşüyor. "Bu nedenle de Türkiye'de İslamiyet, giderek salt bir din kimliğinden çıkarak toplumsal muhalefete öncülük eden keskin bir ideoloji niteliği kazanıyor". RP'nin başarısı, kendini bu akımla özdeşleştirmeyi bilmesinde, halkın isabetle teşhis ettiği sorunları ve özlemleriyle uyumlu dinsel motifli mesajlar verebilmesinde ve ülke sorunlarını çözmekte beceriksizlik gösteren geleneksel sağ ve sol partilere karşı kendisini bir alternatif olarak gösterebilmesinde yatıyor. Bu ortamda da Türkiye, Atatürk devrimlerinden ve laiklikten uzaklaşarak azgelişmiş bir ümmet toplumu olmaya doğru yol alıyor. Değerli okurlarım. Bu gidişata dur diyebilmenin tek bir çaresi var. Bu da, merkez sağ ve sol partilere mensup milletvekillerinin vicdanlarının sesini dinleyerek ve partiler üstü bir yaklaşımla güçbirliğine giderek, temiz toplum özleminin gereklerini yerine getirecek, devleti yeniden örgütleyecek, millete yeniden umut ve güven verecek ve Atatürk devrim ve ilkelerine sahip çıkacak, geniş tabanlı ve kendi içinde tutarlı bir ulusal dayanışma hükümeti kurmalarına bağlıdır. Türkiye'yi aydınlığa çıkaracak yol, TBMM üyelerini bu basiret ve cesareti göstermeye ikna etmekten geçiyor. Demokrasilerin en güçlü etkileme ve yönlendirme silahı kamuoyu oluşturmak... Bunun bilinciyle, hepimizin, ülkemizdeki mesleki kuruluşları, sivil toplum örgütlerini ve basını harekete geçirerek, ulusal dayanışma hükümeti kurulmasına yönelik etkili bir kampanya başlatmaya azami çaba göstermeliyiz. ----------------- (1) The Economist, 12 Eylül, 1992. (2) Türk Laikliği Üzerinde Düşünceler, Liberal Düşünce, Sayı 1, 1996.
|