tarih tool

milliyet logosu

Karacan'ın "düzenlemesi"nin makro sonuçları

Muharrem Karslı

GEÇEN yazımızda "Düzenleme"nin aracı kurumlar açısından mikro sonuçları üzerinde durduk. Şimdi piyasa üzerindeki sonuçlarına bakalım.
1- Bu kararlar borsanın işlem hacmini daraltıcı kısıtlamalar getiriyor. Oysa, Hazine itfa edilen borçtan daha az borçlandıkça piyasada büyük miktarda para aylak kalıyor. Bu paranın borsaya gidemeyen kısmı dövize yönelecektir. Türkiye yeniden bir döviz krizine düşebilir.
2- Bu "Düzenleme" devletin özelleştirme politikasını sabote ediyor. Zira, işlem hacmi daraltılan bir piyasada özelleştirme yapamazsınız. Avrupa'da en başarılı özelleştirme, en büyük ve en derin borsaya sahip olan İngiltere'de yapılmıştır.
3- Bu kısıtlamalarla işlem hacmi daraltılan, derinliği azaltılan bir borsa her türlü manipülasyona açık hale gelir.
Karacan'ın girişiminin en iyi niyetli yorumu, aracı kurumlara tırpan atmak, daha doğru bir ifadeyle aracı kurumları soykırıma tabi tutmak şeklinde ifade edilebilir.
* * *

Karacan ne diyor?

1- Piyasaya sermaye girmeli, 5 milyar sermaye ile bu iş olmaz, diyor. Esasen küçük ve orta ölçekli aracı kurumların hepsi makul miktarda sermaye artırmaya hazır bekliyor. Ama bu miktarlara ulaşmak ne mümkün?
Peki, bu yoldan piyasaya sermaye giriyor mu? Hazine bonosunda bloke edilen sermaye piyasaya girmiş sayılır mı?
2- Karacan geçen yıl hazırladığı kanun tasarısıyla bir Güvence Fonu kurmaya hazırlanıyordu. Tasarı kanunlaşamadı. Şimdi İMKB kendi kaynaklarından 1 trilyon lira koyarak bu fonu kurmaya karar verdi, Karacan veto etti. Sebep? Borsanın parası kamu parası'ymış. Kamu parasıyla fon kurulmazmış.
Bu Güvence Fonu kamu yararı için kurulmuyor mu?
Karacan'ın Güvence Fonu'nu veto etmesi tek bir sebebe bağlanabilir: Güvence Fonu kurulursa, yapmaya hazırlandığı aracı kurum katliamına yeterli gerekçe kalmaz.
3- Bütün bu işlem kısıtlamaları hangi sermaye piyasası araçları için getiriliyor?
Yalnız hisse senetleri için.
Tahvil, Hazine bonosu, repo? Hayır. Bunları yapan aracı kurumlar müşteri parasıyla batamazlar mı?
Hazine, borçlanma senetlerini ve iç borç stokunu azaltıp, taahhütlerini mülkiyeti temsil eden senetlere, yani hisse senedi, yatırım ortaklığı gibi enstrümanlara çevirmeye çalışırken, SPK Başkanı kendi başına aldığı kararla hisse senedi pazarını daraltıp borçlanma senetlerini serbest bırakıyor, teşvik ediyor. Devletin iktisadi politikasını sabote ediyor.
4- Karacan, aracı kurumların faaliyet nevileri içinde en basiti olan komisyon karşılığı alım satıma aracılık faaliyeti için 50 milyar lira sermaye biçiyor, en riskli iş olan underwriting (ihraç piyasasında taahhütlü aracılık ya da aracılık yüklenimi) işleri için 10 milyar lirayı yeterli görüyor. Yani, bir aracı kurum, bir şirketin halka açılmasında hisse senetlerinin ya da tahvil ihracında tahvillerinin tamamını satmayı taahhüt ediyor ve şu süre içinde satamazsam parayı ben vereceğim, diyor. İhraç miktarı çok yüksek olabilir. Ama, SPK, bu iş için sermaye olarak sana 10 milyar yeter, diyor.
5- Portföy yönetimi en yüksek güvence isteyen faaliyet dalıdır. Çünkü, 100 milyarlık, belki 500 milyarlık portföyünüzü "Eti senin kemiği benim" diyerek bir portföy yöneticisine teslim ediyorsunuz. Sermaye? 10 milyar yeter. İşlem sınırlaması? Yok.
Karacan, banka aracı kurumları için öngördüğü sermaye olan 125 milyar lirayı baz almış. Basit aracılık ve repo için 50'şer milyar ayırınca, çok daha riskli olan underwriting ve portföy yönetimi'ne ancak 10'ar milyar kalmış. Amacın basit aracılığa çok sermaye tahsis edip, yalnız bu işi yapan KOBİ aracı kurumları ortadan kaldırmak olduğu belli değil mi?
Böyle bir sermaye piyasası otoritesi olan bir memlekette özelleştirme başarılı olabilir mi? Böyle bir piyasaya yabancı sermaye gelir mi?
Karacan kendi devletine karşı Danıştay'da dava açtığı halde (İzmir Vadeli Pamuk Borsası) aracı kurumların Danıştay'a gitmesine tahammül edemiyor, onları tehditle vazgeçirmeye çalışıyor: İzmir'e borsa açarım, bir sürü yeni aracı kuruma izin verip "borsayı rekabete açarım" diye tehditler savuruyor. Böylece, Anayasa'nın 36. maddesiyle teminat altına alınan "hak arama hürriyeti"ni kısıtlamaya çalışıyor.
İMKB 165 üyesiyle dünyanın en bol üyeli borsalarından biridir. 165 üyeyle rekabete açılmamış da, yeni gelecek üyelerle mi açılacak?
Özel finans kurumları yıllardır borsaya girmek için uğraşıyorlar, SPK onları dışlıyor. Bizce de borsaya girmek onların hakkıdır. Ama, şimdi bunları tehdit için ortaya atıyor.
Dünkü Milliyet'te Nedim Şener'in haberinde SPK kaynaklı bir tablo vardı. Çıkarılan düzenleme aracı kurumların işlem hacmine "özsermaye" itibariyle kısıtlama getirdiği halde, tabloda "müseccel" (çıkarılmış) sermaye kullanılarak kamuoyu yanıltılmaya çalışılıyor.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]