tarih tool

milliyet logosu
livaneli.gif

Çağımızın utanç fotoğrafı

Zülfü Livaneli

BİR ana!
Kendini oğluna siper etmiş, kollarını kaldırmış, onu darbelerden korumaya çalışıyor.
Delikanlı oğluna indirilen birer metrelik sopalar, onun yaşlı, romatizmalı kollarında patlamakta.
"Vurmayın! Kurban olim dövmeyin!" diye yalvarıyor ana.
Yavrusunu korumaya çalışan bir kartal gibi kollarını havaya kaldırmış.
Durmadan sopalar iniyor o kollara.
* * *
ANAYA sopa sallayanlar, aslında öteki oğulları.
Kendileri bilmiyorlar bunu ama onlar da bu anaların oğulları.
Analarının arkasındaki kardeşlerinin kemiklerini kırmak, kafasını patlatmak öfkesiyle kıvrandıkları için bu gerçeği göremiyor ve ananın kollarını parçalıyorlar.
Bunlar, ak saçlı ananın askere gönderdiği oğulları.
Jandarma olarak görev yapıyorlar ve kendi öz analarına tıpatıp benzeyen ak saçlı anayı kalın meşe sopalarla dövmekten zevk alıyorlar.
* * *
BU utanç fotoğrafı, 18 Ocak 1997 günü Sarıgazi'de çekiliyor.
20. yüzyılın en önemli anlarından birisi.
Türkiye'nin içine sürüklendiği cinneti bu fotoğraftan daha iyi anlatan bir belge bulunabilir mi?
Cenaze törenindeki acılı insanların üstüne aniden saldıran jandarmalar...
Sonra o insanları önlerine katıp kadın, erkek, yaşlı, çoluk, çocuk demeden kalın meşe sopalarla dövmeleri, sopayı olanca güçleriyle insanların kafalarına indirmeleri ve tutup yere savurdukları kadınları hunharca tekmelemeleri.
Bu manzara Türkiye'de İstanbul'da yaşanıyor.
Yabancı bir ordunun işgal görüntüleri değil bunlar.
Cenaze törenindeki Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına saldıran Türk askerinin görüntüleri.
Dört genç asker, yere savurdukları bir genç kadının üstünde tepiniyor ve onu boş bir çuval gibi tekrar tekrar tekmelemekten zevk alıyorlar.
* * *
OYSA o kadın onların bacısı.
Dövdükleri yaşlı kadın onların anası.
Ak saçlarına kan bulaşmış yaşlılar onların büyüğü.
Aynı toprağın, aynı dilin, aynı yoksulluğun, aynı yaşam koşullarının ürünü hepsi.
* * *
ŞİMDİ kimse kalkıp da "inzibatı temin"den falan söz etmesin.
Düzeni sağlamak isteyen kolluk gücü, yere savurduğu yaşlı kadınları yerde tekmelemez.
Üç dört kişi bir olup zaten ellerine geçmiş, yerde kıvranmakta olan genç kadının üstünde tepinmez.
Bu davranışın düzen sağlamayla ilgisi yoktur.
Olsa olsa büyük bir öfkenin, öç alma isteğinin, düşmanlığın dışavurumudur bu.
* * *
SARIGAZİ'de dayak yiyen analara bakar içleniriz.
Manisa'da şarkı söyledikleri için yaşamları parçalanan gençlerimizi görür isyan ederiz.
Diyarbakır'da yarı aç yarı tok yaşam mücadelesi veren halkımızı seyreder insanlığımızdan utanırız.
Ve buna benzer zulümleri dile getirdiğimiz için yirmili yaşlarımızda bizi de hapse atan, ailemizi ve yaşamımızı altüst eden ilkel anlayışın bunca yıl sonra bile egemenliğini sürdürdüğünü düşünür ve "Ne talihsiz bir halkmışız!" diye dertleniriz.
Bir "harami saltanatı"nı sürdürmek için, bunca kan, bunca gözyaşı, bunca acı, bunca adaletsizlik, bunca hunharlık...
Şu kadim Anadolu toprağı ne zaman zulümden kurtulacak?
* * *
BİR an gözümün önünde bir hayal...
Mustafa Kemal Paşa, Sarıgazi'deki olayları izliyor ve Anafartalar'da, Sakarya'da, Afyon'da komuta ettiği kahraman, fedakar Mehmetçiğin, kendi yurttaşlarını, savunmasız yaşlı kadınları hunharca dövdüğünü, yerlerde sürüklediğini görüyor.
Milletin atası olan büyük asker, milletine reva görülen bu zulüm karşısında ne düşünürdü acaba?

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]