tarih tool

milliyet logosu

Almanya'da "küçülmüş" sosyal devlet

Atilla Özsever

ALMANYA Çalışma Bakanı Norbert Blüm, "Deutschland" isimli derginin Ekim sayısında sosyal devletle ilgili görüşlerini şöyle açıkladı:
"Sosyal devletimizin geleceği, ne sosyal devletin, ekonomik etkinliği sekteye uğratacak ağır bir yük oluşturacak şekilde geliştirilmesinde, ne de toplumsal barışı tehdit edecek ölçüde geriletilmesinde yatar."
Alman Bakan Blüm, "ABD, çok zorlu bir deneyimden geçerek, sırf özel sigortalara dayandırılan bir sistemin yoksulluk sorununu çözmekte yetersiz kaldığını farkediyor. Öte yandan, her türlü sosyal güvencenin devlet tarafından üstlenildiği sistemler de, yönetilebilirliklerinin sınırına dayanmış durumda" diye görüş belirtiyor.
Çalışma Bakanı Blüm'ün emeklilik konusundaki görüşü ise şöyle:
"Emeklilikte geçirilen sürenin giderek uzaması, çalışma yaşamında geçirilen zamanın ise kısalması olacak şey değil. Hiç bir sosyal güvenlik sistemi bu yükü sürekli taşıyamaz. Bu yüzden emeklilik yaşının yükseltilmesinden başka yol yok. Ama biz, bu uygulamayı yumuşattık. Çalışma hayatından emekliliğe hemen geçmek yerine, yaşlılıkta part - time çalışma düzenlemesi sayesinde yavaş yavaş emekliliğe adım atma fırsatı veriyoruz. Erken emeklilik de söz konusu ama bunun da maaşı düşük oluyor."
Blüm'le bu söyleşiyi yapan gazeteci, Bakan'ın yaklaşımını "küçülmüş" bir sosyal devlet olarak tanımlıyor. Blüm itiraz etse de biz de aynı görüşteyiz. Çünkü Alman parlamentosu, geçen eylül ayında emekli yaşını yükselten, işten çıkarmayı kolaylaştıran, işsizlik parasını ve yardım süresini azaltan, hastalık yardımını düşüren bir yasayı kabul ederek 40 yıllık sosyal devlet kazanımlarını büyük ölçüde budadı...

Türk - İş "özelleştirme"yi terketti!

TÜRK - İş Eğitim Sekreteri Salih Kılıç, kendisine konuşma hakkı tanınmadığını öne sürerek, İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) 16 Ocak'ta İstanbul'da düzenlediği özelleştirme toplantısını terketti. Salih Kılıç, toplantıyı terk ediş gerekçesini şöyle açıkladı:
"Ben sabah toplantısına geldim. İşçi temsilcileri öğleden sonra konuşacaktı. Sabah henüz salona girmeden İSO Başkan Danışmanı olduğunu söyleyen bir kişi bana 'Siz panelde görüş belirtemeyeceksiniz' deyince, 'Neden 'diye sordum. Danışman, 'Başkan Kavi ile bu konuyu görüşebilirsiniz" dedi. Son derece nezaketsiz bir tavır. Ben oraya Başkan Meral adına geliyorum. Bu durum karşısında olayı protesto amacıyla toplantıyı terk ettim"
İSO Başkanı Hüsamettin Kavi ise "Biz başlangıçta Başkan Bayram Meral'in gelmesini bekliyorduk. Sabah Bayram Meral gelirse Türk - İş Başkanı olarak o konuşacaktı. Gelmezse Salih Kılıç konuşacaktı. Sanıyorum, Kılıç konuyu yanlış anladı. Her halde Türk - İş özelleştirme konusunda bir görüş belirtmek istemedi. Onun için konuşmadılar" dedi.
Öğleden sonraki oturuma işçi sendikalarından sadece Hak - İş adına Salim Uslu katıldı. İSO Başkanı Kavi'ye DİSK'in toplantıya neden katılmadığını sorduğumuzda, Kavi, "DİSK'i de davet ettik fakat isim bildirmediler" dedi.

Koreli işçi, globalizme başkaldırdı

Ucuz emek sayesinde Asya Kaplanı olarak anılan ve küreselleşmenin neo - liberal politikalarını uygulayan Güney Kore modeli, işçinin tepkisiyle karşılaştı
Koreli işçiler, gece yarısı meclisten geçirilip iş güvencesi ve sendikal hakları kısıtlayan yasaya karşı bir aydır süren grev ve protestolarla tepki gösteriyorlar

1990'lı yıllara kadar ucuz emek sayesinde ekonomisini büyütüp ihracatını geliştiren ve "Güney Kore mucizesi" diye anılan model tepki görmeye başladı. Güney Kore işçi sınıfı, küreselleşme politikaları sonucu ekonomik krize giren ve bu krizi aşmak için yine emeği baskı altına almaya çalışan neo - liberal uygulamalara artık "yeter" dedi.
Asya Kaplanı olarak bilinen ama gerçek kaplanların işçiler olduğu Güney Kore'de, grev ve protestolar bir aydır sürüyor. Harb - İş Sendikası araştırma uzmanı Hakan Aslan, Güney Kore'deki gelişmeleri inceleyen bir çalışma yaptı. Harb - İş'in araştırmasına göre, işçi hareketi üzerindeki politik ve anti - demokratik baskılar sonucu "sindirildiği" düşünülen Güney Kore'li işçilerin tepkisinin anlamlı olduğu vurgulandı.
Güney Kore hükümeti, 26 Aralık 1996'da iş güvencesi ve sendikal hakları kısıtlayan bir yasayı sabaha karşı 6 dakikada parlementodan geçirdi. Bunun üzerine işçi sendikaları yasanın geri çekilmesi için grev ve protestolara başladılar. Sendika liderleri tutuklanınca polisle işçiler arasında şiddetli çatışmalar oldu.
Çalışma sürelerinin uzun olması, işten çıkarmaların kolaylaştırılması, kamu kesiminde örgütlenme ve grev yasakları, eylemlerin başlıca nedeni oldu. 1991'de ILO'ya giren ve ILO'ya verdiği sözleri tutmayan Güney Kore hükümetine karşı sendikaların tepkisi yoğunlaştı.
Sendikalar, işçi haklarını kısıtlayan yeni yasayı Güney Kore'de 1987'ye kadar devam eden askeri rejim yasasına benzettiler. Hükümetin 1996'da 23 milyar dolar cari açık veren ekonomiyi, emeği disipline ederek ve haberleşme başta olmak üzere bir çok kamu kuruluşunda özelleştirmeyi öngörerek düzlüğe çıkarmak istemesi tepkiyle karşılandı.
Harb - İş uzmanı Aslan, küreselleşmenin Güney Kore'de uygulamak istediği neo - liberal politikaların artık zorlandığını kaydederek, "Üçgen tamamlanıyor. Batı Avrupa'da, Latin Amerika'da ve nihayet Asya Pasifik'te işçi hareketinin globalizme karşı bir tepkisi oluşuyor" diye görüş belirtti.
Resimaltı: Ünlü The Economist Dergisi, son sayısında Güney Kore olaylarını "Global ekonomiye yerel öfke" başlığı ile kapak yaptı.


[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]