Çarkın çark etti
Sedat Bucak'ın koruması Ayhan Çarkın, polis sorgulamasında Topal'ın öldürüldüğü gece Kadıköy yakasında görevli olduğunu öne sürerken, DGM'ye verdiği ifadede ağız değiştirerek, izinsiz olarak görev yerini terkedip arkadaşlarıyla eğlenmeye gittiğini itiraf etti
Sedat Bucak'ın korumalığını yapan Özel Harekat görevlileri DGM Savcılığı'nda şok iddialarda bulundular. Daha önceki ifadelerinde Ömer Lütfü Topal'ın öldürülüğü gece Kadıköy yakasında görevli olduğunu öne süren Ayhan Çarkın, DGM savcısına verdifi ifade ise izinsiz olarak görev yerini terkederek, arkadaşlarıyla eğlenmeye gittiğini söyledi. Diğer koruma Ercan Aksoy da arkadaşları gibi Abdullah Çatlı'yı Mehmet Özbay kimliğiyle tanıdığını açıklarken, "Gayet rahatlıkla üzerinde taşıdığı silahı Büyük Millet Meclisi kapısına bırakıp içeri girip çıkan, gerektiğinde aynı şekilde askeri birliklere girip çıkan, havaalanlarında aynı şekilde hareket eden bir insandı, şüphelenmemize imkan yoktu" görüşünü savundu. Ayhan Çarkın, DGM'deki ifadesinde "çete" iddialarını reddederken, daha önceki ifadeleriyle zaman zaman çelişti. Özellikle Ömer Lütfü Topal'ın öldürüldüğü gece izinsiz olarak görev yerini terkettiğini DGM Savcısına verdiği ifade de açıklayan Çarkın, şunları söyledi: "Ben Abdullah Çatlı'yı gerçek kimliği ile tanımıyorum ancak Mehmet Özbay kimliği ile 1.5 - 2 yıldan beri tanıyorum. Kendisini Sedat Bucak aracılığıyla tanıdım. Tanıştıktan sonra da ailecek görüştüğüm bir insandır. Kendisinin sosyal ilişkileri itibariyle çok muhiti olan her yerde rahatlıkla girip çıkan işyeri olan, ruhsatlı silah taşıyan bir işadamı olarak biliyorum. Bu sebeplerle de kendisiyle yakın ilişki tesis etmekten herhangibir endişe duymadım. Ancak Susurluk kazasından sonra bu kişinin gerçek kimliğinin Abdullah Çatlı olduğu ve 18 yıldır aranan bir insan olduğu meydana çıktı. Kamuoyunda ve basında çok çeşitli spekülasyonlar yapılınca ben de olayın akabinde İstanbul Devlet Güvenlim Mahkemesinde verdiğim ilk ifadede bu kişiyi eskiden tanıdığımı sakladım ve polis memuru olarak şahsıma bir zarar gelir düşüncesiyle paniğe kapıldığım için kendisini Sedat Bucak'ın koruması olduktan sonra tanıdığımı söylemek zorunda kaldım.
GÖREV YERİMİ İZİNSİZ TERKETTİĞİMİ SAKLADIM
Polis ifademde görev bölgem olan Kadıköy'den Avrupa yakasına geçtimi ve orada Şamdan Sa isimli eğlence yerine uğrayarak yiyecek bir şeyler atıştırdığımı ve ordan sonra da tekrar görev bölgeme döndüğümü, orada da içkili bir yerde bir miktar alkol aldıktan sonra istirahate ayrıldığımı söyledim. Bu beyanım doğrudur. Tam saatini hatırlamamakla birlikte olay günü saat 22. 00 ya da 23. 00 de Şamdan Sa'ya geldim, zira orada güvenlik görevlisi olan Ömer, Ercan, İbrahim isimli arkadaşlarım vardı, onlara gider gelirdim olay günü de bu vesileyle gittim. Kadıköy'den Anadolu yakasına bu geçişimi gerek Emniyet Genel müdürülğü'nde alınan ifademde, gerekse İstanbul devlet Güvenlik mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğim ilk ifademde bildirmedim. Çünkü ben o gün o ekibin amiri durumunda idim, eğer bu şekilde görev yerimi terkettiğimi ifade etmiş olsaydım, idari açıdan ceza görebilirdim. Bu sebeple arkadaşlarımı da mağdur durumda bırakmamak için saklamak zorunda kaldım." İstanbul Emniyet Müdürlüğünde kanunsuz olarak gözaltına alındığını öne süren Ayhan Çarkın, şöyle devam etti: "Arkadaşlarımı sormaya ve aramaya gittiğim halde beni hücreye attılar, ellerimi arkadan kelepçelediler, sonra bir grubun huzuruna aldılar. Buradakiler hep rütbeli emniyet görevlileriydi ve iki de sivil bulunuyordu. Ellerinde mavi bir dosya vardı, bana faili meçhul olarak işlenmiş 91 tane cinayetin faili ve yönlendiricisi olduğum isnat ve ifade edilerek sorular soruluyordu. O tarihte oğlumun sünnet düğünü vardı, kendilerine yalvardım, güldüler bana izin vermediler. Ben de buna çok sinirlendim orada bulunanların hepsine küfür ettim. 'Evet bu cinayetlerin hepsini ben işledim, ne soruyorsanız hepsine evet' dedim. Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Nesim Malki, Tarık Ümit, Yusuf Ekinci, Medet Serhat, Faik Candan ile iki İranlı, Fazi Mahallesindeki 17 kişi ve Kürdistan Ulusal Meclisinin 6 üyesini hepsini benim öldürdüğümü isnat ettiler. Ben sinirlendim, başka isnat edeceğimiz var mı, Kennedy ve Çavuşesku'yu da ben öldürdüm dedim. Ben sinirlenince önlerindeki dosyayı kapatlılar. Bu defada 'Sen bunları Devlete ve Millete hizmet olsun diye öldürdün veya yönettin ancak Ömer Lütfü Topal'ı kendiniz ve para için öldürdünüz' dediler. Ben kabul etmedim ve yine küfür ettim. Ayrıca Hüseyin Kocadağ'ı, işadamı Emperyal grubu müdürü Osman'ı da öldürmek istediğimi söylediler. Bende sinirlenerek sizi ve Müdürlerinizi de öldüreceğim dedim. Bu söylediklerim resmi bir ifade zaptına geçilmedi ve imzalanmadı, ancak ben Asayiş Şube Müdürü Fatih Özkan'ın odasında Atatürk resmi arkasında kamera tertibatı olduğunu ve benimle bu mülakatın yapıldığı odada ses kayıt tertibatının bulunduğunu farkettim. Benim sinirlenerek tehevvülen söylediğim bu sözleri en azından ses cihazları ile bantlara kaydediliğinden eminim."
"YEŞİL'İ SORDULAR"
Ayhan Çarkın, emniyetteki ilk sorgusunda Yeşil'in adının da gündeme geldiğini belirterek, açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Bana Yeşil diye birinden bahsettiler, gidin ona sorun dedim. Tarık Ümit'i sordular, gidin Mehmet Eymür'e sorun dedim.." Ayhan Çarkın, Mehmet Özbay olarak bildiği Abdullah Çatlı'yı polis memuru ve sivil olan bir çok arkadaşına tanıştırdığını, bu nedenle de Çatlı'nın kendisini ve arkadaşlarını telefonla aramasının normal olduğunu savundu. Özbay kimlikli Çatlı'yla çok sık görüştüklerini de anlatan Çarkın, şöyle devam etti: "Devamlı emniyet müdürlüğüne girer çıkardı, üst düzeyde bir çok kişilerle görüşen, oturup kalkan bir insan olduğu için bizde onunla arkadaş olmaktan bir endişe duymadık. Sami Hoştan, Ali Fevzi Bir'i de tanırım. Bunları da yaklaşık 2 yıldır Sedat Bucak'ın yanında görmem sebebiyle tanıştım. Bu kişiler Mehmet Özbay'ı benden önce tanırlar." Ankara'ya giderken görevlilere itiraflarda bulunduğu yolundaki haberleri de yalanlayan Çarkın, "Ben sadece onlara yaşadığım olayların etkisiyle küfür ettim. Ankara'da bizi Özel harekat Dairesi'nde 24 saat tuttular, ifadelerimi aldılar ve olayla ilgimizi göremeyince serbest bıraktılar" dedi. Çarkın, Emniyet Genel Müdürlüğü üst düzey görevlilerinin kendilerini Ankara'ya götürmeleri konusunda neden özel ilgi gösterdiklerini anlayamadıklarını belirten Çarkın, sözlerini şöyle noktaladı: "Her nekadar Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmesinde kullanılan silah üzerinde kendisiyle samimi olduğumuzu söylediğimiz Abdullah Çatlı'nın parmak izi tesbit edilmiş ise de bu durumlar bizi ilgilendirmez. Benim arkadaşım böyle bir suç işlemişse bu bizim de iştirak ettiğimize delalet etmez. Eğer ben böyle bir suç işleseydim şimdi huzurunuza gelmezdim ve kaçardım. Hatta bizim kaçmamız ve yargı merciilerin önüne çıkmamamız için bir çok siyasi kişiden cazip teklifler çok büyük paralar teklif edildi. Gerekirse bu kişileri mahkemeler safhasında açıklar ve ispat ederim."
ERCAN ERSOY'UN İFADESİ
Cezaevinde bulunan diğer koruma polisi Ercan Ersoy 13 Ocak 1997 tarihinde çıkartıldığı İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde hakim Raşit Ergin Şeran'a şu ifadeyi verdi: "Ben Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesi olayı ile yakından uzaktan ilgili değilim. Abdullah Çatlı'yı basın açıklayana kadar Mehmet Özbay diye tanırdım. Kazadan sonra yaralı ve ölüleri araçtan çıkardığımızda Abdullah Çatlı henüz yaşıyordu, benim kollarımda öldü. Ben iddia edildiği gibi bu şahıslarla birlikte çete mensubu olsaydım, ölüyü yol üzerinde metruk bir yere bırakıp araçta ne kadar delil ve ipucu varsa tamamını alır yok ederdim. Gördüğüm silahları tek tek saydım, görmediklerimi ise samimi olarak söylüyorum gerçekten görmedim, bana karanlıktan ya da olayın paniğinden görmemişsindir deniliyor, buna imkan yok. Doğuda, güneydoğuda kan görmeye alıştık, birçok arkadaşımız ellerimde öldü, böyle bir olay bende panik yaratmadı, ölü ve yaralıları büyük bir rahatlıkla ve soğukkanlılıkla kurtarmak için gereğini yaptık" Ayhan Çarkın da yine tutuklanmadan önce DGM'de hakim huzurunda bir ifade daha verdi. Çarkın bu ifadesinde de "Benim Çatlı'yı Mehmet Özbay olarak tanıdığım doğrudur, ancak ilk günlerde olay medyada öylesine sansasyon haline getirildi ki biranda paniğe kapıldım ve bu paniğin etkisinde kalarak Mehmet Özbay'ı tanımadığımı söyledim. Doğrusu böyle bir işe karışmış olabilmekten korkmuştum". Bu şahsı Mehmet Özbay olarak tanıdığım süre içerisinde milletvekilleriyle, patronlarla, komutanlarla, her türlü yerde ve mekanda rahatlıkla biraraya gelip onlarla oturup kalkabilen bir insandı" diye yineledi.
ÖZEL TİMCİ OĞUZ YORULMAZ TELEVİZYONDAKİ "SES"LERDEN KORKMUŞ
Arkadaşlarıyla birlikte tutuklanarak Metris cezaevine konulan Oğuz Yorulmaz da cinayetle ilgisinin olmadığını iddia etti. Yorulmaz, şöyle dedi: "Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesi olayına hiçbir şekilde karışmadım, bu olayların olduğu zaman İstanbul'da Rıfat Usta diye bilinen lokantada idim. Aynı gün Mustafa Altınok diye bir arkadaşım o gün nöbetçi ekipte idi, bir ara gelip lokantada benden cep telefonumu aldı. Oturup yanımızda kalmadı. "Çatlı'yı Mehmet Özbay olarak tanırım, bilirim, kamuoyunda Çatlı olarak açıklandığı zamana kadar da Mehmet Özbay olarak biliyordum. Kazadan sonra Abdullah Çatlı olduğunu öğrendim. İlk beyanlarımda Mehmet Özbay olarak tanıdığım bu kişiyi tanımadığımı söylemiştim. İşin doğrusu o zaman kamuoyunda çıkan yoğun haberler sonucu, bir de medyada özel ses ve silah efektleri ile verilen haberlerin yarattığı korku ve endişe ile Mehmet Özbay'ı tanımadığımı söyledim. Korkmuştum."
|