tarih tool

milliyet logosu
akyol.gif

Devleti işletmek

Taha Akyol


KARANLIK ilişkiler örtülecek mi? "Örtülecek" diyerek ideolojik ajitasyon yapabilirsiniz: Burjuva rejimler ne yapsalar kirlidir!
Ya da, "örtülmeyecek" diye yan gelip yatabilirsiniz!
Türkiye'de ikisini yapanlar da var.
Doğruyu bulmak için, hukuk diliyle konuşmak ve mekanizmalarının nasıl işlediğine bakmak gerekir.
Birikimli bir hukukçu olan Susurluk Komisyonu Başkanı RP'li Mahmut Elkatmış'a sordum; anlattı:
- Kamuoyu, üzerine gitmediğimiz tek yanık kokusundan; tek ipucundan, tek karineden bahsedebilir mi? Her partiden arkadaşlarla komisyonumuz canla, başla çalışıyor.
DYP'nin "çete"yi örtmek istediği söyleniyor?
- Ne münasebet. Geçen gün Meclis'te Necmeddin Cevheri ile karşılaştım, sohbet ettik. "Sonuna kadar gidin, hiçbir şey kapalı kalmasın, her şey gün ışığına çıksın, kamuoyunda hiçbir şüphe sebebi kalmasın" diyerek çalışmalarımızı teşvik etti. Saffet Arıkan Bedük de benzer şeyler söyledi. DYP milletvekilleri de kesinlikle sonuna kadar gidilmesini istiyor.
Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunun yetersiz olduğu söyleniyor:
- Komisyon olarak raporu istedik. Birkaç güne kadar gelir. Eksik teftişe ihtimal vermiyorum. Eksik varsa biz araştırırız!

POLİTİKACILAR vardır hep "politik" konuşurlar; hasmı kötüleyip kendi iddialarını reklam ederler. Politikacılar vardır "uzmanlık bilgisi"nin değerini bilirler. Hukukçu ve Adalet eski Bakanı ANAP'lı Oltan Sungurlu böyledir.
Diyor ki:
- Adalet Bakanı soruşturmalar hakkında çok konuşuyor, savcılarla toplantılar yapıyor, delillerden bahsediyor. Soruşturma işlerine bu kadar `girmesi' yanlıştır. Ancak, Adliye'ye güvenim tamdır. Adliye'nin nasıl çalıştığını bilirim. Çorap söküğü gibi sökerler. Bu arada Emniyet'in sağlam durması lazımdır. Adliye'nin eli kolu zabıtadır.
Sungurlu, İstanbul Emniyet Müdürü Ramazan Öz'ü tanıdığını söyledi:
- Çok namuslu, dürüst bir insandır. Tek sorunu, İstanbul'da teşkilatı tanımamasıdır.
Bu belki de avantajdır! Sungurlu Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel'in de "namuslu adam" olduğunu söyledi.
Emniyet'in kendi içinden çıkmış eski amirlerini sıkı takiple yakalaması, gerçekten güven veren, alkışlanacak bir başarıdır.

DEMOKRASİLERDE "kuvvetler ayrılığı" keskin değildir: İdare'nin müfettişleri bir suçu görmezse, Adliye'nin savcısı görür. O da görmezse Meclis'in Araştırma ve Soruşturma Komisyonları görür!
Meclis komisyonları "iktidar oyları" ile bir dosyayı kapatırsa, muhalefetten bir milletvekili aynı dosyayı savcılığa verip "suç duyurusu"nda bulunur.
Demokrasiler, "çarenin yokluğundan" değil, "çarenin işletilememesinden" tıkanır.
Çareyi işletecek olan da, kurumlar ve kamuoyudur!
Türkiye'de tıkanan, partiler kurumudur. Bu bakımdan, "Başkanlık Sistemi" dahil, "siyasi irade"nin oluşmasını kolaylaştıracak sistemleri tartışmak gerçekten gerekiyor.
Yoksa Türkiye Cumhuriyeti bütün kurumlarıyla çürümüş değildir. İşte, "çete" olayı, müfettişlerce teftiş ediliyor, Adliye'ce soruşturuluyor, Meclis'çe araştırılıyor.
Bütün demokrasilerde olduğu gibi bizde de kurumların çalışması için kamuoyunun ilgisi ve takibi gerekiyor. Kamuoyunun "Susurluk" baskısı sürmeli... Hukuk diliyle konuşarak ve mekanizmaları işleterek...

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]