Türkiye AB'nin 4. büyük pazarı
Şahin Alpay
Türkiye olabildiğince yakın bir gelecekte Avrupa Birliği 'nin tam üyesi olmalı. Türk modernleşmesi, bu hedefinden vazgeçemez. Bu hedefin önündeki engelleri biliyoruz. Bu engellerin, bir kısım Avrupalıların "Müslüman Türkiye'yi Hristiyan kulübüne almama" niyetlerinden ibaret olmadığını da. Bugün Türkiye eğer Avrupa'dan uzaklaşıyor ise, bunun esas sorumluluğunu kendimizde arayalım. Uzun yıllar "Onlar ortak biz pazar" zihniyetiyle Avrupa bütünleşmesine kuşkuyla baktık; üzerimize düşeni yapmadık. Sonra birden, Avrupa'nın hiç bir yerinde görülmeyen bir enflasyon oranına, yüksek oranda işsizliğe ve tek kelimeyle utanç verici insan hakları ihlallerine rağmen, AB üyeliğine hemen kabul edilebileceğimiz vehmine kapıldık. Avrupa'nın manzarası kökten değişip, başka ülkeler üyelik sırasında öne geçince, küstük. Bu arada, AB'nin temsil ettiği tüm değerlere yıllarca düşmanlık yapan kimselere iktidarı teslim ettik. Türkiye, AB üyeliğinden asla vazgeçemez. Çünkü Türkiye, insan haklarına dayalı demokrasi ve sosyal piyasa ekonomisini tüm kurum ve kurallarıyla yerleştirme hedefinden vazgeçemez. Türkiye temel sorunlarının üstesinden ancak Batılı normları kayıtsız şartsız tesis ederek gelebilir. AB ile Gümrük Birliği anlaşmasına, çok çeşitli gerekçelerle karşı çıkıldı. Muhalefet cephesi Batı düşmanı en radikal İslamcılardan, en koyu Batı yandaşı liberallere kadar uzandı. Felaket senaryoları çizildi. GB birinci yılını doldurdu. Manzara ne? Konuyu yakından takip edenlere göre özetle şu: Döviz krizi, iflaslar, istihdam kaybı olmadı. Devlet büyük bir gelir kaybına uğramadı. İthalat önemli ölçüde arttı, ama büyük ölçüde yatırım mallarına gitti. Dolayısıyla üretim potansiyeli arttı. Beklenen yabancı sermaye patlaması olmadı, ama geçen bir yıl Türkiye'de az iktisadi ve (iç ve dış) siyasi belirsizlik yaşanmadı. Sonuç: Birinci yılı sonunda GB deneyimi "felaket senaryoları" nı andırmıyor. GB'ne ilişkin AB'den gelen bilgilerin ise "felaket senaryosu" ile hiç ilgisi yok. AB kaynaklarına göre, 1996'da Türkiye - AB arasındaki ticaret hacmi 33 milyar doları aştı. Türkiye AB'den 21 milyar dolarlık mal ithal etti; AB'ye 12 milyar dolarlık mal ihraç etti. Bu rakkamlarla Türkiye 1996 yılında AB'nın 6. büyük ticaret ortağı oldu. Türkiye, ABD, İsviçre ve Japonya'dan sonra AB'nin 4. büyük pazarı. AB'nin ithalat yaptığı ülkeler arasında ise 13. sırada gelmekte. AB çevreleri 1997'de Türk ekonomisinin daha iyi bir performans göstereceğini umuyor. Edindiğim bilgi ve izlenimler, 1997 yılında Türkiye - AB ilişkilerinde siyasi bakımdan da, geçen yılın tersine, bir yakınlaşma; her iki taraftan da ilişkileri düzeltme çabası görülebileceği doğrultusunda. AB - Türkiye Ortaklık Konseyi 29 Nisan'da toplanacak. Toplantıda kısa vadede halli güç sorunlar bir tarafa bırakılıp, ilişkilerin ilerletilmesi için yapılması gerekenler ele alınacak. Siyasi diyaloga canlandırılacak. AB tarafında bir tutum değişikliği olacağı anlaşılıyor. Bunun iki nedeni olabilir. Birincisi siyasi: Türkiye'nin AB'den uzaklaşmasından iki tarafın da hiç bir şey kazanmayıp, çok şey kaybedeceğinin daha iyi görülmesi. İkincisi, ekonomik: GB ile birlikte Türkiye AB'nin 4. büyük pazarı, 6. büyük ticaret ortağı haline geldi. Buna Türkiye'nin AB ülkelerinde 3 milyondan fazla yurttaşının yaşadığını ilave edersek, acaba Türkiye kadar AB ile bütünleşmiş başka hangi ülke var? Bunlara dış politika nedenleri de eklenebilir. AB, Kıbrıs sorunun hallini istiyor. Bu sorunun Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin işbirliği olmadan çözülemeyeceğini de çok iyi biliyor. Evet, AB üyeliğine resmen aday 10 - 11 ülke var. Ancak bu ülkelerin aday olması, üye olmaları anlamına gelmiyor. Bu liste pekala değişebilir ve ikinci bir listede Türkiye'nin de yer aldığı görülebilir. Türkiye'nin 1987'de yaptığı üyelik başvurusu ne zaman reddedildi ki? Hepimiz biliyoruz ki, AB üyeliğini çabuklaştırmak Türkiye'nin elinde. Makro - ekonomik istikrarı sağlayacak, ekonomik potansiyelinin tam olarak değerlenmesini sağlayacak ekonomik reformları yaparak; insan hakları ihlallerini kararlı bir şekilde durdurarak; Türkiye, AB üyeliğinin önüne sürülen engelleri kısa sürede, çok büyük ölçüde ortadan kaldırabilir. Eksik olan, yalnızca siyasi irade...
|