tarih tool

milliyet logosu

Kazan, bu davaya ne diyecek?

Atilla Özsever


Adalet Bakanı Kazan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne güvenmediğini açıklamıştı. Aynı Mahkeme, 17 şubatta, laikliğe aykırı davranışları nedeniyle ordudan atılan hakim albay Faruk Kalaç'ın başvurusunu ele alıyor. Komisyon, Kalaç'ı haklı buldu. Mahkeme de aynı yönde karar alırsa, Kazan ne yapacak acaba?
ADALET Bakanı Şevket Kazan, Strasbourg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına güvenmediğini açıklamış ve sert tepki göstermişti. Mahkeme'nin önüne 17 şubatta ilginç bir dava geliyor. Kazan, bu davayla ilgili olarak Mahkeme'nin alacağı karar hakkında nasıl bir tavır takınacak çok merak ediyorum.
Dava şu: Hakim Albay Faruk Kalaç, 1990 yılında Yüksek Askeri Şura tarafından, "Yasa dışı entegrist tutum ve davranışları nedeniyle, disiplinsizlik suçundan" erken emekli edildi. Şura'nın kararları yargı denetimine kapalı olduğu için, Türkiye'de "iç hukuk yollarından" bir sonuç elde edemeyen Kalaç, 1992 yılında, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurdu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesine göre, "din özgürlüğünün ihlal edildiğini" ileri sürdü. 9. madde, "Herkesin din özgürlüğüne sahip olduğunu, bu hakkın, din değiştirmeyi, dini ifade etmeyi, vecibelerini açık ya da kapalı yerlerde yerine getirmeyi kapsadığını ve kısıtlanamayacağını" belirtiyor.
Başvuruyu kabul eden Komisyon incelemeye aldı. Türk Hükümeti, Kalaç'a disiplin cezasının, "Subaylar arasında laiklik ilkesini korumak" amacıyla verildiğini savundu. Komisyon, "Memurların da, hiçbir ayırıma uğramadan, Sözleşmede yer alan haklardan yararlanması gerektiğini" vurgulayarak, Türk Hükümeti'nin, 9. maddede yer alan "Din özgürlüğü" hakkını ihlal ettiği sonucuna vardı.
Bu konuda nihai kararı Strasbourg Mahkemesi verecek. Davanın ilk duruşması 17 şubatta yapılacak.
Şimdi, Mahkeme de Kalaç'ı haklı bulur ve Türk Hükümeti'ni mahkum ederse, acaba Kazan ve Refah Partisi nasıl davranacak? Kararlarına güvenmediği Hıristiyan Kulübü'nde yer alan bu Mahkeme'ye birden güven mi duyacak? "Ben, işkence, düşünce özgürlüğüyle ilgili kararlarına güvenmiyordum. Ama, bu karara saygı duyuyorum" deyip "çifte standart" mı uygulayacak? Kazan'ın vereceği tepkiyi sabırsızlıkla bekliyorum.

"Avrupa'da yanlız bırakıldık"

İKV Brüksel temsilcisi Haluk Nuray, Türkiye - AB ilişkilerinin tarihinde en geri dönemini yaşadığını, Türkiye'nin karışık iç siyasi gündeminin bunun en önemli nedeni olduğunu söyledi. Nuray, AB ile ilişkileri İKV ve TÜSİAD'ın üstlendiğini, siyasilerin birliğe tamamen ilgisiz kaldığını belirtti
2 yılı aşkın süredir İktisadi Kalkınma Vakfı'nın (İKV) Brüksel temsilciliğini yürüten Haluk Nuray, Türkiye'nin karışık iç siyasi gündeminin AB ile ilişkileri ve Gümrük Birliği'ni son derece olumsuz etkilediğini söyledi. Refahyol Hükümeti'nin iktidara gelmesiyle Avrupa'da Türkiye'nin doğrultusu hakkında soru işaretleri oluştuğunu anlatan Nuray, kara para, uyuşturucu kaçakçılığı ve tarikatlarla şekillenen sorunların olumsuz bir Türkiye imajı yarattığını ifade etti. Nuray, bu gündemin de etkisiyle AB'de Türkiye aleyhinde konuşmanın neredeyse moda haline geldiğini belirterek "Türkiye'nin tartışıldığı oturumlara 400'ü aşkın kişi katılıyor. Milletvekili çıkıyor, Türkiye'yi kötülüyor, prim yapıyor. Bu, iç siyasetteki negatif gündemin etkisi" dedi.
Bu yıl, Hükümetlerarası Konferansta Avrupa'nın gelecekteki yapısına karar vereceğini, Türkiye'nin Avrupa haritasında yer almak istiyorsa, biran önce imajını düzelterek, ilişkilerini sağlamlaştırmak yönünde çaba göstermeye başlaması gerektiğini anlatan Nuray şöyle konuştu, "İlişkiler durup dururken düzelmez. Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüme hazır olduğunu belirtecek, demokratikleşme, insan hakları konusunda kararlı olduğunu anlatacak adımlar ilk aşamada yeterli. Makro ekonomik dengelerini de düzeltmesi gerekiyor. Bu enflasyonla Avrupa ailesi içinde yeralmamız mümkün değil."

İLİŞKİLER GERİLİYOR

Haluk Nuray, Türkiye'nin GB'ye büyük umutlarla girdiğini ancak ilk yıl içinde hiçbir beklentilerinin gerçekleşmediğini vurguladı.
"GB'ye girerken beklentimiz Avrupa ile Türkiye'nin birbirine yaklaşmasıydı, entegrasyonun artmasıydı, GB'yi sadece basit bir ticari anlaşma olarak görmüyorduk. GB her kesime yayılacak, politikacılarımız, bakanlarımız daha sık biraraya gelecek, politikalarımızı daha uyumlu hale getireceğiz, birbirimize daha çok danışacağız gibi beklentilerimiz vardı. Bu gerçekleşmedi. Tam aksi oldu. AB ile ilişkiler, benim izleyebildiğim dönemdeki en gerilemiş durumlarından birini yaşıyor. 1980'den sonraki askeri dönemde ilişkiler dondurulmuştu, şimdi de hemen hemen aynı durumdayız. Ortaklık Konseyi toplanmıyor, taraflar birbirleriyle hiçbir konuda danışmıyorlar. Üst düzey siyasi temaslar sıfır. AB bugüne kadar olmayan birşekilde dış politikada Yunanistan'dan yana tavır koymaya başladı" diyen Nuray, bu duruma gelinmesinde siyasi yetkililerin ilgisizliğinin büyük payı olduğunu söyledi.

DİYALOG SIFIR

Türkiye'nin karar alma ve tavır belirleme sürecini direkt etkileyen kamuoyunu dikkate almamakla, parlamento gibi önemli kurumları ihmal etmekle büyük hata yaptığını vurgulayan Nuray, son iki yıldır dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ve bakan Ayfer Yılmaz dışında hiçbir yetkilinin Brüksel'e uğramadığının altını çizdi.
Nuray şöyle devam etti; "AB ile ilişkileri TÜSİAD ve İKV üstlenmiş görünüyor. Ama iş dünyası Türkiye değil. Parlamentoya parlamenterlerin gelmesi lazım. Neden bizim milletvekillerinin Avrupalı parlamenter arkadaşları yok. Neden bir haftasonu bir araya gelip yemek yemiyorlar. Bu ilişkilerin, karar almada çok büyük rolü var. Biz Türkiye'nin sorunlarını konuşmak için parlamenterlerden randevu istiyoruz. Tamam diyorlar ama sizin bakanlarınız nerede diye soruyorlar. Aramızda korkunç bir diyalog eksikliği var."

AB treninin rotası Londra'nın elinde

AVRUPA Birliği'nin gözü ve kulağı nisan ayında İngiltere'de yapılacak seçimlerde. Başbakan John Major'un Avrupa'ya dönük blokaj politikası, şu ana kadar AB'ye kök söktürdü. Major, AB treninin önüne hep engel çıkardı. Şimdi, herkes bütün ümidini İşçi Partisi Lideri Tony Blair'in seçimleri kazanmasına bağladı.
AB'nin önünde, iç reformları gerçekleştirmek ve genişlenmeye hazırlanmak için 6 aydan az bir süre var. 16 - 17 Haziran'da Amsterdam'da yapılacak Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesi'ne kadar 15 ülke arasında bir anlaşmaya varılması gerekiyor. Aksi halde, genişleme de tehlikeye girebilir.
Ancak, AB'nin yeni bir anlaşma üzerinde mutabık kalabilmesi için 15 ülke arasında "oybirliği" gerekiyor. Başka bir deyişle, İngiltere istediği takdirde tüm anlaşmayı dinamitleyebilir.
Nitekim, Londra, AB'nin, oybirliği yerine çoğunluk sistemiyle karar almasına şiddetle karşı çıkıyor. Polis ve adalet konularının AB'nin yetki alanına girmesine yanaşmıyor. Batı Avrupa Birliği'nin (BAB) AB'ye bağlanmasını da reddediyor. İngiltere zaten, iç sınırlarda kontrolleri kaldıran Schengen Anlaşması'na da girmedi.
Major yeniden seçilirse ya da hiçbir parti tek başına iktidara gelemezse, AB'nin işi gerçekten çok zor.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]