Kadayıfın altı kızarınca!..
Yılmaz Çetiner
BAŞBAKAN Erbakan gündemdeki siyasi polemiklerden mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışıyor... Soruları yanıtlamıyor, kimini duymazdan geliyor, kimini iki kelime espri ile geçiştiriyor... Olaylardan uzak duruyor... Ekonomide inisiyatifi tam anlamıyla eline aldığı, ortağını artık ekarte ettiği de bir gerçek!.. Ama birtakım olumlu sonuçlara varıldığını inkar etmek de mümkün değil... Geçiciymiş, bilmem kaç ay sonra ekonomik ortam daha da bozulurmuş gibi söylentiler, yorumlar var... Ama kim ne derse desin; uzman arkadaşlara göre ekonomik veriler, altı ay öncesinden daha olumlu... Geçen akşam tarikat tartışmaları sırasında Ankara Belediye Başkanı ve daha sonra Tayyip Erdoğan ne dedi?.. - Refah gittikçe yükseliyor, ekonomiyi iyiye götürüyor... Bakın Hürriyet'te Profesör Salih Neftçi ve Ege Cansun ekonominin iyi yolda olduğunu yazıyorlar... Görüyorsunuz ya, Refahçılar Medyayı nasıl dikkatle izliyor... Ve işlerine geldiği zaman nasıl fırsatları kaçırmayıp herkesten, her olaydan yararlanmaya çalışıyorlar!.. * * * ANCAK, Erbakan bu çalışmaları yaparken hepimiz biliyor ve görüyoruz ki, eski Erbakan olmaktan çıkarak bugünkü sonuca ulaşabilmiştir... Faiz haramdır, faizi kaldıracağız, sözlerini iktidar olunca geri almış, yanlışlığını anlamıştır. IMF kim oluyor?.. Hadi, oradan filan diyen Erbakan, gerçeği öğrenmiş, IMF ile görüşmek üzere adamlarını Amerika'ya yollamıştır... Amerika'ya ateş püsküren, kafa tutan, seçim meydanlarında söylenmedik söz bırakmayan Refah lideri, en güvendiği temsilcisi Bakanı Amerika'ya gönderip sempati mesajları yollamıştır, kredi ve yardım istemiştir... İsrail hakkında düşüncelerini bir anda tasfiye etmiş... İki ülke arasında yapılan yazılı anlaşmayı onaylamıştır... Hasılı kelam, Erbakan Başbakan olunca, eski radikal görünümünden çıkmış partisini uçlardan ortaya doğru çeken bir parti lideri görünümüne girmiştir!.. Bütün bunların yanında Erbakan ve takımı, yurt içinde ve yurt dışında devletin tüm mevkilerine kendi sempatizanlarını halen de yerleştirmekte olduğu bir gerçektir... Acaba Erbakan'ın bu tür davranışları, bu tür siyaseti parti tabanında veya üst kademelerde yüzde yüz kabul görüyor mu?.. Refah Partisi'ne oy veren yüzde 8 - 10'luk vatandaş topluluğunda bile bu tutumun tam anlamıyla onaylanmadığı söyleniyor... Kadayıfın altı kızarana kadar bunlar seslerini çıkartmayacaklar!.. Ayrıca da yine yüzde 10'luk karşı partilerden verilen tepki oylarının bu kez dikkatli, bilinçli kullanılacağını da unutmayalım... * * * 12 Eylül ihtilali öncesi Süleyman Demirel, Adalet Partisi'nin azınlık hükümetini kurmuş ve 100 günlük süre istemişti işleri yola koymak için... Şeker, ilaç, peynir, yağ, ampul, pek çok şey yoktu ülkede... İki sente muhtaç olduğumuz bir dönemdi o dönem... Vapurlar, trenler akaryakıt olmadığı için çalışamıyordu... Otobüsler, otomobiller de öyle. 100 gün süre isteyen hükümeti kuran Demirel 24 Ocak kararlarıyla önce birçok yokları var etti... Ama terör devam ediyordu... Erbakan'ın ise 18 milletvekili vardı ve bu hükümete "kerhen güvenoyu verdiğini" söylemişti. - Kadayıfı fırına verdiğini, altının kızarmasını beklediklerini anlatıyordu Erbakan ve her gün tepsiyi kızardı mı, kızarmadı mı diye kontrol ediyordu... Ve bir gün tepsi ile kalktı Demirel'e gitti... "Eh artık kadayıfın altı kızardı" yani sizin süreniz doldu, yenilmek zamanınız geldi demek istedi... Bugün de Erbakan ile Çiller'in kendi kadayıf tepsileri fırında bekliyor... Bakalım bunların içindeki kadayıfın altı ne zaman kızaracak?.. Kim kime nasıl ikram edecek?..
|