Netaş'ta şirket Kanadalı, ama Ar - Ge Türk
Meral Tamer
Netaş, Kordsa ve Arçelik'le hemen hemen aynı dönemde kurulmuş. Kanadalı Northern Telecom, kuruluşundan beri yüzde 51 hisseye sahip. Ama Netaş'ın Ar - Ge'si, birkaç istisna dışında benim diyen büyük Türk şirketinde yok. Yabancılar çoğunluktayken bile Türkiye sınırları içinde Ar - Ge gelişebiliyor demek ki!
"Türk şirketi yabancılarla ne tür ortaklıklar kurmalı?" Sabancı'ların yaptığı gibi dünya devleriyle evlenme ve en yeni teknolojilerle çalışma karşılığında eşit, hatta zaman zaman azınlık hissesine razı mı olmalı? Yoksa Koç Grubu'nda hakim görüş olan çoğunluk hissesinde ısrar etmek mi daha akılcı çözüm? Evet, 3 hafta önce bu konuyu tartışmaya açmıştık. Beklemediğimiz ölçüde yoğun ilgiyle karşılaşınca da bugüne kadar sürdürdük. Bülent Eczacıbaşı'ndan Güler Sabancı'ya, Hasan Subaşı'ndan Hazım Kantarcı ve Hasan Arat'a farklı bakış açıları ve örneklemeler kondu ortaya. Ve her konuda olduğu gibi yabancı şirketlerle kurulacak ortaklıklarda da kategorik bir yaklaşımın mümkün olmadığını gördük. Ortaklıklardan biri için çok doğru olan, bir diğeri için yüzde 100 yanlış olabiliyordu. Örneğin Brisa da Kordsa da Sabancı Topluluğu şirketleriydi. Ama biri, Japon Bridgestone ile yaptığı yüzde 50 - 50 ortaklıkla övünürken, diğeri gururla yüzde 100 yerli sermayeyle kendi teknolojisini ürettiğini söylüyordu. Kordsa da, Arçelik de gümrük duvarlarının yüksek olduğu dönemlerde yabancı lisans anlaşmalarıyla kurulmuş ve başarılı yönetimlerin doğru kararlarıyla bugün kendi teknolojilerini üretebilir duruma gelmişlerdi. Artık onlar markaydılar. Kendileri yurt dışına teknoloji satabilirlerdi. Öte yandan Türkiye'de sanayinin korunduğu, banka faizlerinin negatif olduğu bir ortamda büyüyüp serpilmiş olan bir Kordsa ya da Arçelik'i bugün kurmanın mümkün olmadığı da açıktı. Nitekim dünyada talebin rayon kordbezinden polyester kordbezine kaymakta olduğunu gören Sabancı Grubu, bu yeni eğilimi yüzde 100 yerli sermayeli Kordsa ile yakalamanın mümkün olamayacağını farketmiş olmalı ki, Kordsa'yı salt bu faaliyet için Alman kimya devi Höchst ile yüzde 50 - 50 evlendirmişti.
Netaş, sıradışı bir örnek
Ama Kordsa ve Arçelik'le hemen hemen aynı dönemde, yani 1960'lı yılların ortalarında yabancı sermayeye çoğunluk hissesi verilerek kurulan Netaş ise, Kanadalı ortak Northern Telecom'un bugün hala yüzde 51 hisseye sahip olmasına rağmen kendi Ar - Ge'sini kurabilmiş, hatta Kanada'daki ana firmaya teknoloji satabilir duruma gelmişti. Demek ki kendi markasını dışarı taşıyabilmek için ille yerli sermaye olması da gerekmiyordu. Önemli olan, tıpkı günlük yaşantımızda eşimiz, çocuklarımız, dostlarımız ve iş arkadaşlarımızla yeri geldiğinde oynadığımız satranç gibi, yol boyunca basiretli yöneticilerin doğru hamleleriyle sağlıklı kararların alınmasıydı. Tabii yabancıya çoğunluk hissesini verirken yapılan anlaşmanın maddeleri de çok önemliydi. Özellikle küçük ortağın haklarını çok iyi korumasına, yeni geliştirilen teknolojilerin eşzamanlı olarak küçük ortağa da yansıtılmasına özen gösterilmesi gerekiyordu.
1600 Netaş çalışanı var, 350'si Ar - Ge'de
İşte Netaş, böylesine sıra dışı bir örnek. Avrupa'nın en kaliteli şirketlerinin boy ölçüştüğü Kalite Ödülü yarışmasında finale kalan ilk Türk şirketi olan Netaş, Türkiye'deki Ar - Ge faaliyetlerinde de öncü. Aslında Netaş örneği, "yabancı şirkete çoğunluk hissesi verirseniz, sizi kar merkezi olarak değil, üretim merkezi olarak kullanır. Ucuz işçi avantajınızı yitirdiğinizde ise pılısını - pırtısını toplayıp gider," görüşünü savunanların tezini tümüyle çürütüyor. Netaş'ta bugün 1600 kişi çalışıyor. Bunlardan 350'si Ar - Ge bölümünde. Ar - Ge'cilerin sayısı yıl sonunda 400'e ulaşacak. Geçen yılki ciro 220 milyon dolar, Ar - Ge harcamaları 15 milyon dolar. Argun, Kanadalı ana firma Nortel'e (Northern Telecom) en yeni teknolojileri transfer ettikleri gibi, kendilerinin de Netaş'ın Ar - Ge'sinde Türk mühendisleri tarafından geliştirilen yeni teknolojileri Kanada'ya sattıklarını anlatıyor. Örneğin yazılım (software) alanında geliştirdikleri yeni teknolojiyi Kanada'ya satmışlar. Ana firma Netaş'a bu iş için 10 milyon dolar ödemiş. Şimdi Netaş'tan aldığı bu teknolojiyi başka ülkelere satıyormuş. Argun gururla, "bir de bizim burada tümüyle Türk mühendislerinin dizayn ettiği kırsal telefon santralleri var. Onları da bizden alıp Güney Amerika ülkelerine satıyorlar. Biz kendi dizaynımız olan bu ürünü Netaş'ta üretiyoruz, üzerine Nortel diye yazıyoruz ve Kanada'ya ihraç ediyoruz," diyor.
1967'de Netaş kurulurken yapılan anlaşma çok iyi
Pekiyi bu Ar - Ge ne zaman kurulmuş, nasıl bu hale gelmiş? Rakip Teletaş'ta Belçikalı yabancı ortak Alcatel'in yaptığı gibi neden darmadağın edilip yutulmamış? Tartışmamızın daha önceki bölümlerine katılan işadamları da belirtmişlerdi. Argun da özellikle altını çiziyor: "Yabancı ortaklık ilk kurulurken, anlaşmanın nasıl yapıldığı çok önemli." Netaş 1967'de kurulmuş. Kanadalı Northern Telecom yüzde 51, PTT yüzde 29, Silahlı Kuvvetler'i Güçlendirme Vakfı yüzde 15, PTT Biriktirme Sandığı yüzde 2,5 ve Nortel'i Türkiye'ye getiren İnfo Holding yüzde 2 hisse almış. 1991'de PTT'nin özelleştirilmesi kapsamında PTT'nin hisseleri satılmış. Dolayısıyla şimdi hisselerin yüzde 29'u İMKB'de. Argun'dan öğrendiğimize göre Netaş'ta hala ilk kurulduğu yıl olan 1967'de Nortel'le yapılan lisans anlaşması geçerli: "Lisans anlaşmamız, hala o zamanın teknolojisidir. Crossbau denilen elektromekanik teknolojiydi. Fakat bu teknoloji zamanla değişti. Dünyada elektronik teknolojisi gelişti. Ama Netaş, hiçbir zaman geride kalmadı. Çünkü ilk yapılan anlaşma gereği, onların geliştirdiği en yeni teknolojileri hep otomatikman aldık. Burada işin püf noktası şu: İlk yapılan anlaşmada, en son teknolojiyi size aktarmakla yükümlü olsalar bile, daha sonra geliştirilecek teknolojilerin aynı lisans anlaşması ve aynı royalty bedelleriyle otomatikman transfer edileceğine ilişkin bağlayıcı bir madde mutlaka olmalı. Ürün ömürlerinin 15 - 20 yıllardan 1 - 2 yıla indiği günümüzde aksi halde yerli ortağa hayat hakkı kalmaz. Zaten 1967'de ilk anlaşma yapıldığında, kendi Ar - Ge'mizi kurma ve kendi ürünlerinizi geliştirme izni almışız. Dahası, burada geliştirilen bir teknolojiyi, grant back anlaşmasıyla onlara satmak hakkımız da var. Böylelikle kendi teknolojinizi yeni tutabiliyorsunuz. Aksi halde ürün çok kısa sürede demode olacağı için zor durumlara düşebilirsiniz. Otomotiv sektöründe bugün yaşanan da maalesef budur." Argun, çoğunluk hissesi yabancı firmada kalsa da, dış ülkelere açılabilme hakkının ilk anlaşmada mutlaka yer alması gerektiğini hatırlatıyor, azınlıktaki ortağın da yerine göre direnmesini ve yumruğunu masaya vurmasını salık veriyor. Ama bunların yapılabilmesi için de Türk ortağın da ana firmaya birşeyler katabilmesi gereğine işaret ediyor. Tıpkı Netaş örneğinde olduğu gibi. Netaş, Nortel'in tüm ortaklıkları içinde Avrupa Kalite Ödülü'nde ikincilik ödülünü alabilen tek şirket. Bu çerçevede diğer Nortel'ler Netaş'la benchmarking yapıyor.
Diziye noktayı koyarken...
Eveeet! Şirket bazında değişik örnekleri ve görüşleri tartıştığımız dizi burada sona eriyor. Tartışmadan çıkarttığım sonuçları, dizi boyunca yeri geldikçe peşpeşe sıralamıştım. Onları topluca altalta koymak yerine, bu diziye şöyle bir nokta koymak istedim: Küreselleşen dünyada artık verimlilik, maliyetler çok önemli. Ürün fiyatları sürekli düşme eğiliminde. Teknoloji çok hızlı yenileniyor. Buna ayak uydurabilmek için şirketlerin belli bir ölçeğe sahip olmaları, teknolojik yeniliklerin gerisinde kalmamaları ve fiyatta rekabet edebilecek bir maliyetle çalışmaları gerek. Çünkü tüketicide artık marka bağımlılığı kalmadı. Geçmişin aksine bugün çok kolay marka değiştirebiliyor. En yeni teknolojiyi en uygun fiyata buldu muydu, yerliymiş - yabancıymış bakmıyor satın alıyor.
Tüketici şapkamla baktığımda...
Tüketici şapkamla baktığımda ben de en yeni teknolojili ürünleri en makul fiyata satın almak istiyorum. Gönlüm her zaman yerli malı satın almaktan yana. Ama "hayatın gerçekleri!" beni özellikle son 1 - 2 yıldır gönlümü değil de aklımı dinlemeye zorluyor. Ve tanınmış ithal markalar, uygun fiyatla karşıma çıkacak olursa hayır demiyorum. Genelde ise Türk tüketicisinin yerli malı satın almaya benim kadar bile gönüllü olduğunu sanmıyorum. Yabancı mal hayranlığı hala hissedilir bir biçimde var. Geçmişte önüne konan çürük - çarık yerli ürünleri hala unutamamış olmasının da bunda payı var. Zaten İngilizce adlı yerli markaların mantar gibi çoğalması da özentinin yanı sıra arz - talepten kaynaklanmıyor mu? Sonuç olarak tabii ki gönlümüzde yatan, Türk sanayicisinin kendi teknolojisini ve markasını yaratabilmesi. Başta hükümetler olmak üzere hepimiz, Türk markalarının yaratılması ve yurt dışına taşınmasına destek olmalıyız. Ama bunun mümkün olmadığı alanlarda da yabancı ortağı içimize sindirmeliyiz.
B İ T T İ |