Topluma çağrı
Sanatçı Esin Afşar, Manisa'da işkence gören çocukların yanında, işkenceye ve hukuka aykırı kararlara karşı tüm vatandaş, aydın ve sanatçılara sesleniyor: "Bu ayıbı kaldırabilmek adına, imza kampanyasına katılın"
İki gün önce Esin Afşar beni arayarak, Manisalı çocuklar için çok üzüldüğünü, günlerdir uyuyamadığını ve onlar için birşeyler yapmak istediğini belirtti. En azından bir imza kampanyası açılmasını istiyordu. Duyarlığı beni çok mutlu etti. Esin Afşar'ın faksı şöyle: "Bir Türk vatandaşı, bir Türk sanatçısı ve bir Türk anası olarak içim sızlıyor. Utanıyorum. Yıllar boyu gurur duyduğum Türklüğümden, yaşamımda ilk kez utanıyorum. Çocuk yaştaki bu gençlerimizin tertemiz dünyalarını karartıp, yaşam boyu ruhsal dengeleri bozuk, karamsar, olumsuz insanlara dönüştürmeye kimin nasıl hakkı olabilir? Gerçek suçlular aramızda serbestçe dolaşırken, bu masumlardan ne isteniyor? Onca işkenceden sonra, acımasızca bir de hapis cezalarına çarptıranların kendi çocukları yok mu? Hiç mi vicdanları sızlamıyor? Bu ayıpla dünyanın yüzüne nasıl bakacağız? (Öyle çok ayıbımız var ki). Tüm sanatçı arkadaşlarımı ve de vatandaşlarımızı, bu ayıbı kaldırabilmek adına, imza kampanyasına çağırıyorum". Esin Afşar' ın faksı böyle. Ben de sizi Esin Afşar'ın kampanyasına katılmaya çağırıyorum. Size hem gazetemizin hem Esin Afşar'ın faks numaralarını veriyorum. Milliyet faks: 0212 505 64 96 Esin Afşar faks: 0212 246 14 15
OKUR TEPKİLERİ
Ben de, dava sonuçlandığından beri, pekçok okurdan telefon aldım. Özellikle kadınlar, bir anne olarak çok etkilendiklerini, bu olayın kendi çocuklarının da başına gelebileceğini ve birşeyler yapmak istediklerini söyledi. Bir erkek okurum da, kimsenin haberi olmasa bile, bir hafta televizyonunu açmayarak bu kararı protesto edeceğini söyledi. Herşeyin kötüye gittiğini zannettiğimiz bu ortamda, bunca duyarlı insanın olması çok sevindirici. Türkiye'yi bu güzel insanlar düzlüğe çıkaracak. Artık çoğunluk eskisi gibi susmuyor. İnsanlar gerçek vatandaş olmanın, sorunlara sahip çıkmak ve tepki göstermekten geçtiğini görüyor. Hazır söz Manisa'dan açılmışken, size son mahkemede başımdan geçen bir olayı da anlatmak istiyorum. Devletin insanı nasıl hizaya sokmak istediğinin güzel bir örneği... Berbat bir ruh hali ve iç sıkıntısı ile mahkemeyi izliyordum. Her zamanki gibi bacak bacak üstüne atmıştım ama saatlerdir oturduğum için de biraz kaykılmıştım. O oturma pozisyonunda hiçbir kadınsı cazibemin olmadığına emin olabilirsiniz. Sıkıntıyla, yamuk yumuk "S" harfi gibi oturan bir kadın düşünün. Tam da her tarafım eğri büğrü oturmaktan ağrımış ve kendi kendime, "Hadi kızım, biraz enerjini topla ve doğrul artık" derken, mübaşir yanıma geldi ve "Doğru dürüst oturur musunuz?" dedi. Çok şaşırdım ama istifimi bozmadım. "İstediğim gibi otururum, size ne?" dedim. "Yasak" dedi. Absürd bir durumdu, gülmeye başladım. Mübaşir sinirlendi, "Albayım size bakıyor, güzel oturmanızı istiyor" dedi. "Demek bana bakıyor? Beğenmiş olmasın?!" dedim. Mübaşir afalladı, ama ısrar etmeye devam etti. Sürtüşme bir süre daha devam ettikten sonra, ciddileşerek ve kararlı bir sesle adamı kovmak zorunda kaldım. Ve gitti. Tabii ki inadımdan doğrulmadım. Bir saat kadar daha o pozisyonda oturduktan sonra, şu anda bile düzelmeyen omurilik ağrılarıyla dolaşıyorum. Gördüğünüz gibi, devlet vatandaşın oturmasına kalkmasına bile karışıyor.
BİR FIKRA
Son olarak da bir fıkra anlatayım size... Çeşitli ülkelerin polis örgütleri, Afrika'da bir ormanda toplanıp kendi aralarında yarışma tertip etmiş. Bir zürafa ormana salınacak ve örgütler teker teker gidip zürafayı bulup getirecekmiş. Hangisi zürafayı en kısa zamanda bulup getirirse, yarışmayı o kazanacakmış. Zürafayı ormana salmışlar; önce İngilizler gitmiş, zürafayı bir saatte bulup getirmiş. Ardından Amerikalılar yarım saatte bulmuş, Ruslar'sa 20 dakikada... Derken sıra Türkler'e gelmiş. Zürafanın ardından ormana dalmış bizimkiler. Aradan saatler geçmiş gözükmemişler. Bir gece geçmiş, bir gün geçmiş... Tam umutlarını kesmişken, önde bir fil, arkada bizimkiler, uzaktan gözükmüş. Filin poposunda elektrik telleri, orasında burasında yaralar, topallaya topallaya geliyormuş. Diğer polisler "İyi ama biz zürafa getirmenizi istiyorduk, fil değil" deyince, fil son bir gayretle "Ben zürafayım, ben zürafayım" demiş. Bu da öyle bir fıkra işte. Bütün fıkralar gibi, gerçeklerle ilgisi yoktur!
ÇYDD'den duyuru "Refah Partisi'ni kınıyoruz"
Sivil toplum örgütleri, Türkiye'nin gidişiyle ilgili birşeyler yapmak için uğraşıyor. Bunların en başında da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği geliyor. Derneğin başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, bir faks çekerek bu konudaki duyurularını yayınlamamı rica etmiş. Ben de yayınlıyorum. "Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Merkez ve tüm şubelerinden kamuoyuna; Halkımız bir yandan var olan hukuka aykırı olarak, sendikacı kadınların emniyette çırılçıplak soyulması, bir yandan evrensel çocuk hakları hiçe sayılarak Manisa'da işkence iddiası bile açıklık kazanmadan çocuklara eşinkinler gibi ceza verilmesi olaylarını tepkiyle karşılarken, şimdi de Refah Partisi, tesettür denen siyasal simgeyi TBMM'ne getirmektedir. Kanımızca Refah Partisi, Susurluk ve Tarikat skandallarıyla oy yitirdiği korkusuna kapılarak ve intikam alırcasına, tesettür ve cami gibi girişimleri, torbasından çıkarmaktadır. Refah Partisi, çok ama çok yanlış, tehlikeli ve partizan bir tutum içine girmiştir. Cumhuriyetimizin temellerini sarsmak, ulusun temel ilkelerini ve yaşam biçimini çağdışına çekmek, içyüzleri açığa çıkan tarikatları ve dindar olan - olmayan ayrımını devlet kurumlarına dek sokmakla affedilemez bir ihanet sergilenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini karanlığa sürükleyecek bu girişimlere şiddetle karşı çıkıyoruz. Hiçbir parti ve TBMM üyesi, karşılığı ne olursa olsun, ülkemizi tarikatlara peşkeş çekmeye yönelik bu politik yatırıma ve ihanete alet olmamalıdır". |