Üç ABD bile yetmez
Ali Sirmen
ÜNÜ Atlantik Okyanusu'nu aşabilmiş, ender Avrupalı ses sanatçılarından, Fransız ozanı Jacques Brel, her hafta elinde çiçekleriyle garın önünde hiçbir zaman gelmeyen sevgilisini bekleyen, kırık delikanlıyı anlattığı yapıtı "Madeline" de saf aşığa ulaşılmaz sevgiliyi şöyle betimletir: "Madeline benim Amerikamdır". Amerika, 19. ve 20. yüzyılda bütün Avrupalıların düşlerini süsleyen bir ütopya idi. Biz Türkler'in Amerika'sı ise, taa 19. yüzyılın ikinci çeyreği Osmanlı'sından beri Avrupa olmuştur. Avrupalının Amerika'sı gibi, Türk'ün Avrupa'sı da, coğrafi bir kavramın ötesindedir. Avrupa bir zamanlar çağdaş uygarlığın tek mümkünü olarak görülüp, algılanmıştır İstanbul'da .İlber Ortaylı'nın "İmparatorluğun en uzun yüzyılı" olarak nitelendirdiği 19. yüzyıl, Osmanlı'nın benzemeye çalıştığı, hatta 1856 Paris Anlaşması'yla, üyesi olduğu kanısına kapıldığı, Avrupa tarafından ütülmesinin, kısa süre sonra da defterinin dürülmesinin sürecidir. Batılı olmayıp, batıcı olmayı şiar edinmiş olan Osmanlı'nın tersine, Türkiye Cumhuriyeti, batılı olup, batıcı değil, Anadolu ve Türk ulus merkezci olmayı başarabildiğinden, hem Anadolu Aydınlanmasını hem de Türk Rönesansını yaşama geçirebilmeyi becermiştir. Ama o günler ve o görüşler geride kaldı. Çok partili rejim yolunda ilerledikçe, bir iki ara dönem dışında, batılılığın yerini yine batıcılık aldı ve Türkiye son otuz yıldır yine Osmanlı gibi, batılı olmadan batıcı olmayı ilke edindi. Ne var ki, Avrupa geçen zaman içinde Türkiye'nin çözüleceğine artan kronik sorunlarının çığ gibi büyüdüğünü, TC'nin gittikçe doğululaşarak kimlik bunalımına düştüğünü, artan ekonomik ve toplumsal sorunlarının yanısıra, demokrasi benzeri rejiminin, yeni kimlik bunalımına koşut bir süreç içinde, ceberrutluk batağına saplandığını da görünce, Ankara'yı bir yandan açık pazar haline getirip, aynı zamanda bekçi kılarken, evin de uzağında tutmaya özellikle özen gösteren bir politikayı benimsedi. Gümrük Birliği'ni Tansu Hanım bilerek yanlış anlattı; Saflar da yanlış algıladılar. Sözü geçen anlaşma aslında bekçi Türkiye'nin açık pazarlığını tamamlayan bir belgeydi. Onu, AB üyeliğinin ilk adımı haline sokmak için yapılacakların tersini ifa etmiş olan Türkiye o günden bu yana da, Avrupa'dan birkaç adım daha uzaklaşmıştır. Nitekim, artık Türkiye'nin temsilcileri Avrupa'nın yöneticileri tarafından yalnız soğuk karşılanmıyor, bir de istiskale uğruyorlar. Siz bakmayın, siyasi mevtaya can vermeye çalışan kimi yayın organlarının, Çiller'in, Avrupa'daki başarılarından sözeden yazılarına. Gerçek gün gibi ortada. Şimdi bu Avrupa hülyasına dayanak olarak, Türkiye'nin dışlanmasının laik düzeni tehlikeye sokacağı ve ABD'nin Ankara'nın AB üyeliğini desteklediği martavalları atılıyor ortaya. Bu yapısıyla Avrupa, haklı olarak, Türkiye'ye kapının eşiğinden içeri adım bile attırmaz. Türkiye'deki laikliğin korunması ise, tıpkı Amerikalı gibi, Avrupalının ne görevidir, ne de umuru. ABD'nin Türkiye'nin AB üyeliğine destek vermesine gelince: Bu Türkiye'yi o Avrupa'ya sokmaya, değil bir, üç Amerika'nın bile gücü yetmez. Allahaşkına kimileri bizi saftan öte budala mı, sanıyorlar da, bu tür masallarla avutmaya kalkıyorlar?
|