Demokratik Cumhuriyeti Koruma ve Kollama
Metin Toker
GENELKURMAY Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması ve Milli Güvenlik Kurulunun anayasal bir kuruluş olmaktan çıkarılarak dişlerinin sökülmesi Türkiye'de yükseltilen bir sestir. Bu, zaman zaman "Generaller kışlalarına!" diye dile getirilmektedir. Bunu "salt demokrasi" aşkına isteyenler bulunmaktadır. TÜSİAD'ın raporunda buna yer verilmekte ve ondan yana vaziyet alınmaktadır. Ancak bu, onu hazırlayan ilim adamının görüşüdür ve bunda şaşılacak bir taraf yoktur. İlim adamları genelde öyledirler. Hatta ilim adamının bile bunda çok katı olmadığı sezilmektedir. İlim adamına nazaran "ayakları daha yerde" Türk Sanayici ve İş Adamları derneğinin buna yatkınlık derecesi şüphelidir. Çeşitli isimler altında - bazen demokrat, bazen marksist, bazen şeriatçı - zaman zaman Cumhuriyetin niteliğini değiştirme peşinde olmuş grupların bugünkü azımsanacak sonuncusu "numaralı cumhuriyetçiler" - Cumhuriyetin kemalist niteliğini kabul etmeyenler - nihayet "burjuvalar"ın da kendi kamplarına katıldıkları iddiasıyla el uğuşturmaktadırlar. Bu "gerçekten inanma"dan ziyade "teşvik mahiyetinde" bir davranıştır. Aslında o kadar saf değildirler. Raporda konunun yakın geçmişteki değişimlerine değinilmektedir. Genelkurmay, Başbakanlığa bağlı bir kuruluşken çok partili rejime geçme sürecinde 30 Mayıs 1949 tarih ve 5398 sayılı yasayla Milli Savunma Bakanlığı içine alınmıştır. Bu, Türkiye'deki demokratikleşme atılımının bir parçası olarak düşünülmüştür. Ancak tecrübenin, ilkel iktidarlar işbaşına geldiğinde nasıl dejenere edilebildiği görüldüğünden 1960'lı yıllardan itibaren Genelkurmay Başkanlığı tekrar doğrudan Başbakanlığa karşı sorumlu duruma getirilmiştir. 1949'da oluşturulan "Milli Savunma Yüksek Kurulu" da bir anayasal kuruluş haline sokularak "Milli Güvenlik Kurulu" adını almıştır. Bundaki amaç son derece açıktır: Ülkenin seçilmiş sivil yöneticileriyle büyük komutanlarını demokratik bir "tavsiye organı" içinde biraraya getirmek ve diyalog sağlamak.
CUMHURİYETTE ASKERİN HARCI YOK MU?
Yeni kurulan Türkiye devletinde askere ilk defa "İşin artık bitti; sen git, ülkenin savunmasıyla ilgilen. Ülkeyi biz siviller yönetiriz" denilmemektedir. Bu, İstiklal Harbi kazanıldıktan sonra da söylenmiştir. Kimdir bu siviller? Askerin yönetiminde halk Anadolu'da düşmana karşı çarpışırken İstanbul'da "Hangi devlet - i muazzamanın mandasına girelim?" diye düşünen siviller mi? Mustafa Kemal Paşa zaferden sonra kadrosunu hemen tamamen sivilleştirmiş, "Buyrun, memleketi seçilerek idare edecek siviller bizleriz" diye partisinin başında memleketin karşısına çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin bir devrim devleti olduğu ve temelinde harcı bulunan bütün kesitlerin hizmetine - yani kollama ve korumasına - ihtiyaç gösterdiği hatırdan çıkarılmamalıdır. Bunların arasında askerin - ve Genelkurmayın - diri tutulmasında "sayılamayacak kadar çok fayda" vardır. Bilindiği gibi bu devletin geleneğinde dış politikanın ve dış ilişkilerin bir üçlü tarafından - Siyasi kudret, Dışişleri, Genelkurmay - yürütülmesi geleneği bulunmaktadır. Bir Dışişleri, Çiller'e güç dayanmaktadır. Bir başka Çiller'i de - yahut bir Kazan'ı - Genelkurmayın amiri olarak düşünebiliyor musunuz? Rapordaki "Türkiye çağdaş bir demokrasiye yönelmek istiyorsa milli savunma ile iç ve dış güvenlik sorunlarını ayırmalı, Türk Silahlı Kuvvetlerini sadece milli savunma ile ilgili alanda tutmalıdır" sözü pek sığ bir fikirdir. Zaten 184 sayfalık raporda "sivilleşme sorunu" sadece 4, 5 sayfa tutmaktadır. Asıl "demokratikleşme perspektifi" öteki 180 sayfadadır ve çalışmanın amaçı daha ziyade TBMM içinde bulunan o potansiyeli harekete geçirme gibi anlaşılmalı, değerlendirilmelidir. Belirtilmesi gereken başka bir husus "Canım, şimdi bunun sırası mı?" eyyamcılığının da geçerli bulunmadığıdır. Bugünkü statü hemen yarın değiştirilebilecek gibi bir karakter taşımamaktadır. Ordu toplumun gözünde en inanılır ve en çok güven veren müessese olarak kaldıkça halkın bu sesine kulak vermemek hiç kimsenin haddi değildir.
Yarın:Kürt mü, Güney Anadolu sorunu mu?
|