toolbar

milliyet logosu
baris.gif

Barış ve kardeşliğin müziği

Orhan KAHYAOĞLU


KÜLTÜRLERİN homojenleşmesi, endüstriyel müziğin tüm dünyada hızla yaygınlaşması, folklorik ve etnik müziklerin hızla arka plana itilmesine neden oluyor. Ama, tüm bu kuşatıcı serüvene rağmen, otantik müzikal değerlere sahip çıkanların sayısı hızla artıyor. En azından, belli bir kalite gözetilerek, düzeyli sentezlerin peşine düşülüyor. Ama, Türkiye'de özellikle etnik açıdan çok zengin müzikal malzemeler var olduğu halde, bu tür özgün uğraşların peşine düşen sanatçı sayısı çok az. Bunun en önemli nedeni de, bu tür müziklerin hiçbir zaman "ticari" olmaması.
Bu saptamayı yaparak başlamamın nedenini umarım kestirmişsinizdir: Elimde kısa süre önce yayınlanan bir konser albümü var. Bu albüm, Türkiye'nin ticari müzik mantığına hiç uymadığı halde yayınlanan bir etnik müzik çalışması. Konserde canlı kaydedilen Judeo - Espanyol ezgilerden oluşan bu çalışmanın yorumcuları Janet - Jak Esim Ensemble. Türkiye'deki müzikal arayışları incelikli biçimde izleyen azınlık müziksever kitlesinin yakından tanıdığı, kalifiye müzisyen kadrosu seslendiriyor şarkıları. En başta grubun öncüleri Janet ve Jak Esim'den kısaca söz etmek gerekiyor. Müzik ufku oldukça zengin ve araştırmacı bir kişilik olan Jak Esim, ömrünün uzun bir dönemini Sefarad müziğini özenle araştırarak geçirmiştir. Bu türde şarkı söyleyip gitar çalan sanatçı, özellikle eşi Janet Esim'le birlikte uzun aralarla da olsa özverili çalışmalar yapmış, albümler yayınlamıştı. Bunlardan biri, 1989 yılında "Türkiye'de Judeo - Espanyol Ezgiler" adıyla yayınladıkları albümleriydi. Bu yapıtta, ikilinin en önemli yol arkadaşı, bugünlerde adından çokça söz ettiren bir müzik adamı olan Erkan Oğur'du. Araştırmalar sonucu derledikleri şarkılara ekip yepyeni ve özenli bir duyarlılık taşımıştı. Janet - Jak Esim ikilisi, Yahudilerin, Engizisyondan kaçan İspanya'dan Anadolu'ya göçünün 500. yılı kabul edilen 1992 yılında da "Antik Bir Hüzün" adıyla büyülü bir çalışma daha yapmıştı.
Esim çifti, aynı yıl Janet - Jak Esim Ensemble'ı kurdu. Bu grupta, Erkan Oğur'un yanı sıra; Bülent Ortaçgil, Birol Ağırbaş, Nezih Yeşilnil gibi son derece önemli müzisyenler de yer aldı. Grup, özellikle Avrupa'da elliye yakın konser verdi. Burada ise tek konserlerini Ankara'da gerçekleştirdiler. "Önce müzik" diyen bu kadronun uğraşı 1995 yılına kadar sürdü. Türkiye'de yaygın izleme olanağı bulamadığımız bu kadronun konser kayıtlarından oluşuyor elimizdeki yeni albüm.
Münih ve Ankara kayıtlarından derlenen bu albümde, değindiğimiz etnik müziğe, farklı ve çağdaş bir yorum getiriyor grup. Anadolu müziğinin kokusunu da belli ölçülerde ellerindeki ezgilere yedirmişler. Bu noktada, çalışmanın deneysel bir kimliğe sahip olduğundan kolayca söz edilebilir. Bu ezgilerin yeni yorumunda, Erkan Oğur'un özel perdesiz gitarının yanında, ud ve kemençe çalarak, ezgilere farklı bir kişilik kattığı söylenebilir. Bülent Ortaçgil'in bir ozan - şarkıcı kimliğinin yanında, ne denli önemli bir akustik gitarcı olduğunu görmezden geçmemiz mümkün değil.
Albümde toplam on dört şarkı yer alıyor. Bunlar arasında "Masiko de rozas", "La Chan Ya Dio", "Gülpembe" ve "Yo Era Ninya"nın çok başarılı biçimde yorumlandığı söylenebilir. Bitiş şarkısı "La Komida / Yavuz Geliyor" ise Yahudi ve Türk kültürlerinin doğal içiçeliğinin bir göstergesi. Albümün, müzikal karakterinin yanında, barışa yönelik gizli bir duygusal mesajı olduğunu kanısındayım. Bu albüm, müzikal özgünlüğünün yanında son yıllarda tüm dünyada büyüyen aşırı milliyetçilik ve etnik soykırımlara karşı, müzik yoluyla insanları barış ve kardeşliğe davet ediyor. En çok da Türkiye'de yaşayan insanları!



[Ana Sayfa] [Siyaset] [Haber] [Ekonomi] [Dünya] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları]