Burjuvazinin demokratligi "muhtira"ya kadar...
Atilla Ozsever
isadami Sabanci ve TUSiAD Baskani Kayhan, MGK'nin anayasal bir kurulus olmaktan cikarilmasini isteyen TUSiAD Raporu'nu "muhtira"dan sonra savunmaktan vazgectiler EKONOMi Muhabirleri Dernegi istanbul Subesi'nin duzenledigi toplantida TUSiAD Raporu ve Milli Guvenlik Kurulu (MGK) bildirisi tartisildi. 5 Mart'ta yapilan toplantiya konuk olarak cagrilan isadami Sakip Sabanci, acis konusmasinda verimlilik ve benzeri ekonomik konular uzerinde durdu. Sorular bolumune gelince, Sabanci'ya su soruyu yonelttik: "Siz, bir sure once yapilan TUSiAD genel kurulunda TUSiAD'in 'Turkiye'de Demokratiklesme Perspektifleri' baslikli raporunu savundunuz. O raporda MGK'nin anayasal bir kurulus olmaktan cikartilmasi, Genelkurmay Baskani'nin Milli Savunma Bakani'na baglanmasi, 12 Eylul yonetiminin icraatinin yargilanmasini onleyen Anayasa'nin gecici 15. maddesinin kaldirilmasi ongoruluyordu. Simdi bu gorusleri yine savunuyor musunuz? Ayrica MGK bildirisi hakkinda iki gorus soz konusu. Birincisi, bu bildiri hukumet ve meclise yonelik bir muhtira, bir dayatma seklinde degerlendiriliyor. Bu nedenle demokrasinin yara aldigi belirtiliyor. ikinci gorus ise, MGK anayasal bir kurulustur, boyle bir yaptirim talebi dogaldir. Siz hangi gorusu benimsiyor sunuz?"
TUSiAD CARK ETTi
Sakip Sabanci, bu sorulara net bir yanit vermekten kacindi. Sabanci, "Ben pratikten bir sanayiciyim. Ben ne bir bilim adami, ne bir ilim adamiyim. Benim pencerem is adami penceresidir. Bizim isimiz pencere acmak, biz bu iste pencere actik. Bizi doyurmazsa yeni raporlar da yapilabilir" diye konustu. Sabanci'nin yanitindan ikna olmadigimizi belirtince, Sakip Bey, sozu toplantida bulunan TUSiAD Baskani Muharrem Kayhan'a "pas" etti. Kayhan da, 180 - 190 sayfalik raporda askeri hiyerarsi ve MGK'ya iliskin bolumlerin 7 - 8 sayfa tuttugunu ifade ederek, bu unsurlarin guncel tartismalarin disinda degerlendirilmesi gerektigini kaydetti. TUSiAD Baskani Kayhan, Cumhurbaskani'nin baskanlik ettigi MGK'da, Basbakan ve bakanlarin yanisira Genelkurmay Baskani ve kuvvet komutanlarinin da yer aldigini belirterek, "Bu kurum ister anayasal olsun, ister yasal olsun, bu onun soylediklerinin ehemmiyetini, agirligini degistirmez" dedi.
"YASASIN BURJUVAZi"YE NE OLDU?
TUSiAD Raporu ortaya ciktiginda, burjuvaziyi demokrasinin oncu gucu sayanlar, "Yasasin Burjuvazi" diyenler, rapordan buyuk bir ovgu ile soz edenler acaba simdi ne diyecek? Biz rapor ilk yayinladiginda burjuvazinin ne kadar demokrat oldugunu, daha dogrusu olamadigini tarihsel bir perspektif icinde anlatmaya calistik. 27 Ocak 1997 tarihli "TUSiAD ne kadar demokrat" baslikli yazimizda, sendikal haklarin budandigi ve uluslararasi konjonkturun askeri darbeye sicak bakmadigi bir ortamda burjuvazinin de kendi cikarlari acisindan belli bir duzeyde ozgurlugu savundugunu belirttik. Bu arada "arkasinda durmasi" kaydiyla MGK ve askeri hiyerarsi ile ilgili gorusune olumlu baktigimizi ifade ettik. Ancak ne yazik ki, geldigimiz bu noktada TUSiAD daha once savundugu goruslerin arkasinda duramiyor...
Demokrasi sinavindan kirik not
TURK - is Genel Sekreteri Semsi Denizer'in MGK bildirisi ile ilgili olarak "Darbe gerekiyorsa Silahli Kuvvetler devreye girer, biz de bunu destekleriz" seklindeki aciklamasi ve DiSK'in de bildiriyi olumlu bulmasi, sendikalarin gecmis askeri mudahaleler karsisinda nasil bir tavir takindigini yeniden gundeme getirdi. Turk - is, 27 Mayis ve 12 Eylul askeri darbelerini acikca desteklemis ve bugunku ortamin benzedigi 12 Mart muhtirasina da onay vermisti. 14 Mart 1971 tarihinde yayinlanan Turk - is Baskanlar Kurulu aciklamasinda, "Muhtiranin birinci maddesinde yer alan hususlarin gercegin tam ifadesi oldugunda gorus birligi halinde bulunuldugu" belirtilmisti. 12 Mart doneminin ilerleyen gunlerinde ise, demokratik haklarin askiya alinmasiyla birlikte Turk - is'in muhtira sonrasi gelismelerin gercek niteligini anlamaya basladigi ve destekleyici tavrini degistirdigi goruldu. DiSK de, 12 Mart'ta Turk - is'den daha erken davranarak muhtiranin radyoda yayinlanmasinin hemen ardindan acik bir destek verdi. DiSK'in 12 Mart 1971 tarihli Yurutme Kurulu bildirisinde, "DiSK, Ataturk devrimlerinin ve Anayasa ilkelerinin korunmasinda, uygulanmasinda ve gelistirilmesinde Turk Silahli Kuvvetlerinin yaninda oldugunu belirtmekten kivanc duyar" denildi. Ancak 12 Mart sonrasi uygulamalarin bir kismi, sendikacilara ve ozellikle DiSK'e yonelince, isin rengi anlasildi. 18 Mayis 1971'de "Elrom olayi"nin ardindan DiSK Genel Baskani Kemal Turkler, Genel Sekreter Kemal Sulker ve onde gelen bazi DiSK yoneticilerinin gozaltina alinmasi, DiSK'in tavrini da degistirdi. Gunumuzde "sivil insiyatif" adi altinda Turk - is, DiSK ve esnaflarin orgutu TESK'in MGK bildirisini desteklemesi de, ilginc bir durumu sergilemektedir. Refah Partisi'nin otoriter, siyasal islami bir duzeni ongoren anlayisina mutlaka karsi cikilmalidir. Ancak bu, demokrasinin sinirlari icinde, demokrasinin ozune ve ilkelerine sadik kalinarak yapilmalidir. RP'yi sindirecegiz diye askerlerden icazet almaya, destek almaya gerek yoktur. RP'li Bakan Kazan'in "mum sondu" deyisi, toplumda buyuk bir infial yaratarak 1 dakika karanlik eyleminin boyutlarini birdenbire genisletmistir. Toplum tepki vermeye hazirdir, ancak bunu bilincli ve orgutlu bicimde yapmak, cifte standarda dusmeden ilkeli olmak gerekir. isci sinifi gerektiginde, ornegin 15 - 16 Haziran 1970 olaylarinda sendikal haklarin kisitlanmasina tepki gostermis, yasayi engellemistir. Keza 1976'da DGM yasasinin cikartilmasini onlemis, 1995'de de Ciller azinlik hukumetinin iktidardan dusmesini saglamistir. Butun bu tepkiler, mesru zeminlerde ve demokrasiyi savunarak gerceklestirilmistir. Seriat duzeni ozleyenlere karsi da bu tarz bir mucadele yurutulebilir. MGK bildirisi ise, vesayetci bir anlayisi savunan, sadece hukumete degil parlementoya da yaptirim ongoren bir nitelik tasimaktadir. Sorun, ozu itibariyle RP ya da laiklik meselesi degil, demokrasi meselesidir. Turkiye, siyasi islamci bir iktidarin esigine askeri darbelerin yarattigi baski ortami yuzunden gelmistir. Bu nedenle seriata karsi mucadele demokrasi mucadelesinden ayrilamaz. Turk - is ve DiSK'in bir yandan darbeye karsi ciktigini soylerken, diger yandan MGK bildirisine destek vermesi ve sorunu esas itibariyle laiklik boyutunda ele almasi, ilkeli ve demokratik bir tavir olarak gozukmuyor. Sendikalar, gecmisteki yanilgilarina dusmeden demokrasiyi sonuna kadar savunmalidirlar...
"Demokrasi olsaydi yargilanirdik"
KANAL 6'da Hulki Cevizoglu'nun hazirladigi "Ceviz Kabugu" isimli programda Hava Kuvvetleri eski Komutani Muhsin Batur ile Liberal Demokrat Parti Genel Baskani Besim Tibuk tartisti. 7 Mart gecesi yayinlanan programa 12 Mart 1971 muhtirasinda imzasi bulunan emekli orgeneral Muhsin Batur katildi. Batur, "Turkiye'de su anda demokrasi yok. Bugun icinde bulundugumuz sartlar 12 Mart'tan daha agir. Muhtirayi verdik ama sonuc degismiyor. Kotu gidise bir anlik dur deniyor" diye konustu. Bu arada Besim Tibuk, telefonla programa katildi. Tibuk ile Batur arasinda su konusma gecti: Tibuk: Demokrasilerde muhtira olmaz. TCK'nin 146. maddesine gore darbeyi tesvikten suctur. Aslinda Batur'un yargilanmasi lazimdi. Batur: Turkiye'de demokrasi olsaydi biz bugune kadar yargilanirdik. 24 yildir emekliyim. Niye yargilamadiniz? Siz iktidara gelirseniz yargilarsiniz. Tibuk: Biz simdi Batur'u yargilamak istemiyoruz. Halkimizdan ozur dilemesini istiyoruz. Batur: Bakalim kac oy alacak siniz? Yaptigim hic bir isten pisman degilim. Bizi tarih yargilar. 12 Mart'tan once politikacilar bize mektup yazip liderlerini sikayet ediyorlardi. Biz de onlara guvenip muhtira verdik, liderlerini saf disi biraktik. Ancak muhtiradan sonra o politikacilar ongordugumuz reformlara sahip cikmadi. |