Bayrak nedir?
Edip Emil Oymen
ingiliz bayragi artik pop kulturu simgesi oldu... Modacilar el atti. Bu, ilk kez olmuyor. Ama son zamanlarda iyice belli. Modaci Alexander McQueen, sanatci David Bowie'ye bayrakli ceket dikti. Modaci Clements Ribeiro, bayrakli bir kazak orup manken Naomi Campbell'e giydirdi. Pop yildizlari, Oasis grubunun lideri Liam Gallagher (24) ve sevgilisi Patsy Kensit (28), yastigi, yorgani ve carsafi bayraktan bir yatakta yari ciplak poz verdiler. Cok unlu Anglo - Amerikan yasam kulturu dergisi Vanity Fair'e kapak oldular. Pop grubu Baharatli Kizlar - Spice Girls'un delidolusu Geri, kilotunu bile ortmeyen mayomsu bir bayrak - kilikla sahneye cikti... Ornekleri artirmak mumkun. Memlekette bayrak yasasi falan olmadigi icin yasadisi bir durum da yok. Kimse kalkip "N'oluyor?" da demedi. Cunku ingiltere'de herkes, kendisini bireysel duzeyde istedigi gibi ifade eder. isteyen, istedigini yapar. Kimse donup bakmaz bile. Ama bu hosgoru, sip diye olusmamis. Yuzyillar surmus. Ve burasi bir ada oldugu icin, Avrupa'nin Franko - Cermen etkisinden uzakta kalmis. Her turlu ucuk kacik fikir icin bir ifade siginagi olmus. Modaci ve pop sanatcilarinin aksesuari haline gelen bayraga sahip cikanlar var elbette. Evet, bildiniz: Asiri milliyetci irkcilar ve ilimli milliyetci Muhafazakar Parti.
Sonunda 3001 de yazildi
Unlu 2001 - Uzay Yolu Macerasi filminin bilim kurgu yazari Arthur C. Clarke, 3001'i de yazdi. Bu, 80 yasindaki koturum yazarin son romani olacaga benzer. 2001, yonetmen Stanley Kubrick'in elinde film olarak muthis sukse yapmisti 30 yil once. O yillarda uzay calismalari bugunku kadar gelismis degildi. Uzay mekikleri, uzayin iclerine gonderilen acaip araclar hep daha sonradir. Aya bile 1969'da gidilmisti. Bilgisayarlar masa ustunde degildi. Dev dolaplar halinde odalari dolduruyordu. Bugun dogal sayilan bircok teknik, daha tasarim halindeydi. Suru sepet bilim kurgu romani arasinda 2001 cok ozeldir. Cunku yazari, kafadan atmiyor, bilerek yaziyordu. Arthur, cocuklugundan beri bilime merakliydi. 1940'larda hava kuvvetlerinde radarci olarak calisti. Savastan sonra fizik ve matematik ogrenimi yapti. Astronomide mezuniyet sonrasi egitim gordu. Bu yuzden romanlari bilime cok yakindir. Ve Arthur sadece roman yazari da degil. 100'u askin bilimsel makalesi uzmanlik dergilerinde yayinlandi. 1960'larda uzay calismalarinda danismanlik yapti. Ve simdi 3001 - Son Yolculuk... Yayinevi, olmeden bu kitabi da yazsin diye 1 milyon dolar avans odedi. O da gelecegi, 300 sayfada "gordu": Jupiter'in ikinci `ayi'nda yasamaya baslayan yeni bir irk... Din'in "yasaklandigi" ama Tanri'ya inancin serbest birakildigi bir dunya... Nufus artisi yuzunden yer kalmamis... Dunyaya 35 bin kilometre uzunlugunda asansorlerle bagli 4 uydu yapilmis... Ve insanlar et yemiyor artik. Hepsi sebzeyle besleniyor... Bilgi, kafaya takilan bir aygitla hop diye beyine aktariliyor. Aygit takilabilsin diye herkes dazlak... Ve kimlik, avuc icine dogumda takilan bir mikrocipte yazili. 3001: Final Odyssey. Arthur C. Clarke, Harper Collins, 16.99 Sterlin.
Otomasyon cig balik
Japonlarin cig balik (susi) meraki ve teknoloji birleseli 30 yil oldu. Garsonsuz ve self - servissiz fabrikasyon lokantalar Japonya'da bol. Ama Japonya'ya gitmeyen, gitse bile otomasyon cig balik yeme firsati bulamayan milyonlarca merakli icin simdi bu lokantalarin en buyugu Londra'da acildi. ileri teknoloji urunu bir mekan. Otomobil fabrikalarindaki turden, otomatik bir serit. Yilan gibi kivrilan, 60 metre uzunlugunda nikelajli bir tezgahta ilerliyor serit. Uzerinde cesit cesit susi tabaklari. Her tabagin rengi farkli. Renkler, fiyati gosteriyor. Duvardaki listeden fiyatina bakarak, onunuzden gecen tabagin da icine bakarak istediginizi aliyorsunuz. Soslar, sirkeler, tuz ve maden suyu da elinizin altinda. Susi cesitlerini bilmiyorsaniz sorun degil. Duvarda renkli panolarda gosterilmis. Ortada garson falan yok. iceri girip seritin basina oturup basliyorsunuz. istediginiz susi onunuze gelene kadar. Bitirince de tabaginizin rengine gore parayi odeyip cikiyorsunuz. Butun bu islemler sirasinda tek satir konusmak sart degil. Tam Japonlara uygun bir is: Hizli... Amaca yonelik... israf yok...
Meraklisina not : Yo! Sushi. 52 Poland Street, London W1. Tel: 171 287 0443.
Gercek, filmde yine kayip
Shine, su siralarda gosterimde. Aci bir oyku: Dahi cocuk David Helfgott, babasinin iyi niyetli ama hatali agir baskisi sonucu, evet super bir piyanist olur. Ama aklini yitirir. 22 - 37 yaslarini akil hastanesinde gecirir. Zararsiz oldugu icin taburcu edilir. Kendisinden 15 yas buyuk bir kadinin ilgisi ve sevgisi sayesinde az da olsa normale doner. David Helgott, gercek bir piyanist. Muzikcilerin "yumurta kafa" dedikleri turden ucuk, kacik, delimsi, patolojik heyecanli, sinir ilaclariyla ayakta duran 49 yasinda bir sanatci. Heyecani, esere kattigi yoruma yansimiyor. Heyecani, kendisine. Shine, "gercek bir oyku" diye sunuluyor seyirciye. Acaba filmde "gosterildigi" gibi David, gercekten babasinin iyi niyetli ama hatali agir baskisi sonucu mu aklini yitirdi? David'i karanligindan cekip cikartan karisi Gillian'a bakilirsa evet. David'in "korkunc" babasi oleli cok olmus. Annesi ve David'in uc kizkardesi hayatta. Hepsi, koro halinde, "Hayir, gercek hic de filmdeki gibi degil" diyorlar. David'in karisi Gillian, film Oscar adaylari arasina girince hemen bir kitap yazdi. Kitap, kocasinin cocukluk anilari ve izlenimlerine dayaniyor. Ve film senayosuyla asagi yukari ayni gibi... Ama David'in ailesinin anlattiklari tam aksi. Baba yumusakmis. Oglu ile iliskisi iyiymis. Oglunu hep desteklemis. Dovmemis. Baski yapmamis. Ailenin anlattiklarinda bir de ipucu var: Babanin kiz kardesi normal degilmis. Ama, hastaligi hic teshis edilmemis. Belki de David'in kacikligi, genetik? Bilinmiyor. New York Times basta olmak uzere bircok etkili gazetede film, "gercek yasam oykusu" olarak tanitildi. Sormak gerek: (1) Ne kadari gercek? (2) Kime gore gercek?...
|