MGK kaş yaparken göz çıkarmasın
Şükrü Elekdağ
MİLLİ Güvenlik Kurulu'nun (MGK) 28 Şubat kararları, imam - hatip okulları ile sekiz yıllık kesintisiz eğitim sorununun birden siyasal bir boyut kazanarak ülkemiz gündeminin en ön sıralarına oturmasına yol açtı. MGK, sayıları 560'ı bulan imam - hatip okullarının, Anayasa'nın 174'üncü maddesiyle güvence altına alınmış olan Tevhid - i Tedrisat Kanunu'nu bozarak Anayasa'ya aykırı bir durum yarattığı, bu nedenle imam - hatip okullarının dayandığı yasa ve düzenlemelerin iptal edilmesi ve ihtiyaca uygun bir sayıya indirilecek bu okullardan sadece imam - hatip yetiştirilmek üzere yararlanılması hususunda ısrarlı bir tutum içinde... MGK'nın üstünde önemle durduğu bir diğer husus da, sekiz yıllık kesintisiz eğitimin uygulanması... Bu yolda bir uygulamaya gidilmesi, imam - hatip okullarının ortaokul düzeyindeki bölümlerinde din ağrlıklı bir eğitim gören 300 bin öğrencinin kesintisiz temel eğitim kurumlarına kaydırılmasına yol açacaktır. Erbakan'ın, MGK toplantısında önce kabul edip sonra da imzaladığı bu kararlara şimdi şu nedenlerle karşı çıktığı anlaşılıyor: Birincisi, Refah, imam - hatip okullarına, "din devleti kurma ve kendi ideolojisine uygun insanlar yetiştirme" yolundaki çabaları için emsalsiz bir araç olarak bakmaktadır. İkincisi, Refah, sekiz yıllık kesintisiz eğitim kararını, siyasal hedeflerinin gerçekleştirilmesini engelleme amacını güden bir girişim olarak görmektedir. Bu bağlamda, Refah yöneticilerinin, sekiz yıllık eğitim görmüş çocukların meslek seçimine yönelirken kişisel iradelerinin daha büyük rol oynaması nedeniyle imam - hatip okullarına rağbetin azalacağından endişe ettikleri açıktır... Ayrıca, "ağaç yaşken eğilir" deyiminin yansıttığı gibi beş yıllık eğitimden sonra körpe dimağlar kolayca şekillendirilirken, ergenlik çağındaki çocuklar için bunun daha güç olacağı görüşünün de, Refah'ı bu uygulamaya karşı çıkmaya ittiğini söylemek yanlış olmaz. Üçüncüsü, Refah, seçmen tabanının eğilimlerine ters düşen bu kararları kabul ederse, bugüne kadar söylediklerini inkar etmiş duruma düşer. Bu da partinin bütünlüğünü tehlikeye atar.
"TEVHİD - İ TEDRİSAT"IN BOZULMASI
Şimdi, Mustafa Kemal'in, düşünce özgürlüğüne, laikliğe, aklın ve bilimin yol göstericiliğine dayanan eğitim inkılabının, son yirmi yıl içinde nasıl yozlaştırıldığına bir göz atalım. Osmanlı İmparatorluğu'nda önce askeri okullarda uygulamaya konulan çağdaş bilgilere dayanan eğitim programları, Tanzimat'la birlikte sivil kesime de yayıldı. Böylece, bir yandan Batılı anlamda eğitim yapan eğitim kurumları, diğer yandan da geleneksel eğitim sistemi, birbirine tamamen zıt ve birbirini inkar eden ikili bir yapı oluşturdu. Bu, mektepli ve medreseli diye ikiye bölünmüş, zayıf ve hasta eğitim sistemi, Osmanlı devletinin kendini toparlama hamlelerini ve reform girişimlerini daima köstekledi. Cumhuriyet'in kurulmasından sonra atılan belki de en önemli adım 1924 Tevhid - i Tedrisat Kanunu (Öğretimin Birleştirilmesi Yasası) oldu. Bu yasayla, dini eğitim kurumları ile çağdaş eğitim kurumları arasındaki ikiliğe son verildi. Medreseler kaldırıldı. Ülkedeki bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. Devlet eğitim işlerinin tek sorumlusu oldu. Ancak, bu kanunun 4. maddesiyle, sırf dini hizmetler ve imam ve hatip yetiştirmek için imam - hatip okulları kurulması da öngörüldü. Ne var ki, Türkiye'de çok partili sisteme geçilmesinden itibaren din siyasete alet edildi. Yapılan yasal düzenlemelerle imam - hatip okulları maksatlarından saptırılarak mezunlarına üniversiteye giriş hakkı verildi. Bu okullara kız öğrenci alındı. İhtiyaçtan fazla sayıda okul açıldı ve yıllık öğrenci kapasitesi 500 binin üstüne çıkarıldı. İhtiyacın çok üstünde olan bu düzenlemeyle imam - hatipler meslek okulu niteliğini tamamen kaybettiler. Bu gelişmeler, Anayasa'nın 174. maddesine aykırıdır. Anılan madde, Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ve Cumhuriyet'in laiklik niteliğini koruma amacı güden "İnkılap kanunlarının korunmasını" öngörür. Bu inkılap kanunlarının en başında da 430 sayılı Tevhid - i Tedrisat Kanunu yer almıştır. Anayasa'nın 42. maddesi de, eğitim ve öğretimin Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılacağını ve bu esaslara uymayan eğitim ve öğretim kurumlarının açılamayacağını hükme bağlamaktadır. Belirttiğimiz bu hususlar, imam - hatip okullarının son yirmi yıldır Anayasa'yı ihlal ettiğini ve MGK'nın yukarıda değindiğimiz önerilerinde tamamen haklı olduğunu ortaya koymaktadır.
GÖZ BOYAMA FORMÜLÜ
Anayasa'nın "Din ve Vicdan Hürriyeti" ile ilgili 24'üncü maddesinde "Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır" deniyor. Bu madde çok açık. 8 yıllık temel eğitim aşamasında öğrencilere "din kültürü ve ahlak öğretimi" dersleri okutulacak, fakat "din eğitimi" dersi verilmesi sözkonusu olmayacak... Ancak, gazetemiz yazarı Abbas Güçlü, köşesinde (29 Mart), DYP'li Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam'ın, sekiz yıllık kesintisiz eğitimin Erbakan tarafından kabul edilebilmesi için bir formül oluşturduğundan bahsediyor. Formül, temel eğitimin 6, 7 ve 8'inci sınıflarına "din eğitimi" yani Kuran - ı Kerim ve Arapça derslerinin seçmeli olarak konmasını öngörüyormuş. Güçlü şöyle diyor: "Dersler bir süre sonra zorunlu seçmeli hale gelir. O dersleri seçen Müslüman, seçmeyen kafir ayırımı yapılarak manevi baskıyla herkes alır hale getirilir." Bu formülün uygulanması korkunç bir hata olur. Erbakan bu tavizi alırsa cemaatine dönerek, göğsünü gere gere, "imam - hatiplerin orta kısımlarını kapattık sanmayın. Bütün okulları imam - hatipleştirdik" diyebilecektir. Bu formülün kabul edilmesi, eğitimde laik - antilaik çatışmasını Türkiye'nin başına bela edecektir. Bizden uyarması...
|