12 Mart 1997

milliyet logosu
sazak.gif

Ne şeriat ne darbe

Derya Sazak

BAŞKENT'te "fırtına sonrası sessizlik" dönemine girildiği gözleniyor.
28 Şubat'ta kopan fırtınanın siyaset gündemine taşıdığı yeni sorunlar MGK'nın bugünkü toplantısında "gündem dışı" kalabilir. Çünkü bir aydır her şey söylendi, yazıldı - çizildi, tartışıldı. Sıra, Bakanlar Kurulu'nun alacağı önlemlere gelmiştir. Başta 8 yıl kesintisiz eğitim olmak üzere çıkarılacak yasalarla ilgili karar yeri ise Meclis olacak.
Evet, demokratik süreç işlemektedir. Ve kopan fırtınadan sonra taşan dereler kendi yatağına çekilmektedir.
Ancak, 31 Mart öncesi gözlenen sessizlikten, uzun soluklu kalıcı sonuçlar çıkarmak da yanıltıcı olabilir. Dileriz, koalisyon bu hataya düşmez de, Bakanlar Kurulu'ndan beklenen yasaları süratle parlamentoya gönderir. Gelinen noktada, MGK'nın konumunu dikkatle değerlendirmek gerekiyor.
1982 Anayasası Milli Güvenlik Kurulu'na geniş yetkiler tanımıştır. Doç. Hikmet Özdemir, "Rejim ve asker" konulu incelemesinde MGK'nın Bakanlar Kurulu'nun karar alma sürecindeki yerini tartışmaya açmaktadır. 1983 tarih ve 2945 sayılı yasa Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'ne alınan kararları "takip ve kontrol" görevi vermiştir. Burada çarpıcı olan yetki şudur:
"Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ayrıca Bakanlar Kurulu haline getirilemeyen Milli Güvenlik Kurulu kararları ile bu kararlara ilişkin gelişmeler hakkında da Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a ve Milli Güvenlik Kurulu'na bilgi sunar."
Anlaşılan bu görev MGK'nın nisan toplantısında yerine getirilecektir. 31 Mart öncesi gözlenen sessizliğin gerekçesi MGK Genel Sekreterliği'nin üzerine aldığı görevlerinde gizlidir.
28 Şubat tarihi itibariyle hükümet gözaltına alınmıştır. Demokratik içeriği kabullenemez gibi görülse de 1982 Anayasası Cumhurbaşkanı'nın başkanlığındaki kurula bu "yetki"yi tanımıştır.
Bir ay önceki toplantıda Türkiye'de laik ve demokratik Cumhuriyet'in korunması için gerekli önlemler hükümete bildirilmiş ve beklemeye geçilmiştir.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan bugünkü toplantıda, iç güvenlik sorunları arasında "irtica"ya değinmezlerse, komutanlar 9 saatlik 28 Şubat toplantısındakine benzer bir tartışma açmayacaklar.
Deyim yerindeyse o zaman yapılan "ince ayar"dı, şimdi ise rejim sorunu "rölantiye" alınmıştır.
Askeri kanadın, temeldeki kaygılarının devam ettiğini söyleyebiliriz. Türkiye'de yönetime egemen olan İslamcı kadrolaşma orduyu rahatsız etmektedir. Refah'ın propagandası sonucu, imam hatipler sorunu "din düşmanlığı" şekline dönüştürülmüştür.
Refahçılar da, ortamı yumuşatmak ve gerilimi düşürmek yerine, "Cumhuriyet'le rövanş" havasına kapılıp, meydan okumaktadırlar. "Cumhuriyet'i inananlar kurdu" sözleri ulusal bağımsızlığı gerçekleştiren kadroya olan "inançsızlığın" ifadesi değil midir?
Bu söylem değişmedikçe, kin ve öfkenin yerini hoşgörü almadıkça, çağdışı bir yaşam empozesinden vazgeçilmedikçe, bırakınız Silahlı Kuvvetler'i, sivil güçlere ve geniş kitlelere de güven aşılanamaz. Önce "takiye" yapmaktan kurtulması ve muhalefet alışkanlığını bırakması gerekiyor, Refahçıların. Erbakan'ın imzaladığı MGK kararlarının Oğuzhan Asiltürk tarafından reddedilmiş olması hangi gerçeği değiştirecek?
Refah'ın bu tutumu sonucudur ki, Doğru Yol Partisi'nde bazı bakanlar ve milletvekilleri koalisyondan vazgeçmeyi düşünmeye başlamışlardır. 8 yıl önerisi kabineden geçmezse DYP'deki kopma hareketini Çiller de önleyemez. Nitekim, Yalım Erez, Yıldırım Aktuna, Ünal Erkan gibi etkili isimler, parti içinde bir çıkışa hazırlandıkları izlenimini veriyorlar.
MGK'nın sessizliğini DYP içindeki hareketlenmeye bağlı yorumlamak da mümkündür.
28 Şubat kararlarının savsaklanması halinde nisan toplantısında hava çok değişir. Muhalefete bakılırsa, koalisyon Kurban Bayramı'ndan sonra dağılır!
Kulislerde Cumhurbaşkanı'nın liderlerle toplanacağına ilişkin beklenti var.
Kuşkusuz, hükümetler gelip geçicidir. Demokratik değerler ve ülke insanının geleceğe güven duygusu kaybolmadıkça, dönemsel krizler iz bırakmaz. Ne şeriat, ne darbe istiyoruz! Tarihin sayfaları nice olumsuz örnekle dolu olsa da, 21'inci yüzyılın eşiğindeki dünyamız umut verici değişimin ekseninde dönüyor.
Bu evrensel yolculukta yaya kalmak istemiyorsak, içine sürüklendiğimiz "fetret devri"nden süratle çıkmalıyız. Aksi halde çağı yakalayamayız!

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Haber] [Ekonomi] [Dünya] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları]