12 Mart 1997

milliyet logosu

'Avrupa'nın derdi, Çiller - Erbakan ikilisi'

Ahmet Sever


Mümtaz Soysal'a göre: "Avrupa'nın Türkiye'ye olumsuz yaklaşımı, Çiller - Erbakan ikilisine tepkiden kaynaklanıyor ve Avrupa, 'Bu ikiliyle şansınız yok' mesajı veriyor. Çiller, Avrupa'nın kucağına oturup, saçını sakalını çekiştiriyor. Erbakan ise, ABD ile iyi geçinip, Avrupa'yı es geçiyor."
DSP milletvekili Mümtaz Soysal, Avrupa'da Türkiye'ye yönelik olumsuz havanın arkasında, Refahyol hükümetine duyulan tepkinin yattığını söyledi. Telefonla görüştüğüm Soysal, "Avrupa'nın derdi, bugünkü iktidarla. Diplomasiye ters düştüğünden açıkça söyleyemiyorlar. Ancak, dolaylı olarak, 'Bu koalisyonla şansınız yok' mesajını veriyorlar" dedi.

SAÇ, SAKAL ÇEKİŞTİRİYOR

"Avrupa haksız değil. Ben de aynı tepkiyi verirdim." diyen Soysal, bunun gerekçesini şöyle anlattı: "Biri kucağıma oturup, saçımı sakalımı çekiştirse, ben de kızardım. Üstelik, hem, 'Avrupalıyım' diyor, hem de, Türkiye'nin 70 yıl önce girdiği yoldan başka yola çekilmeye çalışılmasına ses çıkarmıyor ve araç oluyor. Koalisyonun diğer ortağı ise, ABD ile iyi geçinmeye çok önem verirken, Avrupa'yı es geçiyor. Doğu politikasını, ABD'yi kızdırmadan yürütmeye çalışıyor. Avrupa'yı, iktidarda kalmak için önemli bir faktör olarak görmüyor. Avrupa'yı kızdıran bu."
Avrupa'nın herşeye rağmen, Türkiye ile bu koalisyonu birbirinden ayırdığını vurgulayan Soysal, "Avrupa, bu iktidara rağmen, Türkiye'yi dışlamak ve kapıları kapatmak istemiyor" diye konuştu. Erbakan - Çiller ikilisinin, kendilerine dönük olumsuz tavrı, sanki Türkiye'ye yönelik bir tepki gibi gösterdiğini belirten Soysal, Avrupa'nın, aslında birkaç yıl öncekinden farklı olmayan, "çalışırsanız, olabilir" biçiminde bir söyleme dönmesini de kendi zaferleri olarak kullanmaya kalktıklarına işaret etti.

ŞANTAJ GERİ TEPTİ

NATO şantajının ve ABD'nin Avrupa üzerindeki baskısının etkili olmak bir yana, geri teptiğini söyleyen Soysal, AB'nin, Türkiye'ye umulan "tam üyeliğe aday" statüsünü vermeyeceği görüşünde. Soysal'a göre, "Türkiye, üyeliğe aday ülkelerin katılacağı Avrupa Konferansı'na çağrılsa bile, diğer adaylardan farklı olduğunu ortaya koyan bir ayırım yapacaklar."
Soysal, şu anda Türkiye'nin başında başka bir koalisyon olsaydı, Avrupa'nın daha açık ve olumlu tutum alacağını ifade etti ve şöyle konuştu: "Almanya Dışişleri Bakanı Kinkel'in, Türkiye'yi ziyaretinden önce Almanya'da bana söyledikleriyle, Türkiye'de verdiği mesajlar birbirini tutmadı. Almanya'da daha olumlu bir yaklaşım içinde olan Kinkel, Erbakan - Çiller ikilisine kızdığı için, Türkiye'de olumsuz tavır takındı."

Refah'ın 'Avrupa çelişkisi'

TÜRKİYE'de, bir sorun hakkında ne zaman bir tartışma çıksa, hemen, "Acaba, Avrupa'da durum nasıl?" diye merak ederiz ve Avrupa ile Türkiye'yi kıyaslama yoluna gideriz. Hastahanelerin işleyişinden tutun da, demokrasinin işleyişine kadar hep Avrupa'yı örnek alırız. Şimdi, zorunlu eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkarılması tartışmalarında, Avrupa, yine herkesin dilinde.
Yönünü Batı'ya dönmüş ve Avrupa ile bütünleşmeyi hedeflemiş siyasi partilerin Avrupa'ya sık sık atıf yapmaları son derece doğal. Ama, Batı'ya sırtını dönmüş, Müslüman ülkeleriyle birleşme hayaliyle yaşayan Refah Partisi de sanki "gizli" bir Avrupa hayranı.
Refahlılar, laiklik tartışılırken, "Avrupa ve ABD'deki kadar laiklik" istiyorlar. İnsan haklarını türban tartışmasında hatırlayıp, Avrupa'daki üniversitelerden örnekler veriyorlar. Türkiye'deki, Milli Güvenlik Kurulu'nun, Batı demokrasilerinde bir benzeri olmadığını söylüyorlar. Şimdi de, zorunlu eğitimin 5 artı 3 olması gerektiğini savunurken, yine Avrupa'daki eğitim sistemine bakıyorlar.
Avrupa'ya uzak duran Refah'ın, sıkışınca sürekli Avrupa dalına tutunmaya çalışması garip doğrusu. İktidarda 9 ayını doldurduğu halde Avrupa'ya adımını atmayan Refah'ın, hükümeti kurar kurmaz koştuğu Libya, İran, Nijerya'dan vereceği hiç olumlu örnek yok mu acaba. Kendini Avrupa'dan daha yakın hissettiği, Nijerya, Libya ve İran'daki demokrasi, insan hakları ve eğitim sisteminden hiç söz etmiyor da...


Fransa ve Almanya'da 'Türk kimliği' tartışması

FRANSA Ulusal Araştırma Merkezi'nde (CNRS) araştırmacı olarak görev yapan Riva Kastoryano'nun yazdığı bir kitap, Fransa ve Almanya'da Türklerin geleceği ve İslama bakış gibi güncel konulara açıklık getiriyor.
Armand Colin yayınevinde basılan ve "Almanya, Fransa ve yabancıları: Kimlik tartışması" adını taşıyan kitap, bu iki ülkede "geçici göç"ten, "yerleşik düzen"e geçen özellikle Müslüman kökenli yabancıların, yaşadıkları topluma nasıl bir kimlikle, ne şekilde eklemleneceği sorusuna yanıt arıyor.
Paris Siyasi Bilimler Enstitüsü'nde ders veren Kastoryano'nun araştırması, Fransa ve Almanya'da, İslamın, Avrupa'daki laikliğe ters düşüp düşmediği yolunda yapılan tartışmaları gözler önüne seriyor. Kitap temelde, iki ülkenin, yabancıların kültürel, etnik ve dini farklılıklarını ne oranda tanıyıp, hangi kimlikle içine alabileceği konusundaki yaklaşım ve arayışları mukayese ve tahlil ediyor.
Ancak, kitabı okuyunca, araştırmanın doğrudan konusu olmasa da örneğin, Almanya'daki Türkler bağlamında, Hıristiyan Demokratların "medeniyet farkı"ndan ne anladıkları ve bazılarının, İslamı, Türklerin entegrasyonunu engelleyen bir faktör olarak algıladığı daha iyi anlaşılıyor. Fransa'da yaşanan İslam - laiklik tartışmasının, Türkiye'deki tartışmaya benzediği görülüyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği önündeki en büyük engellerden biri olan "dış göç korkusu"nun, bazı çevrelerde, Almanya'daki Türklerin hızlı nüfus artışı nedeniyle "içerden istila" kaygısına dönüştüğü gözleniyor.


'Toplumun inançla uzlaşmasını ordu bile bastıramaz'

İSLAMCI yazar Abdurrahman Dilipak'ın, Fransa'nın Le Figaro Magazine dergisinde 15 Şubat'ta yayınlanan "Ordu İslamcılara karşı" başlıklı yazısı, Türkiye'de tepkiyle karşılanmıştı. Dilipak, dergiye, "15 Şubat'ta bana atfen yayınladığınız sözlere bir açıklık getirmem gerekiyor" giriş cümlesiyle başlayan bir açıklama gönderdi. Dilipak'ın, mektubu şöyle:
"Refah'ın üyesi ve resmi ideoloğu değilim. Türk toplumu, tarihi, inancı ve kültürüyle uzlaşmak istiyor. Bu isteği sonsuza dek bastırmak mümkün değil. Bana, 'Ordu bile bastıramaz mı?' diye sorarsanız, 'Evet, ordu bile' yanıtını veririm. Zira, ordu da halkın bir parçası.
İslam'da ruhban sınıfı yok. Türkiye'de diyanet işlerinde memurlar çalışıyor. Bu yüzden, devlet ve Kilise ayrılığı söz konusu değil. Laiklik tezinin de temeli yok.
Mustafa Kemal otoriter bir askerdi. O dönemde tek parti vardı ve Türk toplumu, Batı'dan gelen herşeyi en ideal ve en iyi olarak kabul etmek zorunda bırakıldı. Bugünkü sorunlarımızın çoğu oradan geliyor. Geçmişte, ezilen halkların ve Filistinlilerin davalarını Marksistler kucaklıyordu. Bugün bu davaları Müslümanlar destekliyor."

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Haber] [Ekonomi] [Dünya] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları]