Hırsın temelinde nasıl bir kişilik?

Çocukluk döneminde kişilik gelişimi sırasında yaşananlar, yetişkinlik dönemindeki başarı ya da başarısızlığı da belirliyor...

Edip Öymen

Her üç Amerikan başkanından biri, 14 yaşına kadar ya annesini ya babasını kaybetmiş. Dünya siyasetine damgasını vuran önde gelen başbakanların yaşamlarını inceleyen uzmanlar, gerçek lider özelliği taşıyanların da benzer bir kader paylaştığını söylüyor. Yani daha çocukken, çoğunun annesi babası ya ölmüş, ya ayrılmış. Ruhbilimciler, bu bulgunun, genel insan nüfusuna bakışla çok anlamlı olduğu görüşünde. Yani onlara göre, liderlik niteliği taşıyan insanların çoğunun çocukluğunda bu tür bir darbe var. Üstelik, anne babadan birinin ölmesi de şart değil. Birinin ortadan kaybolup ilişkiyi kesmesi yeterli. Çocuğu ile ilgilenmemesi yeterli. Ya da ana babadan birinin, çocuğun yaşamındaki etkisinin azalması yeterli. Bu da bir tür ölüm zaten.
Ruhbilimciler, bu bulgudan hareketle, bu çocukların daha sonraki yıllarda nasıml davrandıklarına baktıklarında şunu görüyor: Bu tür çocukların çoğu hırslı, ve hayatta başarılı... Örnekler daha çok Batı dünyasında dikkat çeken politikacılardan veriliyor. Bu kişilere ait kamuya açık bilginin bolluğu sayesinde ruhbilimciler, çocukluk dönemi sıkıntıları ile ilerki yaşlarda başarı arasındaki ilişkiyi inceleme olanağı buluyor.

İki tür kişilik

En tanınmış iki örnek: ABD başkanı Bill Clinton'ın babası, Bill daha doğmadan ölmüştü. İngiltere başbakanı Tony Blair'in babası, Tony daha küçükken felç geçirdi ve aile derin bir bunalıma girdi. Bunun, Tony'nin kişilik gelişimini etkilememesi mümkün değil.
Acaba hayatta başarının sırrını, mutsuz ve acı geçen çocukluk yıllarında mı aranmalı? Bu soruyu açık açık sormaya cesaret eden ruhbilimciler artıyor. Ancak ruhbilim, bir fizik bilimi değil. Onun kesinliği yok. Çünkü ilgilendiği konu, insan davranışı. Bunun ölçümünde fizik bilimi yöntemlerini kullansa bile istatistik kesinlik kazanabiliyor. Araştırma sonuçlarına etki yapan kültürel farkları gidermek zor. Başka değişkenler de sonuçları etkiliyor. Bu ve bunun gibi başka nedenlerden ötürü de, "başarı - hırs arası ilişki" konusunda kesin ve tek bir yanıt mümkün değil.
Yine de Manfred Kets de Vries, başarı - hırs - çocukluk denklemine ilişkin araştırmalarıyla öne çıkan bir ruhbilimci. Bu konuda önerdiği "ara formül" şu: Başarı iki farklı temele oturabilir. Birincisi, mutlu çocukluğa dayanan "yaratıcı narsist", yani olumlu ve yaratıcı bir biçimde "kendini seven" kişilik. İkincisi de mutsuz çocukluğa dayanan "tepkisel narsist", yani kendine duyduğu sevgiyi çevresine tepki olarak yansıtan kişilik.
Yaratıcı narsist kişiliğin oluşması için ana babanın, çocuğun yaşamında çok yapıcı bir rol üstlenmesi, onu çok sevmesi, ona çok güvenmesi, onu çok güdülemesi gerek.
Tepkisel narsistler ise, bu yazının ana konusunu oluşturanlar. Yani, çocukluğu ruhsal açıdan doyumsuz ve zor geçmiş olanlar. Büyüdükleri zaman bile bu zor dönemin izlerini etkisini üzerlerinden atamayıp, çareyi "başarılı olmakta" bulanlar.
Çok uzun yıllar günlük yazdığı için yaşamı ayrıntılarıyla bilinen ünlü İngiliz devlet adamı Sir Winston Churchill de çocukluğu ruhsal yoksunluk içinde geçenlerden. Ayrıca hırsı da dillere destandır. Babası Randolph, politikacıydı. Winston küçükken öldü. Annesi, sevgi gösteremeyen, donuk bir kadındı. Winston çok mutsuz bir çocukluk geçirdi. Küçük yaşta yatılı okula verdiler. Evini özlediği için okuldan hep ağlamaklı mektuplar yazdı annesine. Ama bu mutsuz çocukluk, ona müthiş bir hırs kazandırdı. Zaman zaman hırsı, aklının önüne geçecek kadar atak bir kişi oldu. Örneğin aklı başında pek çok kişinin uyarılarına rağmen 1915'de İngiliz ve Fransız donanmasını Çanakkale'ye saldırtması da bu ataklığının sonucu. Winston, İngiliz siyaset sahnesinde çok uzun yıllar rol aldı. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki başbakanlığı, 70'lere yaklaşan yaşına rağmen azalmayan enerjisi ve hırsı ruhbilim kitaplarına geçmiştir.
Tabii, insan davranışının her aşamasında olduğu gibi, tepkisel narsist kişilikte de patolojik durumlara kaymak çok kolay. "Öc alma takıntısı", tepkisel narsist kişiliğin öte yanı. Buna en tanınmış örnek olarak Hitler gösterilir. Babası küçük ve önemsiz bir devlet memuruydu. Ama evinde çok sert ve gaddardı. Annesi ondan gençti. Baba, anneyi sürekli döverdi. Hitler çocukken buna çok üzülür ve kızarmış. Ama hiç engel olamamış. Bu çaresizlik duygusu, onun başarı hırsını kamçılamış. Hem de ne kamçılama! Tarihteki yerini, neler yaptığını, nelere yol açtığını biliyoruz.
Mutlu ve güzel bir çocukluktan sonra başarılı olanları anlamak kolay. Ama ya mutsuz ve sıkıntılı bir çocukluktan sonra insanlar başarıyı nasıl yakalıyor? Ruhbilimcilerin, üzerinde üç aşağı beş yukarı anlaştıkları yanıt şu: Bu tür insanlar, kontrol kendilerinde olsun istiyorlar. Hem kendi kaderlerini hem çevrelerinin kaderini ellerinde tutmak istiyorlar. Kendi kontrolleri dışındaki nedenlerden ötürü bir daha tatsız durumlara düşmemek, bir daha "kahpe feleğin" oyununa gelmemek için. Tekrar, zayıf ve darbeye açık bir duruma düşmemek için.
Bu yüzden de iktidar ve yöneticilik arıyorlar. İktidar istiyorlar.
Ruhbilimde bu konuda yapılan yeni araştırmalar, çocuklukları mutsuz ve edilgen (yani pasif) ama yetişkinlikleri hırslı ve atak kişilerin, paradan çok, iktidara önem verdiklerini gösteriyor. Para elbette iktidar için önemli bir basamak. Ama iktidar ihtiyacı, bu tür insanlarda birinci sırada. İktidar deyince, politikayı olduğu kadar, politika dışı ortamları da kastediyoruz. Örneğin, evinde her dediği yapılan, herkesin itaat ettiği bir baba da iktidar sahibi.
Ama iktidar merakı, özellikle "kronik" politikacılara ve "kronik" yüksek yöneticilere özgü. Çok daha önce emekli olabilecekken hala aktif politikacılık ya da yöneticilik yapanları yönlendiren, hırsları.
Ruhbilimcilere göre bu kişiler, kendi kendilerini sürekli ispatlamak zorunda. Çünkü hırslarının kaynağında üzerlerinden hiç atamadıkları sürekli ve "iflah olmaz" bir kaygı var.

Bizim politikacıların kişiliği

Acaba Türkiye'de bizim politikacı ve yöneticilerde durum ne? Pek çoğunun kişiliği hakkında magazin niteliğinde suya sabuna dokunmaz basma kalıp bilgiler dışında ne biliyoruz? Eşleriyle zaman zaman bir arada görülmeleri dışında evlilik (ya da bekarlık) yaşamları hakkında fikrimiz var mı? Eğer çocukları varsa onlarla ve akrabalarıyla ilişkileri nasıl? Kendi çocuklukları nasıl geçmiş? Ana babalarıyla ilişkileri nasılmış? Onlar hala hayattaysa, şimdi nasıl? Kendilerini hala güdüleyen ne?
Ne var ki, değil bu tür sorular, özel yaşamı biraz deşen sorular dahi bizde hoş karşılanmaz. Yanıtlar sansürlü çıkar. Üstelik bunları bağımsız kaynaklara doğrulatma yalanlatma olanağı da yoktur. Türk halkı, hemen hiç bir yönetici veya politikacısının çocukluğu, kişiliği hakkında gerçek bir bilgiye sahip değildir. Bir kaç medyatik istisna dışında kimse, yönetici ve politikacılar bunlar hakkında konuşmaz.
Türkiye'nin kaderini ellerinde tutan eski yeni, önde gelen veya geri planda kalan bütün politikacıları, yöneticileri neyin nasıl güdülediği bilinebilseydi? Türkiye'yi "yaratıcı narsistler"in mi, "tepkisel narsistler"in mi yönettiği anlaşılsaydı? Bu, kimin, ne kadar oy aldığını bilmek kadar önemli olurdu yaşamımızda. Çünkü hangi siyasi görüşle olduğu kadar, hangi güdüyle de hangi kişilik yapısıyla da hareket ettiklerini anlardık.