Günlerin Köpüğü
Aylin LİVANELİ
KADININ AYAK SESLERİ
Geçen hafta KA-DER toplantısı için Türkiye'ye gelen İngiliz İşçi partisi milletvekili Gladys Thornton ve gazeteci Lesley Abdela'yla görüştüğümde aslında hepimizin farkında olduğu ama şimdiye kadar çok önemsemediği bir konunun çarpıcılığını kavradım. Politikada kadının gücü! Bu iki mücadeleci kişilik, İngiliz Parlamentosundaki kadınların sayısının 19'dan 121'e çıkması için büyük uğraş vermişler. "Ama yetmez" diyorlar, "Parlamento'nun yüzde 50'si kadın olmalı." Bizde de partiler, nüfusun yüzde 51'ini oluşturan kadınların gücünü fark etmeye başladılar. Bundan sonra kadını yok sayan bir partinin başarılı olması mümkün görünmüyor. Tony Blair'in şahlandırdığı İşçi Partisinin, son zaferinden önce 4 seçim kaybettiğini anlatıyor Thornton. "Kadınların hoşlanmadığı birşeyler söylüyor olmalıydık," diyor. Blair'in yeni sol söylemiyle birlikte, kadına bakışın tamamen değişmesi, seçimin kazanılmasında büyük bir rol oynamış. Abdela da İşçi Partisi'nin bu seçimleri kadınlar sayesinde kazandığını vurguluyor. Artık Türkiye'de de kadınlar kendi güçlerinin farkına varıyor. Şimdi bilinçli, güçlü kadınlarla vizyon sahibi, duyarlı politikacıların işbirliği yapma zamanı.
El Nino'dan para kazanmak
Borsayla hiç ilgisi olmayanlar bile son zamanlarda onun çekiciliğine kapılmadan edemiyorlar. Avrupa ve Amerika'nın bir çok yerinde insanlar artık, aracı olmadan kendi kendilerine borsada oynamayı tercih ediyor. Yakında Türkiye'de de böyle olacağını tahmin ediyorum. Stocholm'de Ericsson'da çalışan bir arkadaşım, Ericsson'ın tüm parasını Amerika'daki bir şirkete yatırdığını öğrendiğinde hemen aynısını yapmaya karar vermiş ve bundan müthiş kazançlı çıkmış. Hava durumu ve iklimler borsayı etkileyen önemli faktörler. Güney Amerika'dan yayılan El Nino fırtınası da bunlardan biri. El Nino belki Hong Kong piyasasının burun üstü yere çakılmasına yol açacak kadar güçlü değil ama dünya piyasalarında başka etkileri oldu. El Nino'nun soya fasulyesi ve tahıla verdiği zarardan para kazanmayı umanlar hemen bunlara saldırdılar. 1970'lerde La Nina'nın (El Nino'nun tersi, çok kuru hava) El Nino'yu takip etmesiyle birlikte mısır fiyatları yüzde 39, buğday yüzde 57 ve soya fasulyesi yüzde 36 oranında artmıştı. Uzmanlar gelecek yıl El Nino'dan para kazanmak isteyenlerin tahıl, şeker, kahve ve kakaoya yatırım yapmalarını tavsiye ediyorlar. Büyük bölümü El Nino'dan zarar gören bu maddelerin fiyatları hızla yükselecekmiş.
İDEAL SAĞLIK
Büyük şehirlerde yaşayan bizler, sağlıksız yaşamak için gerekli olan her türlü koşulu yaratıyoruz. Hava, gürültü ve çevre kirliliği; sağlıksız yiyecekler, yoğun bir koşuşturma arasında 2 dakikada tüketilen yağlı sandviçler, hamburgerler ve stres. Bunların sağlığımızı çok kötü yönde etkilediğini bile bile değiştirmek için hiçbir şey yapmıyoruz. 8 Haftada İdeal Sağlık adlı bir kitap geçti elime. Kitabın yazarı Andrew Weil, bir an durup sağlığımız için neler yapabileceğimizi, yaşam kalitemizi nasıl artırabileceğimizi düşünmeyi öğütlüyor. 8 haftalık bir program yapmış Weil. Programda söylenenleri uygularsanız bu sürenin sonunda ideal sağlığa kavuşmuş oluyorsunuz. Yapılması gerekenler kısaca şöyle;
1. İşe mutfak temizlemekle başlanıyor. Buzdolabınızda gördüğünüz tüm sağlıksız yiyecekleri çöpe atıyorsunuz. Bunlara zeytinyağı dışındaki tüm yağlar, yapay tatlandırıcılar ve yapay renklendiriciler dahil. 2. Aldığınız yiyecek maddelerinin paketlerindeki bilgileri okumayı alışkanlık haline getirmeli, yukarıda attığınız maddelerden yüksek miktarda bulunanları almamalısınız. 3. Haftada iki defa balık ve brokkoli yemelisiniz. 4. Günde 1000-2000 miligram C vitamini almalısınız. 5. Kırmızı eti azaltmalısınız. 6. İlk hafta 10 dakikayla başlayıp, onu takip eden her haftada 5'er dakika arttırarak yürüyüş yapmalısınız. 7. Doğru nefes almayı öğrenip her gün 5 dakikayla başlayıp, arttırarak nefes alma egzersizleri yapmalısınız. 8. Evinize çiçek alıp bakmalısınız. 9. Müzik dinlemelisiniz. 10. Hava kirliliğinden korunmak için her gün Selenium almalısınız. Bu programın bana göre en çekici yanı cok katı olmaması. Bir alternatif sunuyor. Burada anlatılanları yaşam biçimi haline getirirseniz çikolata, kahve gibi kötü alışkanlıkları tamamen bırakmanıza gerek yok.
İSTANBUL: BİR RESTORAN KENTİ
Geçen Cumartesi akşamı Etiler'den geçiyordum: Bir kalabalık, bir trafik sormayın gitsin! İğne atsanız yere düşmez. Corvette'ler, Porche'lar, Jaguar'lar tampon tampona ilerliyor. İstanbul gecelerinin nabzı burada atıyor. İtalyan, Thai ve Fransız restoranları; gece kulüpleri tıklım tıklım dolmakta. Kişi başı ortalama 10 milyon liraya çıkılan bu yerlere birkaç gün önceden rezervasyon yaptırmazsanız yer bulmanıza imkan yok. Bu fiyatlar New York, Londra gibi dünya metropollerindeki lüks restoranlarla hemen hemen aynı. Sadece Etiler de değil, İstanbul'un ve hatta Ankara'nın her yeri lokanta oldu. Eskiden yemek yenecek birkaç iyi yer varmış: Borsa, Abdullah Efendi gibi. Şimdi New York, Paris ve Londra'daki ünlü restoranların şubeleri açılıyor. Uluslararası mutfak kültürü gelişiyor, alternatifler çoğalıyor. Yalnız önemli bir fark var: Burada lüks denilen lokantaların çoğu dünyanın bir çok yerinde standart sayılıyor. Dar gelirli buralara çekinmeden gidebiliyor. Örneğin Çin restoranları (çok özel olanları dışında) en ucuz yemek yiyebileceğiniz yerler. Hep konuşulur; Türkiye'de bu kadar yoksulluk ve ekonomik darboğaz yaşanırken lokantalar nasıl doluyor, millet bu parayı nereden buluyor ve buralara kimler gidiyor diye. Hatta kimileri lüks lokantaların tıklım tıklım dolmasını Türkiye'de bir ekenomik refah yaşandığının kanıtı sayar. Zülfikar Doğan'ın da yazısında vurguladığı bir gerçek var: Bankalardaki toplam mevduat 2,5 katrilyon TL. Bu paranın yüzde 60'ı olan 1,5 katrilyon, mevduat sahiplerinin yüzde 1'ine ait. Yani Türkiye'de 300 bin zengin var. İşte bu restoran ve kulüpleri de onlar dolduruyor. Oysa Batı metropollerinde "yaşam keyfi" denilen şey, büyük kitlelere yaygınlaştırılmış durumda.
|