tamer.gif

"Stanford'da öğrendim, ENKA'da uyguladım"

Meral TAMER

Sinan Tara'dan:
* Ciromuz 10 yıl önce de 800 milyon dolardı, şimdi de aynı. Ama 10 yıl önce zarar eden bir 800 milyon dolardı. Şimdi kar ediyoruz.
* Alınan elektrik santral ihaleleri ve Rusya'daki yatırımlarla ciro 3 - 4 yıl sonra 1,5 milyar dolara ulaşacak.
* Bizde yetişmiş kadro, belki de sanayidekinden daha önemli. Telefon bile edilemeyen yerde iş aldığımız olur. Hata ortaya çıkana kadar, zaten iş biter.
* ENKA'da yönetim kurullarının yarısı babamın, yarısı benim jenerasyonumdan. Ama zamanla tabii benim jenerasyonumun ağırlığı artıyor.

Şarık Tara'yı ve ENKA'yı, ihracat şampiyonu olduğu 80'li yılların başında tanımıştım. Sonra Burtrak Traktör Fabrikası'ndan Kelebek Mobilya'ya, Chemical - Mitsui Bank'tan Pimaş Boru'ya çok değişik sektörlere peşpeşe girdiğine tanık oldum. İlk göz ağrısı ve 90'lı yılların başından itibaren yeniden göz bebeği olan asıl işi müteahhitliğinin boyutlarını ise, geçen ay Moskova'da Migros'un açılışı sırasında algılama olanağı buldum.
80'li yılların ikinci yarısı, deneyimlerinin bulunmadığı pek çok sektöre balıklama atlayan diğer parlak holdingler gibi ENKA için de bayağı zor geçti. O zor günlerin henüz sürdüğü 1990 yılında, ENKA binalarında mütevazi bir ofis partiyle 60. yaşgününü kutlayan Şarık Tara'ya işleriyle ilgili birkaç soru sorduğumda, işaret parmağıyla kapının pervazına dayanmış duran oğlu Sinan'ı göstererek şöyle demişti:

"Patron Sinan. Ben ona çalışıyorum!"

"Artık patron o. Ne soracaksan ona sorman gerek. Ben onun yanında çalışıyorum. Ne derse onu yapıyorum. Laf aramızda beni çok yoruyor. Eskiden çalıştığımdan çok daha fazla çalıştırıyor!"
Önce şaka yapıyor sandım. Sonra baktım ciddi. Ama yine de, olduğundan da genç gösteren Sinan Tara'nın yanına gidip de, elden çıkartmakta oldukları şirketlerle ilgili soru sormak içimden gelmedi.
Ancak Türk Sanayici ve İşadamları Derneği TÜSİAD çevrelerinde yaptığım küçük bir nabız yoklamasında, genç Tara'nın gerçekten ENKA'da tüm dizginleri eline aldığını, gerekli operasyonları başarıyla yürüttüğünü ve gereken yerde neşteri vurmakta tereddüt göstermediğini öğrendim.
Bu köşede bir süre önce Boyner ve Eczacıbaşı gruplarının geçmişten geleceğe serüvenlerini ikinci kuşak patronlar Cem Boyner ve Bülent Eczacıbaşı'nın ağzından sizlere aktarmış ve "başdöndürücü bir değişimin yaşandığı günümüz dünyasında, Türkiye'de belli nişleri yakalamış ve başarılı olmuş grupların kendi deneyimlerini kamuoyuna aktarmalarında yarar olduğu kanısındayım. Kişilerin de kurumların da bu deneyimlerden öğrenecekleri çok şey var," demiştim.
Sinan Tara ile ENKA'nın serüveninde geçmişten geleceğe yaptığımız gezinti, bu dizinin üçüncüsü.
Boyner, Eczacıbaşı ve ENKA...
Bu seçimi yaparken, faaliyet alanlarının farklı olmasına özellikle özen gösterdim. Böylelikle değişik sektörlerin son 20 yılını da belki bir ucundan gözleyebiliriz diye düşündüm.
Bu dizinin ilk 2 konuğunun TÜSİAD eski Başkanı, sonuncusunun ise 7 yıldır TÜSİAD yönetiminde ve şu anda en kıdemli Başkan Yardımcısı olması ise tamamen raslantı!

Odasının 4 duvarı da bomboş

Sinan Tara ile Balmumcu'daki ofisindeyiz. Yandaki fotoğraftan da görebileceğiniz gibi odasının duvarlarından tek bir çivi bile yok. Sadece elektrik düğmelerinin bulunduğu bomboş 4 duvarın bu denli dikkat çekici olabileceğini, Tara'nın ofisini görmeden hayal bile edemezdim.
Aslında bu yalınlık, Sinan Tara'nın tam tarzı. Alman Liseliliğinin payı olabilir mi? Belki vardır. (Kendisine göre kesinlikle Alman Liselilikten). Düşünce, davranış ve konuşma üslubundaki sadeliği üstüste koyduğunuzda, onun kendine özgü, sıradışı kişiliğini teslim etmekten başka çareniz kalmıyor.
Zaten başka kim kalkar da konuşmanın en can alıcı yerinde, "benim ENKA'da yaptıklarım, okulda öğrendiklerimden başka bir şey değil" diyebilir ki?
Tara, Alman Lisesi'ni bitirdikten sonra Zürih Teknik Üniversitesi'nde inşaat mühendisliği öğrenimi görmüş. Ardından da ABD'nin ünlü üniversitelerinden Stanford'da MBA (işletme masteri) yapmış.

Stanford'da pişer, ENKA'ya da düşer!

"Evet, ben Stanford'da 1980 - 82 yılları arasında bana öğretilenleri, 80'li yılların sonlarına doğru ENKA'da uyguladım. Stanford'da bana diversifikasyonun yanlış olduğu anlatılmıştı. Çok çarpıcı örnekler de gösterilmişti.
Amerika'da 1970'lerde ünlü yönetim danışmanları, kendi işlerinde çok başarılı olan ve hızla büyüyen şirketlere, değişik sektörlere girmelerini salık vermişler, bu öneriyi benimseyenler ise daha 70'li yılların sonunda çok zor durumda kalmışlardı.
Okulda bize parlak şirketlerin batış öykülerini örnekleriyle anlatarak, diversifikasyonun tamah edilecek bir strateji olmadığını öğrettiler ve her grubun kendi asli işinde yoğunlaşmasının yararlarını sıraladılar.
Diyeceğim şu: Diversifikasyon, globalleşmeden çok daha önce gözden düşmüş, yanlış bir yönetim stratejisi olduğu anlaşılmıştı..."
Tara'nın anlattıkları, bana ilginç geldi. Çünkü Türk işadamları için diversifikasyon, 80'li yılların moda eğilimiydi. Türkiye'de en muteber kuruluşların birbiri ardına değişik sektörlerde boy gösterdikleri bir dönemde, Amerika'da batış öykülerinin üniversitelerde ders olarak anlatıldığı, aklımın ucundan bile geçmezdi.
Demek ki sanayiimiz, o dönemde hala gümrük duvarlarıyla korunduğu için, ABD'de gözden düşen diversifikasyon, Türkiye'de mümkün, hatta moda olabiliyordu.

26 yaşında ENKA'nın başına

Tara, Stanford'da master yaptıktan sonra 2 yıl Suudi Arabistan'daki şantiyelerde çalıştıktan sonra 1984'te henüz 26 yaşındayken babasının "o patron, ben onun yanında çalışıyorum," dediği şekilde ENKA'nın başına geçmiş.
Tüm ısrarlarıma rağmen Tara'yı, değişik sektörlerdeki faaliyet alanlarından nasıl çekildikleri konusunda konuşturamadım. Hatta "yoksa o yılları anımsamıyor mu?" diye bile düşündüm bir an.
Ancak tüm operasyonun başındaki bir numaralı kişi olarak anımsamamasına imkan var mı? Demek ki o yıllara ilişkin ayrıntıları es geçmek istiyor. Sadece "10 yıl önce de ciromuz 800 milyon dolardı. Şimdi de 800 milyon dolar. Ancak 10 yıl önce zarar eden bir 800 milyon dolar vardı. Şimdi, üzerinden kar ettiğimiz bir 800 milyon dolarlık ciro söz konusu," diyor.
Aldıkları elektrik santral ihalelerini ve Rusya'daki yatırımlarını hatırlatarak, önümüzdeki 3 - 4 yıl içinde ciroda önemli sıçrama beklediğini, 1,5 milyar dolara yakın bir rakamı yakalayacaklarını anlatıyor.
ENKA'nın 800 milyon dolarlık cirosunun 600 milyon doları, 40 yıl önce ENişte - KAyınbirader olan Şarık Tara ve Sadi Gülçelik adlı 2 genç inşaat mühendisinin kurduğu ENKA İnşaat'tan, yani grubun ilk göz ağrısı olan asıl işinden geliyor. Geri kalan 200 milyon dolarlık cironun içinde Kelebek Mobilya'dan Pimaş ve Pimapen'e, satmayıp korudukları sağlıklı sanayi şirketleri var.
Kar amacı gütmeyen ENKA Vakfı 10 yıl önce kurulmuş. Vakfın ilk faaliyeti, Sadi Gülçelik Spor Tesisleri. 2 yıldır da ilkokul var. Şimdilik sadece 1. ve 2. sınıf. ENKA Okulları, çok iddialı bir proje. "Dünyanın en iyisi olacak" diyorlar.

2 jenerasyon da yönetimde

Sinan Tara, ENKA İnşaat'ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü, ENKA Holding'in de Başkan Yardımcısı. ENKA'daki çalışma düzenini anlatırken, "genelde şirketlerimizde 2 jenerasyon birarada çalışıyor. Mesela Yönetim Kurulu'nun yarısı benim jenerasyonum, yarısı babamın. Tabii zamanla benim jenerasyonumun ağırlığı artıyor. Ama çok yumuşak bir geçiş oluyor," diyor.
ENKA üst yönetiminde babasının kuşağından ilk aklıma gelen Yıldırım Aktürk, Sinan Tara'nın kuşağından ise Migros'un açılışı için Moskova'ya gittiğimde "Sinan size göz kulak olmamı söyledi," diyerek kendini tanıştıran, ENKA'nın Moskova'daki işlerinin başındaki cıva gibi genç yönetici Haluk Gerçek.
"Müteahhitlik öyle bir iş ki, icabında telefonla bile ulaşamadığımız yerlerde bir kısım insanlar, bizim adımıza bir şeyler yapmak durumundalar. Uluslararası rekabete açık bir ortamda başka türlüsü zaten mümkün değil...

Hatalar belli olana kadar iş bitiyor

Sibirya'da iş alıyorsak, oraya gidip de işin başında durmamıza imkan yok ki! Sonuçta oraya 5 - 10 kişi gönderiyoruz. Onları gerçek anlamda kontrol etmemize imkan yok. İş yapılırken hataların düzeltilmesi de mümkün değil. Çünkü hatalar ortaya çıkana kadar, iş bitiyor zaten.
Sinan Tara'yı dinlerken, müteahhitlikle bugüne kadar nedense pek ilgilenmediğimi hayretle farkediyorum. Tara devam ediyor:
"İşin tabiiatı icabı, yöneticilerimizi yetkilendirmek zorundayız zaten. Yöneticilerin de kendilerini şirketin sahibi gibi hissedip, karar verebilmeleri gerek.
Diğer sektörler için de geçerli, ama özellikle müteahhitlikte başarılı olmanın tek yolu, "kaliteli bir kadronun uyum içinde çalışabilmesinden" geçiyor.
Bizim şirketin en büyük avantajı, benim bu şekilde yetki verebileceğim, kendi jenerasyonumdan en az 20 arkadaşımın olması.
O 20 arkadaşımın da aynı şekilde güvenebilecekleri, kendi altlarında çalışan 5'er 10'ar kişi oluyor. Şirketin asıl varlığı da zaten işi bilen, beraber çalışmaya alışmış böyle bir ekibin olması.
Zaten Batılı rakiplerimizle zaman zaman görüşmemiz gerektiğinde, ne onlar bana ne de ben onlara "sizin ne kadar makineniz var?" diye sorarız. 2 taraf için de kritik soru, "sizin bu işleri yapabilecek bir ekibiniz var mı?" sorusudur.
Bizdeki ekibin hemen hepsi, üniversiteyi bitirdikten itibaren ENKA'da çalışmaya başlamış, hiç değişmeyen, ancak gençlerin ilave olduğu, 15 yıl Libya - Rusya - Suudi Arabistan'da tecrübe kazanmış, "dünyanın en iyi ekibi." Bundan hiç şüphem yok.
Ortaklık yaptığımız yabancılarla sık sık karşılaştırdığım için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum."
DEVAMI YARIN


Yazara Email M.Tamer@milliyet.com.tr