Yavuz DONAT Fotoğrafı: 11869 bayt

Gelin haklı

       PROF. Dr. Ursula Neumann (Hamburg Üniversitesi'nden) tebliğini sundu.
       Tebliğin konusu "binasyonal çocuklar".
       Yani "Türkiye'deki Alman ve Almanya'daki Türk çocuklar".
      
Sempozyumda "Türkçe - Almanca" tercüme vardı.
       Prof. Neumann Almanca konuştu.
       Ve sonra "soruları" beklemeye başladı.
       İlk soruyu bir "Alman" sordu.
       Ama fevkalade düzgün bir Türkçe ile:
       - Ben Heike Offer Eren. Bir şikayetim var. Türk eğitim sistemi ezbere dayalı... Ezberle babam, ezberle. Bu nasıl iş?
       * * *
       SEMPOZYUM, Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeydi.
       Akşam "rektörün daveti" vardı.
       Davette Heike Offer Eren'le konuştuk.
       Orta yaşlı, gözlüklü, kısa saçlı, şirin bir Alman kadın.
       Daha doğrusu "gelinimiz".
       "Neyi beğenmiyorsunuz" diye sorduk.
       "Sistemi" dedi.
       - Sistemin nesini?
       - Türkiye'de çocuklara "bilgiler ezberletiliyor". Almanya'da ise "problemin nasıl çözüleceği" öğretiliyor.
       "Başka" diyecek olduk.
       Heike Offer Eren:
       - Yetmez mi? Çocuk tek başına problem çözemiyor. Grup halinde çözemiyor. Bunun ileri yaşlardaki vahim sonucunu kim çekiyor? "Memleketimiz" çekiyor.
      
Gelinimiz "memleketimiz" derken, Türkiye'den bahsediyor.
       * * *
       CHRISTINE Şenol da "soru sormak için" parmak kaldıranlardan:
       - Eğitim sisteminde aile yok... Yaratıcı düşünce yok. Araştırma, tartışma yok. A, B, C... Ezberle gitsin. Hani Türk kültürü? Çocuklara yazık olmuyor mu?
       Sempozyumdan sonra Christine Şenol'la konuştuk:
       - Çocuğunuz kaç yaşında?
       - Yirmi.
       - Nerede okuyor?
       - Öldü.
       - Trafik mi?
       - Hayır. Türk eğitim sisteminin kurbanı.
       - Yani?
       - Eğitim sistemi çocuklara "kendine güveni" vermiyor. İstedik ki ailesi olarak biz verelim. Onu dalmaya teşvik ettik... Denize daldı... Çıkamadı.
       * * *
      
USCHI Akın iki çocuk annesi bir "gelinimiz".
       O da şikayetçi.
       Şikayetini "şirin Türkçesiyle" anlattı:
       - Çocuk gitti okula. Öğretmen dedi "kalk, otur." Çocuk bir şey söyleyecek, öğretmen dedi "sus, otur." Çocuk istiyor soru sormak... Öğretmen hemen var kulak çekmek.
       * * *
      
CLAUDIA Yılmaz "Türkçesi çok iyi" gelinlerimizden.
       Eşi, işadamı Turgut Yılmaz.
       Eşinin ağabeyi Başbakan Mesut Yılmaz.
       İlk çocukları okula gideceği zaman, Turgut Bey, eşine şöyle demiş:
       - Türkiye'de iki okul var. Devlet okulu günde beş saattir ve yarım gündür. Özel okul ise tam gün.
      
Claudia Hanım demiş ki "öyleyse özel olsun".
      
Gelinimiz "o günleri" şöyle anlattı:
       - Özel okula gittik. Gerçekten tam gün... Ama yine beş saat. "Bu nasıl iş" diye sordum. Sonunda öğrendim ki, teneffüsler daha uzun.
       * * *
      
CLAUDIA Yılmaz "üç numara şimdi çarpım tablosunu ezberliyor" dedi.
       Sorduk:
       - Nasıl gidiyor?
       - Ezberliyor. "İki kere iki dört". İyi de neden dört? Sistem kötü... Sistem ezberci.
       - Bunları eşinize... Eşinizin ağabeyine söylemiyor musunuz?
       - Söylüyorum.
       - Ne yanıt veriyorlar?
       Gelinimiz başladı gülmeye:
       - Mal bu mal... İster al, ister alma.
       * * *
      
ÜÇ kuruluşun düzenlediği (Yıldız Teknik Üniversitesi, Friedrich Ebert Vakfı ve Hamburg'daki Türkiye - Avrupa Araştırmaları Enstitüsü) sempozyumuna katıldık.
       "Çok şey" konuşuldu.
       Ama "gelinlerimizin anlattıkları" öylesine ilginç ve öylesine önemli ki...
       Heike Offer Eren'in söylediği gibi "sistemsizliğin bedelini Türkiye ödüyor".


Yazara E-Posta: Y.Donat@milliyet.com.tr