Güneri CİVAOĞLU Fotoğrafı: 12675 bayt

Kameranın yansıtmadığı

       Hurmalı pilav yediniz mi?
       Beyaz pilavın üstü kehribar sarısı hurma parçaları ve nar gibi kızarmış bademle kaplanmış.
       Ermeni pilavı.
       Yanı sıra...
       Ermeni usulü zeytinyağlı dolma, kuyu kebabı gibi ağızda dağılan et, Ermeni pilakisi, Ermeni irmik helvası...
       Perşembe gecesi, DURUM programından sonra Patrikhane Yönetim Kurulu'ndakilerin eşleri tarafından ekibimize ve konuklara hazırlanan yemeğin mönüsünü sıraladım.
       Ermeni yemeklerinin ün yapmasının boşuna olmadığını, hep birlikte damaklarımızda hissettik.
       Bizim bir gün önce Erivan'da Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan ile konuşma yaptıktan sonra armağan olarak getirdiğimiz yöre şaraplarını da yudumluyorduk.
       Program sonrası, sabaha karşı, saat 03.00...
       Üst kattaki büyük salonda toplanmıştık.
       Bir yandan Nurdan Torun'un güzelim sesinden mikrofonsuz ve sazsız, içinden koptuğu gibi söylediği şarkıları dinledik.
       Ve...
       "İletişimin, diyaloğun insan ilişkilerindeki güzelliğini" yaşadık.
       Zaten...
       O gece DURUM programı, "tarihte iki taraf için de yaşanan dramın mezarlarını didiklemek için düzenlenmiş" değildi.
       "O toprak tepeciklerinin üzerlerinde çiçek yeşertmek için", mütevazı insanlık tohumları serpmiştik.

Sinema

       Her insanın bir sineması vardır.
       O geceden izlediğim bir sinemanın karelerini yansıtayım.
       Belki...
       Yöremizde dil, din, etnik fark ve diğer boyutlarda, hepimizin insanlık potasında yoğrularak mutluluğu paylaşmamıza simgesel katkısı olabilir.
       O gecenin dikkat çeken ismi Jaklin Çarkçı'nın sineması...
       Jaklin Çarkçı o gece Bimenşen'den, Tacikizade Efendi'den şarkıları... Ve müziği Romanos Melikyan, sözleri Gothe'den olan ezgisiyle büyüledi.
       Nurdan Torun - Torun'u ayrıca anlatmaya gerek yok - ile "düet"lerine doyum olmadı.
       Onu Karmen'deki başarılı yorumuyla alkışlamıştık.
       Türk Musikisi'ne böylesine yakın olan bir opera sanatçısı... Bu harikulade örgü nasıl oluşmuş?
       Babası Jirayr Çarkçı da Devlet Opera ve Balesi'nin İstanbul kadrosundaki ilk solistlerden biriymiş.
       Kızı Jaklin'i, 5 yaşında müziğe başlatmış.
       Piyano ve solfej dersleri alıyormuş.
       Jaklin 12 yaşındayken, babası bu dünyadan göçmüş.
       Bu acı göç, Jaklin'i müziğe küstürmüş.
       İtalyan Lisesi'ne gitmiş... Mezun olduktan sonra evlenmiş.
       Ev kadını ve iki çocuk anası.
       Müziğin hala dışında.
       27 yaşına geldiğinde, sonradan kaybetmiş olduğu eşi, kalp krizi geçiriyor.
       Jaklin, bu kez de, gene bir acıyla müziğe başlıyor.
       Üstün yetenekler için düzenlenen özel konservatuvar sınavını kazanıyor.
       30 yaşında, Devlet Opera ve Balesi'ne, konservatuvardan henüz mezun olmadan koro sanatçısı olarak giriyor.
       Bir süre sonra...
       Il Trovatore Operası'nda başrol oynayacak üç sanatçı birden hasta olunca, bu sorumluluk, hiç prova yapmadan, bir gece içinde Jaklin'e veriliyor.
       Bu "çılgınlık" başarıya dönüşüyor.
       İspanya, İtalya, Fransa, Almanya, Bulgaristan ve en son Danimarka'da Türkiye'yi temsil ediyor.
       Scala Operası'nın sınavını kazanıyor.
       1997 yılında "Yılın 7 Kadınından Biri" seçilmiş.
       Ve mesajı:
       Atatürk Türkiye'sinin laik kadınıyım.
       Kariyer zorlukları çektim.
       Ama...
       Alabileceğim herşeyi aldım.
       'Ermeni ya da diğer azınlıklar bir yere gelemez' diye birşey yok."


O gece

       Jaklin'in büyükbabası, milli boksör ve milli bisiklet yarışcısı Kalust Çarkçı'dır.
       Ünlü boksör Garbis'i yetiştiren antrenördür.
       Büyükbaba Kalust, sporculuğun yanı sıra tam bir keyif adamı.
       Sesi güzel.
       Bir gece, mezeler hazırlanmış... Denizden taze çıkmış balıklar ızgarada... Rakılar açılmış... Kayıktalar. Moda'da kürek çekiliyor.
       Ve...
       Türk Müziği meşk ediliyor.
       Onlar, keyfin doruğundayken, yanlarına bir bot yanaşır.
       Apar topar o civardaki, Atatürk'ün Savarona Yatı'na götürülürler.
       Huzuruna çıkarıldıklarında, Ata, onlara "gençler, biraz da burada söyleyin" der.
       Meşk, Savarona'da sürer.
       Bir ara...
       Atatürk sorar:
       "Peki... Ben size ne yapabilirim?"
       Cevap verirler:
       "Atam, biz müzik aşıklarıyız.
       Safiya Ayla'yı dinlemek isteriz.
       Ama...
       Paramız yok."
       Bir işaret...
       Sabahın ilk ışıklarında, Safiya Ayla, Savarona'ya getirilir.
       Safiya Ayla, zaten gecenin ilerlemiş saatlerinde Ata'nın yanına çağırılmaya alışık.
       Bundan onur duyduğunu hep söylemiştir.
       O da meşke katılır.
       Büyükbabadan oğula, oğuldan Jaklin'e, Jaklin'den çocuklarına Atatürk tutkusu sürüp gidiyor.
       Ermeni vatandaşların o gece dile getirdikleri bir yakınmayı yansıtayım:
       "Lütfen, PKK'ya ve onun başındakine Ermeni kökenli denilmesin.
       Çok yaralanıyoruz. Çok üzülüyoruz.
       Biz PKK'ya da ASALA'ya da karşıyız."
      
Bu bağlamda, PKK'nın insanlık dışı saldırılarıyla Tunceli'de verdiğimiz şehitler için ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz.
       Yaralılarımıza acil şifalar...



Yazara E-Posta: G.Civaoglu@milliyet.com.tr