Taha AKYOL Fotoğrafı: 14404 bayt

Osmanlı ve İran, Gelişme farkları

       BÜYÜK tarihçi Bernard Lewis, tarihin bir dönemine yön vermiş olan sosyolojik bir kanunu şöyle ifade ediyor:
       "Ortadoğu'nun karakteristik özelliği olan tarımla hayvancılık arasındaki ayırım sebebiyle, göçebeler (nomads) ekonominin bir gereği olmuşlar ve böylece kendi hayat tarzlarını sürdürebilmişlerdir; hem de kentleri ve kırsalı yöneten hükümetlerin onları kontrol altına almak için sarfettikleri sürekli çabalara rağmen..."
       Ortadoğu'nun kurak coğrafyasında tarımı yerleşik köylüler, hayvancılığı ise mevsimden mevsime otlak ve yaylaklarda dolaşan göçebeler yapmış, bu yüzden göçebelik uzun ömürlü olmuş, ekonomik ve sosyal gelişmeyi frenlemiştir. Merkezi hükümetler ise göçebeleri yerleşikliğe geçirtmek, tarımsal üretimi ve ticari hayatı geliştirmek için çalışmışlardır:
       "Hükümetin güçlü olduğu zamanlarda göçebeler nisbeten sakin olmuşlardır. Hükümetin zayıf olduğu zamanlarda göçebeler daha bağımsız ve saldırgan olmuşlar, vaha ve köylere akınlar yapmışlar, kervanları yağmalamışlar, çiftçilik yapılan tarlaları hayvanlara otlak haline getirmişlerdir."
       Ve merkezi hükümetler bir yandan nizami ordu ve merkezi kurumlar oluşturarak 'yerleşik' otoriteyi güçlendirirken, öbür yandan bu göçebe dinamizmini askeri fetihler (cihad) için kullanmışlardır. Lewis, İslamın "göçebe ve kırsal değil, kentli olduğunu" da belirtir(1)
       Gerçekten, tarihin o uzun döneminde merkezi - nizami hayat tarzları ve değerleriyle, göçebe hayat tarzları ve değerleri daima çatışmıştır. Devşirme ve gulam sistemlerini, ulemayı ve merkezi kurumlaşmaları ve göçerlerin dışlanmasını bu açıdan görmek lazımdır.
       İktisat tarihçisi Nikki R. Keddie diyor ki:
       "İktisaden en iyi dönemler, Safevi ve Osmanlı idarelerinin ilk asırlarındaki izafi merkezileşme dönemleriydi. Merkezileşmiş idareler iç ve dış ticareti teşvik ederek, köprü ve yol yapımlarını destekleyerek, göçebe akınlarını politik kontrol altına alıp caydırarak, çarşılar kurarak, iktisaden aktif grupların yararlarını koruyarak ve diğer araçları kullanarak ekonominin iyileşmesini sağlayabildiler."(2)
       Hatta merkezi otoritenin coğrafi zorluklar sebebiyle tesis edilemediği yerlerde göçebelik süreklilik kazanmış ve sosyo ekonomik gelişme diğer yerlere göre geri kalmıştır. Tarihi 'Kürdistan'ın geri kalmasının sebebi de bu nitelikteki coğrafyası yüzünden göçebeliğin daha uzun sürmesidir.(3)

MERKEZİYET VE GELİŞME

       Deplanhol'un belirttiği gibi, İslamın trajedisi, kurak coğrafyasındandır.(4)
       Bir yandan tarımı teşvik edecek çapta verimli topraklar azdır, öbür yandan bu coğrafya göçerliği dirençli hale getirmiştir. Böyle bir coğrafya, güçlü merkezi otoriteler gerektirmiştir. Göçerleri tarıma geçirtmek için, tarımsal üretimi denetlemek için, ticareti geliştirmek için, iç düzeni korumak için...
       Prof. Keddie'ye göre, "18. yüzyılda Osmanlı toprakları bölgenin diğer yerlerine göre daha gelişmiştir" ve bunun sebebi, kurumlaşmış Osmanlı nizamıdır. Keddie, Osmanlı ile İran arasında üç temel farka dikkat çekiyor:
       * İran daha göçebe ve aşiretseldir. Osmanlı'da ise göçebelik epey geriletilmiştir.
       * Osmanlı'da merkezileşme ve kurumlaşma daha güçlüdür, İran'da zayıftır.
       * Osmanlı baştan beri uluslararası ticarete açıktır, derin ve yakın ticari ilişkiler içindedir. İran ise nisbeten kapalıdır.(5)
       Osmanlı'da ordu da idari, mülki ve adli hizmetler de kökleşmiş, kurumlaşmıştı. İran'da ise, Safevilerden sonra merkezi idare büsbütün zayıfladığı için, 18. asırda hükümet, ordu ve bürokrasi ilkel bir durumdaydı:
       "İran ordusu kağıt üzerinde mevcuttu. Savaş alanına sürülse birkaç bin nüfuslu, kötü disiplinli, kötü techizatlı ve fakir bir orduyla karşılaşılırdı... İran ordusundaki düzensizlik, disiplinsizlik, teknik bilgisizlik, genel şaşkınlık her türlü sivil ve askeri muhayyilenin ötesindedir...
       İran hükümeti de zayıf olmaya devam etti ve özellikle 19. asrın son çeyreğinde durum daha da kötüleşti... Ekonomik modernizasyon konusunda da İran herhangi bir kayda değer başarı gösteremedi"(6)
       19. asrın başına gelindiğinde bile İran'da nüfusun yüzde 30'u göçebelerden, göçer aşiretlerden oluşuyordu. Korumasız köylüler ise çok fena eziliyorlardı. Tabii bu da üretimi olumsuz etkiliyordu.(7)
       İran toplumu ve devleti birbirine entegre olmamış 'parça'lardan oluşuyordu.(8) Toplum birbiriyle ekonomik (pazar) ilişkisi olmayan kendine yeterli köy ve kasabalardan, göçer aşiretlerden oluşuyordu. Bürokrasi de mahalli nüfuz sahiplerince adeta paylaşılmıştı. Safevilerin merkezileşme politikası Osmanlınınki kadar güçlü ve köklü olmadığı için tabii...

MODERNLEŞME SÜRECİ

       Uzman tarihçi M. E. Yapp Osmanlı ile İran arasındaki bir farkın önemini vurgulamaktadır:
       "Osmanlı imparatorluğunun modernleşmesindeki anahtar faktör sivil ve askeri bürokrasinin reformlara ahdetmiş olmasıdır. 19. asırda İran'da böyle bir şey yoktu. İran'ın bürokratik geleneği eski bir gelenekti ve sistem hayret verici derecede değişik arkaplanlardan gelen yeteneklere açıktı: Büyük asilzadelerin ve mutfak hizmetkarlarının çocukları yüksek makamlara geçebilirdi..."
       Açıklık iyi de, bir bürokrasinin belli bir eğitime, iç derecelenmeye, rasyonelleşmeye ve 'amaç'a sahip olması lazımdır. İran bürokrasisinde bu nitelikler yoktu.
       Yapp, İran bürokrasisinin bu özellikleri yüzünden yerel otoritelerin nüfuzu altında parçalandığını, Osmanlı bürokrasisinin ise hem daha güçlü, hem daha kaliteli olduğunu belirtir, örnekler verir.(9)
       İran'da hanedan değişiklikleri merkezi otoriteyi ve kurumlaşmayı zayıflatırken, Osmanlı'da hanedanın süreklilik göstermesi merkezi ve nizami kurumların güçlenmesini sağlamıştır. Osmanlı hem askeri, hem hukuki - dini, hem mülki ve idari, hem mali bakımlardan kurumlaşmış bir devlettir. Ünlü tarihçi Ira Lapidius, İran'da bürokrasinin zayıf ve nüfuz sahipleri arasında parçalanmış olduğunu anlatır ve Osmanlı hakkında şunları yazar:
       "Diğer Müslüman imparatorluklardan farklı olarak, Osmanlılar egemenliklerini sağlamlaştırdılar ve (böylece) kendi modernleşme ve reform programlarını uygulama gücüne sahip oldular."(10)
       III. Mustafa, II. Mahmut, II. Selim, Tanzimat ve Abdülhamid dönemindeki reformlar bu sayede başarıldı.
       Osmanlı asırlarındaki merkezileşme ve 'nizami' kurumlaşma sayesinde Türkiye, İran'ın yüzyıl ilerisinde olmuştur; Yavuz Selim zamanında da, Abdülhamid zamanında, da Atatürk ve Rıza Şah zamanında da, bugün de...
       Tarihçi Charles Issawi'nin önemli tesbitleri vardır:
       Osmanlı'nın 19. yüzyılın ilk yarısında Sultan II. Mahmut zamanında başardığı idari ve siyasi reformları, İran bir yüzyıl sonra, ancak Rıza Şah zamanında gerçekleştirebilmiştir.
       19. yüzyılda Osmanlı'nın ihracatı, İran'ın ihracatının iki mislidir.
       Birinci Dünya Savaşı başlarken demiryolu uzunluğu İran'da 200 km., Türkiye'de 3.400 km.'dir.
       1920 yılında iran'da okuldaki öğrenci sayısı toplam nüfusun binde 6'sıdır, Türkiye'de yüzde 4'üdür.
       1914'te Türkiye'de kişi başına gelir 50 dolardır, İran'da ise "dikkat çekici şekilde daha düşüktür."
       19. asrın başlarında İran'da tarımsal toprağın beşte dördü devlete, vakıflara, ağalara, aşiretlere aitti ve köylülere toprağın sadece beşte biri kalıyordu. Kırsal nüfusun yüzde 90'ı topraksızdı.
       Osmanlı'da ise toprağa küçük üretici hakimdi, sadece az sayıda köylü topraksızdı.(11)
       Çünkü Fatih'ten itibaren güçlenen Osmanlı merkezi kurumları 'iskan' siyaseti izleyerek göçerleri çiftçi haline getirmeye çalışmış ve küçük üreticiyi de korumuştu. Bu sayede, İran'ın aksine, Osmanlı'da yerleşik nüfus daha fazla artmış, göçerlik hayli gerilemiş, tarımda küçük köylü toprağın büyük kısmına sahip olmuştu.(12)
       Osmanlı merkezi kurumlaşmasının bu yararlarının yanında olumsuz sonuçları da olmuştur, başka bir yazıda ele alacağım.
       Bakın; Alevi, Sünni, Bektaşi, Şii, göçer, devşirme, ulema konularından yola çıkıp tarihteki 'sosyolojik' faktörlerin izlerini sürerek nereye geldik: Daha 'gelişmiş' Osmanlı ve daha 'geri kalmış' İran...
       Bugün de öyle zaten...


       1) B. Lewis, The Middle East, London 1995, sf. 216 - 217.
       2) N.R. Keddie, "Socioeconomic Change in The Middle East Since 1800", Ed. A. L. Udovitch, The Islamic Middle East, 700 - 1900, Princeton 1981, sf. 765.
       3) Ira Lapidius, A History of Islamic Societies, Cambridge 1998, sf. 362.
       4) Bkz. X. de Deplanhol, "Geographical Setting", Ed. P.M. Holt, The Cambridge History of Islam, 2B, sf. 468.
       5) Bkz. Keddie, age, sf. 770 - 771.
       6) M.E. Yapp, The Making of Modern Middle East, London 1994, sf. 162, 164, 248.
       7) Alessandro Bausani, The Persians, sf. 150.
       8) Ed. Udoviç, age, sf. 559.
       9) Bkz. M.E. Yapp, age, sf. 170 - 172.
       10) I. Lapidius, age, sf. 579.
       11) Ch. Issawi, An Economic History of the Middle East and North Africa, Columbia 1982, sf. 4, 24, 54, 113 - 114, 146, 149, 156.
       12) Bkz. Huricihan İslamoğlu - İnan, Osmanlı İmparatorluğu'nda Devlet ve Köylü, İletişim yy. İstanbul 1991, passim ve özellikle sf. 32, 176.

       (Not: Bu yazı, Milliyet'in 'Gazete Pazar' ekinde yayınlanmıştır)




Yazara E-Posta: T.Akyol@milliyet.com.tr