Takvim tartışmasını atom bitirdi

İnsanoğlu "Zamanı nasıl ölçeceğiz?" sorusuna yanıtı 20. yüzyılda verdi

entel.jpg        Bu yıl, Atom Saati'nin icadının 50. yılıydı. İnsanoğlu, uzaydaki konumunu 20. yüzyılın ortalarında teknik bir kesinlikle saptadı. Yine de şöyle bir sorun var: Modern Takvim, Hazreti İsa'nın "doğduğu" kabul edilen tarihten başlar. Oysa Hazreti İsa'nın gerçekten hangi yıllarda yaşayıp öldüğü kesin değil. Bazı hesaplara göre Hz. İsa'nın doğumu bizim M.Ö.4 olarak saptadığımız yıl. Bu nedenle, 1999 yılının aslında 1996 olması gerekiyor!.. Takvimin 13 bin yıllık öyküsü, aynı zamanda uygarlık ve bilim tarihinin öyküsü.

       Washington'da Deniz Kuvvetleri Rasathanesi'ndeki Atom Saati'yle yapılan bilimsel hesaplara göre dünyanın (Ekvator üzerindeki dönüş hızına göre) 1 yılı: 365 gün 5 saat 48 dakika 45 saniye. Daha "dakik" bir ifadeyle 365.242199 gün. Ya da Atom Saati'ndeki cesium atomu 290,091,200,500,000,000 kez "devindiğinde" (osilasyon) dünya, güneşin çevresinde bir tur atmış oluyor.
       İnsanlık tarihi kadar eski bir soru olan "zamanı nasıl ölçeceğiz?" sorusunun yanıtı artık bu kadar kesin. O kadar ki, yapılan hesaplar dünyanın güneş çevresinde M.S.1 yılından bu yana attığı turlarda 10 saniye yavaşladığını gösterdi. Bunun sonucunda dünyanın kendi ekseninde dönüş hızı da her yüzyılda yarım saniye yavaşlamış.
       Fransa'nın Dordogne Vadisi'nde Le Placard köyü yakınında yapılan kazılarda bulunan 13 bin yıllık hayvan boynuzları üzerinde düzenli aralarla çentikler görülmüştü. Bunun, tarihteki ilk takvim olduğu sanılıyor. Bu, Taş Devri insanlarının bile, zamanı kaydetme ihtiyacını duyduğunun göstergesi.
       Zamanın ölçülmesi, saat ve takvim kavramları ancak uygarlıktaki ilerlemeyle önem kazandı. Eski Yunan, Babil, Asur, Sümer, Çin, Hint, Maya uygarlıklarında matematik ve astronomi geliştikçe zamanı ölçme merakı ve becerisi de o oranda arttı. Bunun çok ilginç kanıtları bugün müzeleri süslüyor.
       Pratik ilk takvimler hep ayın hareketlerine göre yapıldı. Örneğin Eski Yunan takviminde 12 ay vardı ve her ay ortalama 29.5 gündü, yıl ise 354 gün. Bu ise, zaman içinde güneşin hareketine göre "gerçek zaman" ile uyuşmamaya başlıyor, aylar ve mevsimler "ileri" kayıyordu. Bugün İslam Dünyası'nda yaygın olarak kullanılan Hicri takvim de Ay sistemine dayandığı için bu sorun hala yaşanıyor.
       Mısırlılar ise zamanlarını güneşe göre ayarladılar. Roma imparatoru Jül Sezar'ın adıyla Avrupa'da 1,627 yıl kullanılacak (ve zamanı o da hatalı ölçecek) takvimden daha 2 bin yıl önce Mısırlılar, 1 yılın hesabını 11 dakika 24 saniyelik bir hatayla hesaplayabildiler! Çünkü Mısırlı gökbilimciler her yıl şuna tanık oluyordu: Gökteki en parlak yıldız olan Sirius'un batışı ile güneşin doğuşu yılda bir kez aynı güne rastlıyordu. O günlerde Nil Nehri de taşmaya başlıyordu. Bu sürekliliği izleyen Mısırlılar, takvimlerini güneşin hareketlerine göre hesaplamayı başardı.
       Romalı yönetici ve din adamlarının, kendi kullandıkları takvimden çok daha gelişkin bir güneş takvimiyle tanışması, Sezar ile Mısır kraliçesi Kleopatra'nın aşkı sayesinde oldu. Dönemin en büyük imparatorluğunda gemicilik, tarım, ticaret, ulaşım gibi konularda düzeni sağlamak amacıyla Sezar, çok karmaşık bir sisteme ve ayın hareketlerine göre işleyen Roma takvimini böylece "ıslah etti".
       Roma takviminde hafta kavramı yoktu. Günler, ayın başı, 5. veya 7. günü ve ortasına göre ayrı ayrı hesaplanıyordu. Bu zahmetli sistem Avrupa'da Rönesans'a kadar kullanıldı!
       Sezar, Roma takvimini önce 355 güne çıkarttı. Ama hesap yanlışları yüzünden M.Ö. 46'ya rastlayan yıl 445 güne uzadı! Bunun, Roma İmparatorluğu gibi bir süper gücün bürokrasisi ve gündelik yaşamını nasıl altüst ettiğini tarihçilerin ilginç tanıklıklarıyla anlatmaya burada yerimiz yok.
       Sezar'ın 365 1 / 4 günlük yeni takvimi M.Ö. 45'ten itibaren yürürlüğe girdi. Senato, Sezar'ı onurlandırmak için Quintilius (bugünkü Temmuz) ayına onun adını (Julius) verdi. Takvimdeki küçük hesap hatalarını düzeltmek Augustus'a kaldı. Senato, 30 gün çeken Sextilis (bugünkü Ağustos) ayının adını Augustus olarak değiştirdi. Ve Sezar'ınkiyle eşit olsun diye Şubattan bir gün alıp ekledi. Şubat'ın bugün de 28 çekmesinin nedeni bu.
       Sezar'ın takvimi Avrupa'da tam 1,627 yıl kullanıldı. Ancak takvim, "gerçek yıl"ı hesaplayamıyor, geri kalıyordu. Bunu gidermek için dört yılda bir artık yıl ekleniyor, ancak bu kez de 128 yılda bir 1 gün ileri gidiyordu. Takvimin, "gerçek zamanı" hesaplayamamasının nedeni basitti: Romen rakamlarında 0 rakamı ve kavramı olmadığı gibi, bugünkü anlamda kesir de yoktu. Mevcut rakamlarla 365.242199 gün yazmak da hesaplamak da mümkün değildi.
       Ne var ki iletişimin bugüne göre adeta hiç olmadığı, gazetesiz, kitapsız, radyosuz, televizyonsuz, telefonsuz, trensiz, uçaksız, otomobilsiz, saatsiz bir dünyada bile "zamanın iyi ölçülememesi, takvimin, gerçek zamanı gösterememesi" insanoğlu için bir sorundu! Bu yüzden din adamları, kutsal günlerin farklı günlere kaymasını küfür saydılar. Bilim adamları, matematiğe ve astronomiye uymayan bir takvimin "gerçek zamanı" gösteremeyeceğini sürekli vurguladılar.
       Bizans İmparatoru Konstantin, iktidarının 25. yılında M.S. 325'te toplayarak Hristiyanlığın temel sorunlarını din adamlarıyla tartıştığı İznik Konsili'nde Jülyen takvimine bazı eklemeler yaptı: Ayı dört haftaya böldü. Pazar'ı kutsal gün saydı. Noel için sabit bir gün saptadı. Ama Paskalya için sabit bir gün belirlemedi. Paskalya, Yahudi takvimiyle çakışmayacak bir şekilde esnek bir takvime oturtuldu. Ama bu belirsizlik, Hristiyan Dünyası'nı yüzyıllarca meşgul etti.
       M.S. 500 - 560 arasında yaşayan Dionysus Exiguus, Jülyen takvimine önemli bir katkı yaparak, takvimi Hazreti İsa'dan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırdı. Ancak o dönemde 0 rakamı (Hindistan'da bilindiği halde) Avrupa'da henüz hala bilinmediğinden İsa'nın doğumunu 1 olarak aldı. Bugün bile İkinci bin yıl 1999'da mı 2000'de mi bitecek, Üçüncü Bin Yıl 2000'de mi, 2001'de mi başlayacak şeklindeki tartışmaların temelinde bu "hesap sorunu" yatıyor.
       Avrupa, Orta Çağ'da takvime en ufak bir ilgi duymadan yaşadı. Zaten daha saat de bilinmiyordu. Abbasi halifesi Harun Reşid (766 - 809) Kutsal Roma Germen İmparatoru Şarlman'a mekanik bir saat yollayınca, imparator hayatında ilk kez saat gördü.
       1200 yılına gelindiğinde Jülyen takvimi 10 gün geride kalmıştı. Takvimden şikayetler artıyordu. Din ve bilim adamları bu konuda sürekli öneriler getiriyordu. 1400'e gelindiğinde yöneticiler de, Jülyen takvimine müdahale gereğine inanmıştı. Konudan haberi olmayan halk, basımevinin icadıyla birlikte takvimler basılmaya başlayınca ilk kez takvim gördü. Ve sonuçta 1582'de Papa Onüçüncü Gregorius'un kurduğu bir komisyon uzun tartışmalar ve görüşmelerden sonra ortaya Jülyen takvimini ıslah eden yeni bir düzenleme çıkarttı: Jülyen takvimi 10 gün sapmıştı. O halde takvimden 10 gün atılacaktı. Artık Yıl sorunu hala vardı. O halde dörde bölünen yıllar Artık Yıl olacak, ama ilk iki rakamı dörde bölünemeyen "yüzyıl başları" Artık Yıl olmayacaktı. Bu hesaba göre 1600, Artık Yıl'dı. 1700, 1800, 1900 olamıyor, ama 2000 oluyordu. Şu sırada bilişimciler bilgisayar programlarında bir yandan 2000 Sorunu'na çare ararken, bir yandan da programları bu "sıradışı" Artık Yıl'a göre ayarlamakla meşguller.
       Papa'nın emriyle 4 Ekim 1582'i 15 Ekim'in izlemisine ilişkin değişikliği katolik devletler benimserken, protestanlar bir kaç yüzyıl karşı çıktı. Bu yüzden Noel ve Paskalya, katolik ve protestan ülkelerde bir kaç yüzyıl boyunca farklı günlerde kutlandı. Ancak zamanla, yapılan takvim değişikliğinin dinle ve katoliklikle değil ilim ve fenle ilgili olduğu idrak edildikçe protestanlar da Gregoryen takvimini kabul etmeye başladı. Bu işlemi de bir kaç yüzyıl sürdü. Bazı ülkelerde halk, "Çaldığınız 10 günümüzü geri verin" diye yönetime isyan bile etti. Farklı takvimler yüzünden Avrupa'da epey tuhaflıklar yaşandı. Örneğin katolik bir kentten 1 Ocak günü ayrılan bir kişi, 50 kilometre ötede protestan bir kente vardığında tarih (bir "önceki" yılın) 21 Aralık'ı oluyordu!.. Protestan Almanların yeni takvimi kabulü 1700 - 1775 arasına yayıldı. Ortodoks Kilisesi ise takvimi bazı değişikliklerle gönülsüz benimsedi. Ama Paskalya ve Noel'i farklı hesaplamaktan vazgeçmedi. Bir tek Finlandiya Ortodoks Kilisesi, Gregoryen takvimini olduğu gibi kabul etti. Kudüs, Rusya, Sırbistan ve Yunanistan'daki Aynaroz Kiliseleri ise hiç kabul etmedi.

Hicri, Rumi, Miladi...

       Osmanlılar, ayın dünyanın etrafında dönüşünü esas alan Hicri takvimi kullandılar. Ama bunun, "gerçek zamanı" ölçemediğinin farkındaydılar. Ay yılı, güneş yılına göre her yıl 11 gün kısa kalıyordu. Hicri takvimin sorunları, 1839'da kabul edilen Rumi takvimle (yani Jülyen takvimiyle) bir ölçüde giderildi. Oysa Avrupa'nın neredeyse hepsi, o tarihte Jülyen takviminden vazgeçmiş ve Gregoryen takvimini kullanmaya başlamıştı.
       Jülyen takvimine Rumi denilmesinin nedeni, Rum Ortodoks Kilisesi'nin bu takvimi kullanmakta ısrar etmesiydi. Osmanlılar, Jülyen takvimini, yıl hanesinde yine hicri yılı esas alarak kullandılar! Bu takvim, Avrupa'nın "zamanı ölçme yöntemine"ne nisbeten yakın olduğu için daha çok mali işlerde kullanıldı.
       Osmanlı Devleti Gregoryen takvimi, 1917'de kabul etti. Ama adına Miladi takvim diyerek. Milad : Doğum, yani Hazreti İsa'nın doğumunu esas alan takvim anlamına. Ama yine yılın tarihi olarak hicri yılı kullanmaya devam ettiler! Yani örneğin 1917 yerine 1333 yazarak...
       Jülyen ile Gregoryen arasında o zamana kadar 13 gün fark oluşmuştu. Hükümet, takvimden 13 gün atarak 16 Şubat 1332 (1917) tarihini 1 Mart 1333 olarak değiştirdi. Böylece Osmanlılar, Gregoryen takvimi, Batı Avrupa'da kabul görmeye başlamasından 335 yıl sonra kabul etmiş oldular. Tıpkı matbaayı da geç kabul ettikleri gibi...
       1917 - 1926 arasında Türkiye'de Hicri, Rumi (Jülyen), Miladi (Gregoryen) takvimler bir arada kullanıldı. 1 Ocak 1926'dan itibaren resmi zaman ölçüsü olarak Miladi (Gregoryen) takvim kabul edildi. Ancak Hicri takvim gayrıresmi olarak hala kullanılıyor. Kandil ve dini bayram günleri Hicri takvime göre saptanıyor. Bu yüzden de bu günler her yıl 11 gün geriye kaymaya devam ediyor.