Düşünceye kurşun

Prodüktör ve yazar Ümit Kaftancıoğlu'nun katil sanıkları geciken soruşturma nedeniyle kaçabildiler. Ailesi 19 yıldır kırgın ve küskün

Bilge EGEMEN


siy01.jpg        PINAR 13 yaşındayken bir rüya görür. Rüyasında kötü adamlar babasını öldürür. Pınar babasına çok düşkündür. Rüyalar aleminde gördükleri onu korkutur. Uykudan gerçekler dünyasına döndüğünde rahatlar. Gerçekler dünyası güzeldir. Ne de olsa gerçektir...
       Pınar'ın babası Ümit Kaftancıoğlu da o gece uykusunda bir sağa döner, bir sola. Kabus ağır gelir. Hatta bir ara abartıp çığlık atar.
       Eşi Nurcan sabah kızar: "Beni bütün gece uyutmadın."
       Kaftancıoğlu: "Kabus gördüm. Beni öldürüyorlardı."
       Aynı sabah Pınar da uyanıp annesine rüyasını anlatınca, Nurcan Hanım eşinin son günlerde aldığı ölüm tehditlerini düşünür. Tehditler artık fazla olmaya, hayatlarını esir almaya, tüm aileyi iyiden iyiye etkilemeye başlamıştır.
       Pınar'ı her sabah arkadaşıyla birlikte okula babası bırakır. O sabah evden çıkarlarken, annesi Pınar'ın beslenme çantasına elma koyup koymadığını hatırlayamaz. Arabaya gitmek için babasının peşinden yokuşu çıkan Pınar'ın arkasından seslenir. Elmayı sorar. Ana - kız biraz konuşurlar. Baba arabaya gider. Anne içeri girip kapıyı kapatır.
       Pınar, arkadaşı ile arabaya 5 - 6 metre yaklaştığında, iki adamın babasına "Ümit Kaftancıoğlu sen misin?" diye sorduklarını duyar. Ardından silahlarını çıkarıp sağlı sollu ateş ettiklerini. Babasının tıpkı filmlerdeki gibi ağır çekimde yavaş yavaş yere yıkılışını seyreder. Önce donar, sonra eve geri koşar. Silah seslerini duyan herkes bir yerlere saklanmış, sokak bomboş kalmıştır. Pınar eve girip annesini zorla, vurulanın babası olmadığına ikna etmeye çalışır. Vurulan başka bir adamın tekidir... Babası kaçmıştır.
       Pınar çok sevdiği gerçeklerden kopup, rüyalar alemine bu kez uyanıkken dalar. Rüyalar gerçeğe, gerçekler hayallere dönüşür.
       Ümit Kaftancıoğlu 11 Nisan 1980'de Pınar'ın eve girişinden 45 dakika sonra bir taksicinin dışarı çıkmaya cesaret etmesiyle hastaneye götürülür. Yolda ağzından birkaç kez "Pınar" sözcüğü dökülür ve ölür.
       Kaftancıoğlu öldüğünde, TRT İstanbul Radyosu'nda prodüktörlük yapmaktadır.
       Yazılarından, fikirlerinden dolayı ülkücüler kendisini sürekli tehdit etmektedir. Kaftancıoğlu hiçbir zaman politikanın içinde aktif olarak yer almasa da hedef seçilir ve öldürülür.
       12 Eylül sonrasında İstanbul'da yapılan geniş çaplı tutuklamalardan sonra gözaltına alınan Ahmet Mustafa Kıvılcım, cinayeti anlatır. İstanbul Ülkücü Gençlik Derneği Başkanı Hasan Küçük, Kaftancıoğlu'nu öldürme emrini vermiştir. Kıvılcım ve İrfan Çakıca, arabasının camını silen Kaftancıoğlu'na silahla ateş ederken Yusuf Teke de suç ortaklarını arabada bekleyip, onları olay yerinden uzaklaştırmıştır.
       Polis derhal diğer üç kişiyi da aramaya başlar. Ancak çok geç kalınmıştır. Sanıkların üçü de yurtdışına kaçmıştır.
       Pınar, ağabeyi Ali Naki ve annesi, Ümit Kaftancıoğlu öldükten sonra çok zor günler geçirirler. Dostların ayağı yavaş yavaş kesilir. Zaman zaman geçim sıkıntısı çekerler.
       Aradan çok uzun yıllar geçer ve bugünlere gelinir. Pınar artık annedir ve İzmir'de oturur. Ali Naki doktor olur, Sivas'ta mecburi hizmete başlar. Nurcan Hanım 69 yaşındadır, Çınarcık'ta yaşar. Göz tansiyonu vardır ve hergün ekmek almak için 45 dakika yaşlı insan adımlarıyla iskeleye yürür. Yaşam sürer...
       Aile fertleri şimdi ayrı yerlerdedir ama yılların yaşattığı tecrübeler ortak duygular uyandırmıştır: Kırgınlık ya da küskünlük.
       Kafalarındaki sorulara 19 yıl boyunca cevap aramışlar ama onlara bir mum ışığı veren olmamıştır.
       Ailenin bir ortak noktası daha vardır. O da bir araya geldiklerinde dinledikleri kaset.
       Baba Ümit Kaftancıoğlu ölümünü yalnızca rüyasında görmez. Daha da önceden hisseder ve TRT'de "ölümünden sonra ailesine verilmek üzere" kendi sesiyle bir kaset doldurur. Kasette çocuklarına yas tutmamaları gezip eğlenmeleri, sinemaya gitmeleri için çağrıda bulunur ve bir şiirle noktayı koyar:
       "Ölüm hiç önemli değil / Yaşam var dağ gibi / Yaşam var, gökyüzü, deniz / O insana şaşarım / Binbir meyva yüklü / Ağacın altında yere düşen / Sararmış bir yaprağa üzülsün / Selam olsun hepinize / Herkese, yaşama, yaşam sevincine / Selam..."
       Pınar ve Ali Naki, sinemaya giderler ama kırgınlık ya da küskünlükle.

Roman ve öyküler yazdı

       ASIL adı Garip Tatar. 1935'te, Ardahan'ın Koyupınar köyünde doğdu. Çocukluk yıllarını çobanlık yaparak geçirdikten sonra her gün yürüyerek gittiği Kars'ın Susuz ilçesinde açılan Köy Enstitüsü'nde okudu. Mardin'in Derik ilçesinde ilkokul öğretmenliği yaptı. 1961'de Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü bitirerek, Türkçe öğretmenliği yaptı. Ardından Hukuk Fakültesi okumak üzere geldiği İstanbul'da evlenerek, TRT İstanbul Radyosu Kültürel Yayınlar bölümünde prodüktör olarak çalıştı. 11 Nisan 1980'de Mecidiyeköy'de öldürüldüğünde, bu görevdeydi. Kaftancıoğlu'nun yayınlanmış roman ve öyküleri var.

İtiraflar elde, sanıklar firarda
Ercüment İŞLEYEN

       PRODÜKTÖR ve yazar Ümit Kaftancıoğlu, 11 Nisan 1980 sabahı Mecidiyeköy'deki evinden çıkıp otomobiline bindi. Motorunu çalıştırmak için kontak anahtarını çevirirken, ön camda iki kişi belirdi. Kaftancıoğlu daha ne olduğunu anlamadan, çapraz ateşe tutularak yaşamını yitirdi.
       Cinayet zanlısı olarak gözaltına alınan Ahmet Mustafa Kıvılcım, başlangıçta herşeyi itiraf etti. Hatta cinayette kullanılan tabancayı da gizledikleri yerden çıkartarak, polise teslim etti. Cinayet emrini İstanbul ÜGD Başkanı Hasan Küçük'ün verdiğini, eylemde kendisinin yanı sıra, İrfan Çakıca ve Yusuf Teke'nin de bulunduğunu anlattı.
       Polis, Kıvılcım'ın ifadesinden sonra operasyonlara geç başladı. Bu gecikme de sanıkların işine yaradı ve Hasan Küçük, İrfan Çakıca ile Yusuf Teke yurtdışına kaçarak, izlerini kaybettirdi.
       Kıvılcım, duruşma aşamasında, itiraflarını polis baskısı altında yaptığını söyleyip, ifadesini reddetti. Kıvılcım bir kez daha Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü, yeniden sorgulandı, yeni ifadesi alındı. Kıvılcım bu kez Yusuf Teke'nin cinayette yer almadığını, olay sabahı kaçarken bindikleri otomobili Bayram Çimen'in kullandığını söyledi.
       Polis kayıtları iki ayrı itirafla karıştı. Bugün Kaftancıoğlu cinayetinde otomobili kimin kullandığı hala bilinmiyor. Cinayeti azmettiren ve tetiği çekenlerin isimlerinin yazıldığı bölümün başında ise "firari" yazıyor.