Yasemin: Hayal çiçek

The Marmara pastanesine konulan bombanın ikinci kurbanı Yasemin Cebenoyan'ın ailesi "Bomba Türkiye'ye atıldı, ama geçen yıllar bizi yaktı" diye düşünüyor

Bilge EGEMEN


siy05.jpg        YASEMİN, sağcı, solcu, ülkücü, İslamcı, terörist, çete mensubu, devlet adamı ya da bir gazeteci değil. Politikayla alakası, seçimden seçime oy hakkını kullanmaktan ibaret. Tartıştığı konular sanat tarihi, arkeoloji, edebiyat belki sinema, müzik. Yolundan gittiği kahramanlar mitolojik.
       Yaşamı böyleyken, ölümü trajik. Trajik çünkü o da siyasi cinayete kurban gidenlerden. Tehdit yok, korkutma yok, uyaran hiç yok. Doğum günü kutlaması, bir arkadaşla randevu, tesadüflerin en karanlığı, şanssızlığın en kötüsü ve gafil avlanma var.
       Yasemin Cebenoyan, 29 Aralık 1994'te 37'nci doğum gününü ailesiyle vur patlasın çal oynasın kutladıktan bir gün sonra, arkadaşı Beyza ile buluşmak üzere Cafe Marmara'ya gider. Hatta biraz isteksizce. Niyeti aslında Beyza'yla başka bir gün ve başka yerde buluşmaktır. Ama arkadaşı ısrarlıdır, ona doğum günü hediyesini verecektir. Arkadaşını kıramaz ve saat 18.00'e gelirken cafe'ye girer. Cam kenarında gösterilen masayı değil de, piyanonun yanındakini ister. Kahvesini söyler, sigarasını yakar ve Beyza'yı bekler. Ama yaşam hep böyle olağan sıralamalarla akmaz. Bazen küt diye bir bomba düşüp, yüzü terse, yaşamı ölüme, kadını cansız bedene çevirebilir. Beyza gelmeden bomba patlar. Herkes dışarı kaçar. İçeride iki kişi kalır. Biri oturduğu yerden ayağa kalkmaya bile fırsat bulamamış siyah elbiseli güzel yüzlü kadın, diğeri, yere boylu boyunca uzanmış Onat Kutlar.
       Kızını en iyi okullarda okutup, üzerine tir tir titremiş, hayatla barışık yetiştirmiş anne Tuncay Hanım, o gün nedense biraz sıkıntılıdır. Kızını camlarda bekler. Baba Hikmet Bey eve gelir. İlk sorusu "Yasemin nerede?" olur. Öylesine bir soru. Halbuki Yasemin morgtadır. Beyza arar, Yasemin'i sorar.
       Anne: "Seninle değil miydi?"
       Beyza: "Marmara'da buluşacaktık. Ama gelmemiş. Burada bomba patlamış. Yok, yok Yasemin'e birşey olmamış. Bir iki yaralı varmış. Ama Yasemin gelmemiş ki zaten."
       Anne ve baba atlayıp, Cafe Marmara'ya gitmek üzere yola çıkarlar. Trafik öyle sıkışık ki... Sonunda arabayı bırakıp yürüyerek gitmeye çalışırlar, rotayı değiştirip Taksim İlkyardım Hastanesi'ne çevirirler. Şaşkın, "Kızımız burada olabilir mi acaba?" diye sorarlarken, baba önce bir koltuğa oturtulur. Tansiyonu ölçülür. Ve "Başınız sağolsun" denir.
       "Başınız sağolsun."
       Bir cümleyle 37 yıllık deli dolu ama akıllı, kültürlü ama ukala değil, güzel ama şımarık değil, suya ya da sabuna dokunmamış bir yaşama nokta konur.
       Baba ve anne, o saniye yeryüzünden yok olmak, dağlara çıkıp avaz avaz bağırmak, uçurumlardan aşağıya kanatsız atlamak isterler. Acıların en acısı, evlat acısı yüreklerine bir daha hiç çıkmamak üzere arsızca yapışır.
       Atılan bombayı önce İBDA - C üstlenir. Yılbaşı kutlamalarını protesto etmek için böyle bir eylem yaptıklarını sağa sola duyurur. Ancak kısa bir süre sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü, eylemleri PKK'nın yaptığını açıklayarak, 15 kişiyi gözaltına alır. Sanıklardan Deniz Demir, Pişmanlık Yasası'ndan yararlanabilmek için itirafçı olur. Mahkemeler sürdükçe sürer.
       İBDA - C mi yoksa PKK mı? Ya da başka bir terör örgütü mü? Cebenoyan ailesi bugün bu sorunun cevabını aramaktan vazgeçmiş. Süren davayı bile izlemiyor. Araştırmaların yeterince ve titizlikle yürütülmediğine, belirsizlik ve sahipsizliğin hakimiyetine, dolayısıyla hiçbir sonucun doğruluğuna inanmıyor.
       Tek inandıkları, Yasemin'in gitmişliği ve bir daha da dönmeyeceği. Ailede; "Bomba Türkiye'ye atıldı. Ama geçen yıllar da yalnızca bizi yaktı" görüşü hakim.
       Yasemin'in evdeki odası olduğu gibi korunuyor. Siyah elbisesi yıkanıp askıya asılmış. Son içtiği sigaranın izmariti, az önce söndürülmüş gibi kültablasında. Son okuduğu kitap ters çevrilmiş, kaldığı sayfada. Doğum günü için gelen hediyeler açılmamış, olduğu gibi paketlerde. Az sonra Yasemin içeri girecek, kültablasını boşaltacak, hediyelerin ne olduğunu merak edecek, yatağına uzanıp bir sigara daha yakıp, kitabına kaldığı yerden devam edecek.
       Ama Yasemin gelmiyor, Cebenoyan ailesi gelmeyişine bir türlü alışamıyor.
       Tesadüfler insan yaşamını yönlendiriyor. Yasemin bir tesadüf sonucu doğum gününden bir gün sonra ölüyor. Kardeşi Cüneyt'in oğlu Ali, tesadüf sonucu Yasemin'in ölüm yıldönümünde doğuyor. Onat Kutlar, o pis akşamda tesadüfen yan masasında oturduğu Yasemin'i tanımıyor. Ama tesadüfen şu cümleleri yazıyor:
       "'Kokuyu duyuyor musun? Sanki bir yerlerde Yasemin var...', '... yıl önce duvarın kıyısında yaseminler vardı, onların kokusu', 'O sıralarda büyük bir kış fırtınası oldu. Bahçeyi temizlemek zorunda kaldılar' dedi. 'Bana bunu anlatmanı istiyorum.' Bir an konuşmadı, sonra cevap verdi:
       'Yasemin hayal çiçek olduğunu büyüyünce öğrenir.'"

Rehber ve arkeolog

       29 Aralık 1957'de Ankara'da doğdu. İstanbul'daki Saint - Benoit Lisesi'ni bitirdi. Marmara Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra, Fransız Dili ve Resim - İş Eğitimi bölümlerinde Fransızca öğretmenliği yaptı. Ardından İstanbul Üniversitesi'nde Klasik Arkeoloji okudu. 1987'de ikinci üniversiteden de mezun olduktan sonra, bir yıllığına ABD'ye gitti. New York ve Columbia üniversitelerinde İngilizce dil eğitimi gördü. 1989 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadi Enstitüsü, Turizm İşletmeciliği Eğitim Bölümü'nde lisansüstü öğrenimini tamamladı. TURSAB Turist Rehberliği kursunu bitirdi. Fransızca - İngilizce turist rehberliğinin yanısıra birçok yabancı devlet adamına VIP rehberliği yaptı. Efes'te Artemis kazılarında, Selçuk Efes Müzesi'nde ve Bodrum'da Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde uzun yıllar çalıştı. 30 Aralık 1994'te Cafe Marmara'ya konulan bir bombanın patlamasıyla, yaşamını yitirdi.