7 Mart 1999 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Beğendiğim erkekler Antonio Banderas

Duygu ASENA


yas01.jpg        Bir genç arkadaş, "Banderas kelimesi bana, `Bandıra bandıra ye beni'yi hatırlatıyor" dediğinde, "Bunu duymamış olayım" dedim, "Kadınlar beğendikleri erkekler için böyle laflar etmezler. Sakince ve olgunca hatta beğendiğini bile çaktırmadan, öylece bakarlar. Yakalarsam, makalarsam gibi sözler 'kaka erkeklere' mahsustur!"
       Banderas beğendiğim erkekler listeme girdi ama keskin bakışları için değil, yaşam öyküsünü dinledikten sonra girdi. Kararlı, inatçı kişiliğini çok beğendim. Bir de tabii Melanie Griffith'in ondan söz ederkenki aşk dolu gözleri etkiledi beni.
       Bir Amerikan kanalında kendi ağzından yaşam öyküsünü dinliyoruz. Aksanlı ama çok sevimli ingilizcesiyle anlattığı hikayesi şöyle; 1960 yılında Malaga'da doğuyor. Gençlik yıllarında iyi ve şöhretli bir oyuncu olmayı kafasına takıyor. 20 yaşında Madrid'e gidiyor ve tiyatroda çalışmaya başlıyor. İnanılmaz bir tempo ile çalışıp, İspanya'da ün kazanıyor ama bu ona yetmiyor ve Hollywood'a gidiyor. İspanyol menajerine orada sorulan ilk soru şu; "İngilizce biliyor mu?" Menajeri "evet biliyor" diyor. Ama Banderas yapımcılarla konuştuğunda ortaya çıkıyor ki, İngilizce bilmiyor... Yapımcı kendisine yalan söylendiği için kızıyor. Banderas "İngilizce bilmiyordum ama bildiğim tek şey vardı, bunu yapabileceğimi bilmek" diyor. Ve üç ay içinde mükemmel derecede ingilizce konuşmaya başlıyor. İnanılmaz bir hızla şöhreti yakalıyor.
       Melanie Griffith ondan söz ederken, yüzündeki sevgi ifadesi muhteşem. Bütün kadınları kıskandıracak biçimde mutlu mutlu gülüyor. "13 şubat 1985'de tanıştık, 1996'da beş aylık hamileyken evlendik. Ben onsuz o bensiz yaşayamayız gibi geliyor bana" diyor. Melanie'nin annesi Hitchcock oyuncularından Tippi Hedren de onlar için şunları anlatıyor; "Her anne yaşı kaç olursa olsun, kızını mutlu görmek ister. Onlar çok mutlular. O, Melanie'nin ve kendi çocuklarına çok iyi bakıyor. Her akşam eve Noel Baba gibi geliyor." Sunucu programın sonunda Banderas'a "mutlu musun?" diye soruyor. Banderas, "ben mutluluğa değil, sevince inanırım. Mutluluk aptal insanlar içindir" diyor. Bu cevap bana çok zekice geliyor. Çok çalışarak istediğini elde ettiği için, sevgilisini on yıldır böylesine mutlu ve aşk dolu tutabildiği için, sevimli ve esprili olduğu için, üstelik çok da yakışıklı olduğundan, onu beğeniyorum.

İnsan dramı ile eğlenmek

yas011.jpg Üzerinde Hollywood yazan bir kanal var ve bu kanalda bir de program. Bizim televizyon yapımcıları bunu nasıl görmüyor da, hemen adapte edip kendi yayın içeriğine almıyor şaşıyorum. Öyle evlere şenlik, öyle insanları aşağılayıcı, öyle kötü bir program ki, yani tam bize göre...
       "Kızgın aşıkların savaşı" adlı programı Jerry Springer sunuyor. İşte adı üstünde, birbirine kızmış çiftler bu programda yanyana getiriliyor. İzlediğim tüm programlardaki kızgınlık nedeni, koca - karı - aşık üçgeni üzerineydi.
       Genellikle aldatılan eş ile sevgili ortak erkekleri yüzünden kavga ediyor, birbirlerine inanılmaz küfürler yağdırıyorlar. Sözleri bip bip'lerle kesiliyor. Arada bir dayanamayıp saldırıyorlar. Bu esnada iriyarı bodyguard'lar araya giriyorlar. Birden ortaya koca çıkıyor. Her iki kadın da onun aslında kendisini sevdiğini ve diğerinden nefret ettiğini kanıtlamaya çalışıyor. Erkekler salona büyük bir sırıtış ve gururla geliyorlar. Birisi üç gün önce karısıyla yattığını, dün akşam da sevgilisinin yanında olduğunu söylüyor. İki kadın da bundan mutlu oluyor...
       Bir başka üçlüde, sevgili hamile kalmış... Karısı da "ben de hamileyim" diye böbürleniyor. İki kadın birbirlerine vuruyor... Seyirciler ise bir arena'da gibi bağırıp çağırarak bir o tarafı, bir bu tarafı alkışlıyor.
       Bir kocası bir de sevgilisi olan inanılmaz derecedeki şişman kadına Jerry neden iki erkekle birlikte olduğunu soruyor; kadın, "bilmiyorum, ama ikisiyle de ilgileniyorum" diyor. Bu arada iki adam bembeyaz olmuş yüzleriyle, soluksoluğa birbirlerine saldırıyor. Sahnede ciddi dramlar yaşanıyor, halk alkış kıyamet, gülüp eğleniyor. Ve aldatılmış kadınlar, erkeği terk etmek yerine, rakibine kaptırmamak için savaşıyor...
       Ne dersiniz? Tam bize göre değil mi?

Buruşmayan çarşaflar

yas012.jpg Füsun Önal çok çalışkan bir kadın. Tam dokuz tane kitabı var. Yakında da eski parçalarını içeren bir albümü piyasaya çıkacak. Şehirden şehire, okuldan okula koşturuyor, konuşmalar yapıyor, mini konserler veriyor. Son kitabı "Hayat Bir Utanmaz Kİtap"ı karıştırırken Hande ile Cemil'in evlilik öyküsünü okudum ve Füsun'un evlilik tanımı üzerine düşünmeye başladım; "... birlikte paylaştıkları şeyler en aza inmişti. Ama evlilikleri sürüyordu. Ne evlilikti ama. Sadece kağıtlarda kalan, göstermelik davetlere giden ya da davetler veren, ara sıra beraber seyahat eden, kırk yılın başında da yatak çarşaflarını bile pek fazla buruşturmayan sözde sevişmelerin yaşandığı bir evlilik..." diyordu Füsun...
       Bilemiyorum ki, yıllar sonra bile "yatak çarşaflarını buruşturarak sonuçlanan sevişmeler" olabilir mi? Olmuyorsa bunda bir suç ve suçlu aranmalı mıdır?

Paparazzi kızları...

yas013.jpg Barbaros Yüksel ile Bilal Özcan'ın hazırladıkları Paparazzi programı, izleyebildiğim kadarıyla düzeyli. İşte bu program için bir "Paparazzi kızı" seçilmesi düşünülmüş ve seçilmek üzere tam 642 genç kız başvurmuş. Aday sayısı önce 34'e sonra 11'e düşürülmüş. Bu 11 genç kız deneme çekimleri için kampa alınmış... Kızların sadece fiziksel özelliklerine bakılmamış, doğru ve güzel Türkçe konuşma, kamera önünde rahatlık ve iletişim kurma yetenekleri de göz önüne alınmış. Finale kalan genç kızların toplu fotoğrafları çekilmiş. Tümü de bikini mayo ile poz vermiş. Yani kızlardan mayo ile fotoğraf çekilmesi istenmiş... İşte düşündüm düşündüm bunu anlayamadım. Bir televizyon sunucusunun mayolu hali, o programın yapımcılarını niye ilgilendiriyor acaba? Gerçekten bunun sebebini çok merak ettim. Barbaros ya da Bilal beni aydınlatırlarsa sevinirim.

Tiyatro ve filmler üzerine

yas014.jpg SEN HİÇ ATEŞ BÖCEĞİ GÖRDÜN MÜ? Zeki, çalışkan, yetenekli bir insanın pek çok yetenekli kişiyle biraraya gelerek ürettiği güzel bir oyun. Yılmaz Erdoğan komedi unsurlarından kopmadan, düşündürücü bir oyun daha sergiliyor. Akıllıca bir kurgu ile oyuna kendisini de dahil ediyor. Demet Akbağ dünya harikası bir insan. Yeteneğine sahne karizması da eklenince harikalar yaratıyor. Bu oyunu size önerirken tiyatro yöneticilerine bir hatırlatma yapmak istiyorum, bu oyun ciddi içerikli bir oyun, lütfen oyuna küçük çocuk almasınlar. Sıkılan çocuklarla yanyana oturmak bir işkenceye dönüşüyor.
       Omuz omuza, Mesajınız Var, Hayat Güzeldir, Benim Adım Joe... Hiçbirinde sıkılmıyorsunuz ama tümünü görmeye zamanınız yoksa, Hayat Güzeldir ile Benim Adım Joe'yu önerebilirim size... Yeryüzünde "sıradan insanlar"da var ve onlar neler yaşıyorlar? Bu soru sizin için önemliyse, JOE'nun yaşamını izleyin derim.

© 1999 Milliyet