Boşa gitmek
BEHİÇ Ak'ın bant karikatüründe (Cumhuriyet, 13 şubat 1999) - herhalde karı - koca olacak - bir çift, seçim üzerine geyik muhabbeti yapıyor. Adamın söylediklerine bakın:
"Boş oy vermek istemiyorum. Çünkü oyum boşa gitsin istemiyorum. İstediğim partiye oy veremiyorum. Barajı aşamadığından oyum boşa gidiyor. İstemediğim, ama barajı aşan partiye oy veremiyorum. Çünkü o zaman da oyum boşa gidiyor."
İşte gerçek burada.
Çeşitli seçenekler arasında yalpalayan
"kararsız" seçmen sonunda 12'den vuruyor.
Barajı aşan partilere verilen oy, asıl o zaman boşa gitmiş oluyor. Özellikle son iki dönemdir,
"barajı aşan" partilere verilen oyların boşa gittiğini görmediniz mi?
Bugün hemen herkes geçen seçimlerde barajı aşıp Meclis'e giren partilerin hepsinden şikayetçi değil mi?
Hiçbir işe yaramıyorlar, hiçbir şeyi çözemiyorlar, Meclis tıkandı, siyaset kilitlendi sözleri kimler için söyleniyor?
"Barajı aşanlar" için.
Ne işe yaradı 1995'te verilen oylar?
Seçmen oyu Meclis'teki partilerin hepsi için etkileyici ve yönlendirici olmaktan uzak kaldı. Yani boşa gitti.
Ama bugün yine bir kısır döngü halinde aynı
"boşa gitme" kaygısı pompalanıyor. Bir
"oy"un, ancak iktidarı ya da en çok oyu alacak partiye verilmesiyle boşa gitmemiş olacağı varsayılıyor.
Demokrasiyi sadece sandık demokrasisinden ibaret sayanların ve öyle saydırmaya bakanların statükocu dayatması bu.
Oysa oy denilen manivela, eşitsiz koşullardan ve bir sürü katakülliden yararlanarak sandığa girme becerisini gösterenlerin sandıktan çıkmasını sağlayan Sayısal Loto numarası değil.
Bir olası tepki, öfkeli ve umutsuz seçmenin sandık başına gitmemesi ya da (tak tak tak) iptal edilecek oy kullanması.
Burada durmalı.
Oy kullanmamak da yanlış. Parlamenter sistemi reddetmiş oluyorsunuz.
Parlamenter rejime evet, ama bu rejimi çıkmaza sokan partilere hayır demenin yolu, Meclis dışında kendi kafamıza yatkın bir partiye oy vermek olamaz mı? Meclis dışındaki partilerde yüzde 30 - 40 arasında oy toplanması, bu işin böyle gitmeyeceğini herkesin kafasına dank ettirecek, sistemin işler hale getirilmesi yoluna gidilecek ve en fazla 3 yıl içinde yenilenecek bir seçimle de demokrasinin önü açılmış olacaktır.
Bunu sağlayacak oylar boşa gitmiş sayılır mı?
Bir kitap
Hasan Cemal'in
"Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım" kitabı (Doğan Kitapçılık, 1999 İstanbul) hakkında sayfalar dolusu o kadar çok şey yazıldı ki, bize yazacak bir şey kalmadı. Şimdi herkes
Hasan Cemal'in kitabına kızacakların yazacaklarını bekliyor. Bize kalırsa,
Hasan Cemal kızdıracaklarını o kadar çok kızdırmıştır ki, onlar tek satır yazmayarak kızgınlığını belli edecek.
Biz ise,
Hasan Cemal'in
"medya" yıllarını anlatacağı yeni kitabını bekliyoruz, asıl kızılacakların halini bir de
Hasan Cemal'den okumak için...
Bir şiir
Tahir Kutsi Makal, atlattığı ameliyattan sonra sağlığına kavuşmanın keyfini
"aşk ve hüzün şiirleri"ni topladığı
"Öpkü" adlı kitabıyla (Maya dergisi yayınları, 1999, İstanbul) çıkarıyor. Dizelerimiz,
Makal'ın yeni kitabından:
"Ben burada ölüyorum / Bir sarıl da kurtar beni / Kötü rüya görüyorum / Bir sarıl da kurtar beni // Başımdaki çile bitsin / Yetsin bu hasretlik yetsin / Gül de gönlüm bayram etsin // Bir sarıl da kurtar beni."
Yazara E-Posta: ngureli@milliyet.com.tr