|
Diplomaside Temizel'ler operasyonu Zehra GÜNGÖR
İstanbul'un açıkta kalan büyükşehir belediye başkan adaylarına şimdi çeşitli görevler biçilmeye başlandı. MHP adayı Ahmet Vefik Alp'in parlamento dışından bakanlığı bile konuşuluyor. O zaman Ecevit hükümetinin hem Maliye Bakanı hem de DSP milletvekili iken bu görevinden istifa ederek DSP'nin İstanbul Belediye Başkan adayı olan Zekeriya Temizel'in, bırakın bakanlıktan, milletvekilliğinden bile olmasının bedeli nasıl ödenecek? Yeni milletvekilleri atmaca gibi bakan olmayı beklerken onun da dışardan bakan atanması Sayın Bülent Ecevit'in tasarrufu. Tuttuğunu koparma özelliği taşıyan bir maliyecinin ne olacağı da merak konusu.
Geçtiğimiz günlerde, bir sohbet sırasında, artık devletin en yüksek görevi olan müsteşarlığa bakanlık yapmış birinin dönmesinin mümkün olmayacağı söyleniyordu. Zekeriya Temizel'in olsa olsa diplomat kimliğine kavuşturulması gereği üzerinde duruluyordu. Nasıl mı?
Temizel de maliye müfettişi kökenliydi ve yakın tarihte örneği görüldüğü gibi maliye müfettişlerinden çok diplomat çıkmıştı. İşte bunlardan yakaladığım birkaçı:
* Seyid Ahmet Cemal Yeşil: Kabil Büyükelçisi (1951 - 56), Budapeşte Büyükelçisi (1956 - 60), Varşova B.elçisi (1962 -65)
* Hüseyin Kunter: Ottowa Ticaret Ateşesi (1950 - 51)
* Memduh Aytür: OECD Murakıplar Heyeti Üyesi ve başkanı (1954 - 56)
* Burhan Ulutan: IMF Müşavirliği ve IMF tarafından atanarak Zahire Devleti'nin Ödeme (İta) amirliği, yine IMF tarafından atanarak Brundi Maliye Müsteşarlığı
* Ömer Cahit Kayra: OECD daimi temsilcisi ve heyet başkanı (1964 - 67)
* Fahir Tiğrel: Bonn Büyükelçiliğinde Orta Elçi (1972 - 78)
* Ziya Müezzinoğlu: Bonn Büyüelçisi (1964 - 67), Ortak Pazar nezdinde Büyükelçi (1967 - 72)
* Hüseyin Neziroğlu: Lefkoşe Büyükelçisi (1963 - 64)
* Ertuğrul Kumcuoğlu: Lefkoşe Büyükelçisi
Fransa'da öğrenim gören, OECD'de uluslararası kuruluşların vergilendirilmesinde çalışan, Arnavutluk devlet başkanına danışmanlık yapan Zekeriya Temizel'in Türkiye'nin ilişkilerinin zayıf olduğu bir ülkede büyükelçi olması, enerjisiyle diplomatik söylemiyle ve tuttuğunu kopartır özelliğiyle neden olmasın? Ünlü bir nörolog olan Alman asıllı eşinin Temizel'in diplomatik başarısına başarı katacağını da gözardı etmemek gerekiyor.
Fındık is forever
Cüneyd Zapsu, Fındık İhracatçıları Birliği Başkanlığı'na yeniden seçildi. Zapsu, bu nedenle düzenlediği toplantıda tütünün, çayın, şeker pancarının başına gelenlerin fındığın da başına geleceğini/geldiğini söyledi. Önlem almak için şimdi tüm fındıkçılar kolları sıvamış. Fındığın tütün gibi yakılmaması için önemli bir hareket bu.
Fındıkçılar kurdukları Fındık Tanıtım Grubu ile televizyonlarda ve duvar ilanlarında fındığın tüketilmesi yolunda reklamlara ağırlık verdiler. ABD, Japonya ve Çin gibi ülkelerde fındığın anlam ve önemini vurguluyorlar. Türkiye fındıkta tekel konumunda olsa bile bu konumunu komşu ülkelerle paylaşma tehlikesi de yaşıyor.
ABD'de üçüncü yılına giren Hazelnut Council da yine Türk ve Amerikan fındıkçılar tarafından kurulmuş, gastronomide fındığın daha çok yer alması çabalanıyor. Ortada bir marka yok. Marka vurgulanmıyor. Bu çabalar bana De Beers'i çağrıştırıyor.
Dünyanın bir numaralı elmas çıkaran ve işleyen De Beers, elmas kullanımını desteklemek için, bir slogan tutturur, "pırlanta, sonsuza dek"(a diamond is forever) diye. Bilinir ki elmaslı takıların tüketilmesi daha fazla elmasın satılmasını gerektirecektir. Fındıklı gıdaların daha çok tüketilmesi de Türk fındık üreticisinin yüzünü güldürecektir. O halde, fındık is forever (fındık, sonsuza dek)..
GYIAD kış uykusundan uyanıyor
Türkiye'de genç işadamlarının oluşturduğu iki ayrı dernek vardır. Bunlardan biri TÜGİAD (Türkiye Genç İşadamları Derneği), diğeri de GYİAD (Genç Yöneticiler ve İşadamları Derneği). İşte uzun yıllardan beri sesi soluğu çıkmayan GYİAD, 12 Mayıs'ta yeni başkanını seçmek için sandığa gidiyor.
Halen Melih Mekik'in başkanı olduğu dernekte ilk kez bu seçimlerde birden fazla başkan adayı ve liste seçimlere giriyor. Belki de salt bu nedenle dernekte meydana gelen kıpırtı yüzünden GYİAD'ın kış uykusundan uyandığını söylemek doğru.
Rahmetli Atilla Midillili'nin oğlu Ali Midillili de bu seçimlerde ekibiyle birlikte aday. Ali'nin üyelere mesajı aynen şu: "Ekibimi delerseniz beni seçmeyin". Ali şöyle açıklıyor: "Eğer ekip doğru olmazsa başkanlar da doğru çalışmaz." Başkan adayı listesinin kendisini tamamlayıcı olduğunu, onlarla birlikte var olduğunu söylüyor. Tek başına liderlik oynama yanılgısına düşmüyor.
Ali Midillili'nin ve ekibinin kendi uluslararası ağlarından GYİAD'ı da yararlandırmak, Türkiye üzerine projeler üretecek kültürel ve finansal boyutta çalışmalar yapmak temel ilkelerinden sadece birkaçı. Ali ve ekibi ayrıca Türkiye'yi çağdaş 3000 yıllara hazırlayacak projeler üreterek gündemi oluşturacak alt yapıyı hazırlamak niyetindeler. "Soyadlarının arkasına saklanmayan yöneticilerin" aktif olacağı dernekte siyasi arenayı kontrol altında tutmak da misyonlardan biri.
Bakın Ali Midillili'nin ekibinde kimler var: Ali Midillili (Egon Zehnder International ortağı), Koray Arıkan (The Chase Manhattan Genel Müdür Yardımcısı), Yaşar Büyükçetin (Cargotech Lojistik Yürütme kurulu Başkanı), Gürkan Dumlu (Alboy Genel Müdürü), Murat Kaan Güneri (Amrop International Yönetici Ortağı), Yelda İpekli (Pazarlama İletişimi Yöneticisi), Zeki Kadirbeyoğlu (Total Aydınlatma sahibi), Nilgün Langenberg (Korn/Ferry International Danışmanı), Atilla Köksal (Inter yatırım Murahhas üye), Taner Özdeş (Fornet Pazarlama Satış Müdürü), Cem Bedri Pensoy (GFC General Finans murahhas azası), Bülent Taşar (Siemens Factoring Genel Direktörü), Neslihan Tombul (Bank of New York Genel Müdür Yardımcısı), Simla Türker (Mutlu Akü), Cem Uşaklı (McKinsey Danışmanlık Proje Yöneticisi), Günsel Ülkü Yel (Merck İlaç Genel Müdürü).
Bir girişim vakası
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi, İşletme İktisadı Enstitüsü Silk and Cashmere'i bir girişimcilik vakası (case study) olarak eğitim programına aldı. Ayşen Zamanpur'un, Çin'in İç Moğolistan bölgesinde kaşmir fabrikası satın alarak geliştirdiği işi ve yarattığı markası, işletme bilimiyle ilgilenenler için bununla da kalmadı. Dekan Prof. Dr. Hayri Ülgen'in "Stratejik Yönetim" adlı kitabına yine bir girişimcilik vakası olarak girdi.
İstanbul'un değişik semtlerinde, İzmir, Ankara ve büyük kentlerdeki mağazaları ve Avrupa'nın değişik ülkelerindeki köşeleri ve mağazalarıyla sadece ipek ve kaşmir üzerine sofistike giyim üreten Silk and Cashmere'in serüveni yine işletme öğrencileri tarafından video öyküsüyle görsel olarak hazırlandı. Silk and Cashmere'in sahibi Ayşen Zamanpur da geçtiğimiz hafta İstanbul Üniversitesi tarafından düzenlenen Türkiye'deki başarılı girişimcilik örnekleri panelinde konuşmacı oldu.
Zamanpur 1.5 yıldır internet alışveriş sitesinden Arjantin'den Ekvator'a, Peru ve Porto Rico'dan Singapur'a kadar ipek ve kaşmir siparişi alıyor. Hatta bir Japon girişimci kendisine mesaj göndererek Japonya'da mağaza açmayı bile teklif etmiş. Türk giyim sektöründe akıllı davranan kazanıyor.
Mithat, yahut laikliğe dair
Mithat Gürsoy'u birkaç yıl önce tanımıştım. Onunla tanışıp anılarını dinledikten sonra yazdığım habere aynen şöyle başlamıştım:
"Kıyafet İnkilabı"nı gerçekleştirmiş 75 yıllık Türkiye Cumhuriyeti'nde hala başında sarıkla, ayağında poturla dolaşan Türk vatandaşları varken ve bu "vatandaşlar" Başbakanlık Konutu'nda iftar yemeğine bile bu giysileriyle giderken, "Kıyafet İnkilabı"nı gören terzi Mithat 60 yıldan beri modern Türk insanına hazır giyim üretiyor.
Bugün bu paragrafa "hala TBMM'ye türbanıyla girmeye çalışan milletin vekili kadınlar varken" tümcesini de eklemenin yerinde olacağını düşünüyorum. Mithat Gürsoy, kıyafet devrimini ilk uygulayanlardandı.
1937'den beri Türk hazır giyim sanayinin içinde olan Mithat, 60 yıllık yolculuğunu "İğne deliğinden dünya modasına" adıyla bir kitapta toplamış. Mithat'ın bu kitabı, Cumhuriyet tarihine ışık tutacak bir başucu kitabı niteliğinde.
|