3 Haziran 1999 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Türkiye'de sansür vardır

Merkezi New York'ta bulunan Gazetecileri Koruma Komitesi'ne (Committee for the Protection of Journalists, CPJ) göre Türkiye yıllardır "dünyada en çok gazeteci hapseden ülke". Komite'nin, 26 Mart 1999 tarihli son raporuna göre Türkiye'de halen 27 gazeteci hapiste.
Türkiye Basın Konseyi'nin yaptığı ve sonuçları 7 Nisan günü açıklanan araştırmaya göre ise, Türkiye'de halen hapiste olan gazeteci sayısı 27 değil 12. Ancak 28 gazeteci de hapis cezasına çarptırılmış durumda. 18 Mayıs günü bunlara Cumhuriyet gazetesi yazarı Oral Çalışlar da katıldı.
Çalışlar'ın, 6 yıl önce PKK lideri Abdullah Öcalan ve KSP lideri Kemal Burkay ile yaptığı söyleşileri yayımlayarak bölücülük yaptığı gerekçesiyle TMK 8. maddesi uyarınca İstanbul 1. No'lu DGM tarafından 13 ay hapis cezasına çarptırıldı.
"Hapisteki veya Hapis Cezasına Çarptırılmış Gazeteciler" raporu ve Çalışlar'ın mahkumiyeti üzerine Basın konseyi Başkanı ve Hürriyet gazetesi başyazarı Oktay Ekşi ile Türkiye'de iletişim özgürlüğünde gelinen noktayı konuştuk.


Şahin Alpay


ent.jpg        * Gazetecileri Koruma Komitesi'nin son raporuna göre Türkiye halen "dünyada en çok gazeteci hapseden ülke". Doğru mu?
       Bunu 1995'ten beri söylüyorlar. İlk raporlarını fazla ciddiye almadık. "Her zaman Türkiye hakkında dışarıdan gazel okuyanlar vardır; bunlar da birşeyler söylüyor" dedik. Fakat 1997'de Türkiye'deki durum üzerinde özellikle durdular ve hapisteki gazeteci Işık Yurtçu'ya ödül verdiler. Amaçları Türkiye'deki gerçeğe dikkat çekmekti.
       Basın Konseyi olarak hapisteki gazetecileri özgürlüğe kavuşturmaya yönelik bir kampanyaya katılıp katılmayacağımızı sordular. Memnuniyetle dedik. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti katılmayı reddetti; "Biz kendi işimizi yaparız" dedi. Gazete Sahipleri Birliği olumlu yanıt verdi. Sonuçta kampanya yapıldı. Geldiler. O zaman Başbakan Mesut Yılmaz dahil siyasileri ziyaret ettik. Taleplerimizi anlattık. Sürekli bir çözümle artık Türkiye'yi "gazetecilerin hapsedildiği ülke" olmaktan çıkaralım. "Elbette, yalnız Anayasa'nın 14. maddesinden kaynaklanan bir sorun var: Terörle ilgili suçlardan hapsedilenler hakkında af yasası çıkarılamıyor" dediler.
       Basın Konseyi hukuk danışmanlarının bulduğu formül Adalet Bakanlığı'nda kabul gördü. Sonuç olarak yazıişleri müdürleriyle ilgili geçici bir formül oluştu. 55. Hükümetin Başbakanı Yılmaz meclise götürdü ve Ağustos 1997'de yasa çıktı. Toplam olarak 60 dolayında gazeteci bundan yararlandı.
       Yine de hapiste bulunan gazeteci sayısı yüksekti. Dosyaları inceleyince CPJ ile aramızda ihtilaf doğdu. "Yeraltı örgütlere bulaşmış, aktif militanları da, sırf şu veya bu gazete veya derginin kartını taşıdığı için gazeteci sayıyorsunuz, bu yanlıştır" dedik. 1998 Şubat ayında Komite'nin direktörü William Ohm buraya geldi. 11 isim üzerine mutabık kaldık. Dosyalarını başbakana takdim ettik. Gönül doyurucu sözler etti, fakat sonuç çıkmadı. O sıra Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk bir tasarı hazırlıyordu. O da sonunda "Eşber Yağmurdereli tasarısı" haline geldi. Bu da kalıcı bir çözüm değildi.
       CPJ 1997 raporunu yayınladı, 29 gazeteciye indi dedi. Bizim tesbitlerimize göre 13'tür dedik. Aramızda bir gerilim doğdu. 1998 yılında bir heyet gönderdiler, fakat işbirliği arzusu içinde olmadıklarını anladık. Ayrı çalışma yapılmasına karar verdik.
       Onların belgeleri bizde vardı. İnsan Hakları Vakfı'nın, Adalet Bakanlığı'nın verilerini, kendi bilgilerimizi topladık. Tarama sonucunda hapiste 12 gazeteci bulunduğunu tesbit ettik. Bu elbette küçümsenecek bir sayı değil. Üstelik hapis cezası almış, fakat henüz cazaları kesinleşmemiş ya da infaza geçmemiş olan 28 gazeteci daha tesbit ettik. Şimdi bunlara Oral Çalışlar'ı da eklemek gerekiyor.

       * Yani, durum CPJ'in son raporunda iddia edildiği gibi değil?
       Hayır, değil. 12'si hapiste 29'u hapse mahkum olmuş toplam 41 gazeteci var. Durum CPJ'in ileri sürdüğünden farklı, ama gerçekte daha da vahim.

       * Basın Konseyi ile CPJ'in listeleri birbirini tutuyor mu?
       Bizim listemizdeki 12 kişi üzerinde mutabıkız: Fakat onların listesindeki 15 kişinin gazetecilikle ilgisi olmayan suçlardan hapiste yattığını belirledik.

       * Basın Konseyi'nin basın özgürlüğüyle ilgili olarak acil bulduğu başlıca önlemler hangileri?
       Basın değil iletişim özgürlüğünün gerçekleşmesini, bunun için basın özgürlüğü yanında bilgi edinme özgürlüğünün de kabul edilmesi için yıllardır çalışıyoruz. Bunun için 1990 - 91'de anayasada bazı maddelerin değiştirilmesini ve "Herkes gerçekleri öğrenme hakkına sahiptir. Devlet bunun için gerekli önlemleri alır" şeklinde bir maddenin eklenmesini istedik. Bunu bazı siyasi partilerin anayasayla ilgili politika belgelerine sokmayı başardık. Başbakan Yılmaz devletin saydamlaştırılması, "açık devlet" için bir taslak çalışması başlattı. Fakat çalışma maalesef çeşitli nedenlerle tıkandı. Ancak bilgi edinme özgürlüğü konusunda embriyo aşamasında sayılabilecek bir çalışma mevcut.
       Basın Kanunu'nun değiştirilmesi için bir taslak hazırladık. Radyo ve televizyon yayınlarıyla ilgili yasayı değiştirmek için bir taslağı iletişim fakülteleriyle işbirliği yaparak hazırladık. Adalet Bakanlığı'na verdik. TCK'nın 311 ve 312. maddeleriyle ilgili de bir taslak hazırladık. Bu maddelerin şu anda suistimal edilerek kullanıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Buna engel olacak bir taslaktı bu. Özü şudur: "Şu şu sözleriniz dolayısıyla halkın bir bölümü kin ve düşmanlık duygularıyla birbirinin üzerine çullandı... Yargıla, at içeri..." İyi de halkımızın bundan pek haberi yok. Adamı içeri atıyorsun da, ortada o tahrik edilmiş, düşman hale gelmiş kimse yok... Bunun için beyan ile eylem arasında doğrudan ilişki olması koşulunu getirdik. Bazı kafalara bunun önemini hala anlatamadık. Bazı kafalar kendilerini memleketin sahipleri saydıkları için, bizleri de zilyet olarak gördükleri için bir türlü diyalog kurup ortak dil oluşturamadık.

Hükümetten umutlu olmak isterdim

       Oral Çalışlar diyor ki, "Ben konuştuğum adamın fikirlerine ortak değilim. Gazeteci olarak sorar yanıt alırım. Bundan niye suçlu olayım?" Bu iletişim özgürlüğü bağlamında kalıcı bir ifade.
       * Yeni hükümetin iletişim özgürlüğünü sağlayacağına dair ümidiniz var mı?
       Gerçekçi olmaya çalışıyorum. Çok da umutlu olduğumu söyleyemem. Çünkü bu hükümet içinde özgürlükçü anlayışı benimseyen bir kesim bulunmasına rağmen yapısı genelde özgürlükçü değil. İşine yaradığı ölçüde özgürlükçü; başkalarının özgür olmasına tahammül sınırı çok dar olan bir yapıda. Bunda aldanmayı çok isterim.

       * Özgürlüğü yalnız kendisi için isteyen, üç partiden hangisi?
       Büyük ortak DSP liderinin parti içi demokrasi konusundaki uygulamalarına tamamen karşı çıkmamla birlikte, demokratik sistemi özümsemiş ve somut adımlar atmış bir kişiliği var. DSP'nin bir engel çıkaracağını düşünmüyorum. ANAP'ın lideri, özgürlükçü sistemi benimseme noktasına çok geç geldi. Ama nihayet, ite kaka da olsa geldi. Şimdi Yılmaz'da daha geniş bir ufuk var. Böyle bir tasarı getireceğini de beklemiyorum, ama hayır diyeceğini de sanmıyorum.
       MHP'ye gelince, henüz çok ciddi sınav vermeleri gereken bir konumdalar. Geriye doğru bakınca, siyasetçi değil gazeteci olduğum için gerçekleri ifade etmek gibi bir görevim var: MHP özgürlükçü sistemi sadece kendisi için değil, beğenmediklerinin de en az kendisi kadar özgürlüğe hakkı olduğunu kabul edecek şekilde özümsediğini ortaya koyarsa, burada aldanmak bana büyük mutluluk verir. İyimserlik için yeterli bir deneyime henüz sahip değilim.

       * Meslektaşımız Oral Çalışlar ayrılıkçı terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan ile 6 yıl önce yaptığı bir mülakattan dolayı yeniden mahkum olmasından sonra, "Biz gazetecilerin görevi haber vermek, kamuyounu bilgilendirmektir. Dolayısıyla kiminle mülakat yapacağımıza mahkemeler karar veremez" dedi. Haklı mı?
       Çalışlar'ın bu ifadesi bir gazetecinin isyanını en güzel şekilde dile getiren sözlerdi. Dediklerine a'dan z'ye katılıyorum. Çünkü ben de gazeteciyim ve iletişim özgürlüğüne inanıyorum. Türkiye'de ne kadar yok da denilse, hatta 24 Temmuz'larda (bence bu bir maskaralıktır) sansürün kaldırılışının yıldönümü diye bazı çevrelerce bayram edilse de Türkiye'de sansür vardır. Hiç kimse yok demesin.
       Somut örnek isteyenin karşısına hemen Tansu Çiller'in 30 kasım 1994 tarihinde Adalet Bakanlığı'na gönderdiği genelgeyi gösteririm. Arkasından o tarihte yayınlanan "Özgür Ülke - Özgür Gündem" gazetesine uygulanmış sansür örneklerini çıkarırım. Bu ülkede sansürün pekçok biçimi, en kaba şekli bile vardır. Çalışlar'ın sözünü ettiği sadece yargı aracılığıyla uygulanan sansür.
       Çalışlar diyor ki, "Ben konuştuğum adamın fikirlerine ortak değilim. Gazeteci olarak sorar yanıt alırım. Aldığım yanıtı da herkesin önüne koyarım. Bundan niye suçlu olayım?" Bu sözleriyle bence pekçoğumuzun düşüncelerine tercüman olduğu gibi, iletişim özgürlüğü bağlamında kalıcı bir ifade kullanmış oldu.


© 1999 Milliyet