3 Haziran 1999 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
   SİNEMA
   KİTAP
   MÜZİK
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Faust'lardan "Faust" seç...

Zeynep Oral


       Goethe'nin 250. yıldönümü nedeniyle dünyadaki "Faust" temsilleri enflasyonundan, Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali de nasibini aldı.
       Festivalde, İspanya'dan gelen Katalan topluluk La Fura Dels Baus'un sunduğu "Faust Sürüm 3.0" geride kaldı. Önümüzde ise (bugün ve yarın), Polonyalı yönetmen Wişnievski'nin yönettiği Almanya'dan gelen "Faust" var.
       Bizi bekleyen "Faust"a geçmeden önce, geride kalana ilişkin izlenimlerimi söylemeliyim. Çok özetle: Çarpıcıydı... Sarsıcıydı... Şaşırtıcıydı.
       Bu çarpıcılık, sarsıcılık ve şaşırtıcılık, eserin içeriğini engellemiyor, önlemiyor, örtmüyordu. Özellikle eseri daha yakından tanıyanlara, sonsuz açılımlar getiriyordu. Günümüze göndermeler yapıyordu.
       Evet, ileri bir tekniğin tüm olanaklarından yararlanılmıştı. Ve sahneye bu teknikle elde edilen teatral bir dil ve çarpıcı görüntüler, devinimler egemendi. Yaratılan müthiş imgeler, herkesin kendince çoğaltabileceği çağrışımlara açıktı. Çoğu zaman tokat yemiş gibi oluyorduk.
       Başta Mefisto'yu oynayan oyuncunun ustalığı, Margaret'i oynayan oyuncunun seçimi ("evrensel kurban" kadın? Minicik bir kız çocuğu?) ve sekiz oyuncunun sahnedeki her olanağı değerlendirme ve bedensel dili kullanma becerisiyle, zengin bir şölene dönüşüyordu oyun.
       Peki bu bilgisayar ve Internet çağının "Faust"u yüreğime dokunabildi mi? Duygu dünyama uzanabildi mi? Yanıt: Hayır. Özellikle mi böyle olması istenmişti? Bilmiyorum... Ancak, iyi ki bu "olay"ı izledim: Kendi içinde taşıdığı değerlerin yanı sıra, hem verdiği esinler açısından, hem de günümüzde tiyatronun nasıl farklı boyutlara kanat açabileceğini gösterdiği için...

Öteki "Faust"

       Janusz Wişnievski adını, eğer ondan herhangi bir oyun izlemişseniz, unutmanıza olanak yok... Ondan 1993 İstanbul Tiyatro Festivali'nde "Kamaşma" oyununu izlediyseniz (hani atların öyküsü), hiç kuşkum yok, onun sahnelediği "Faust"u kaçırmayacaksınız.
       Benim için Wişnievski'nin daha önce gerçekleştirdikleri, daha sonra gerçekleştireceklerinin bir garantisi... Biliyorum, yanılma payı her zaman var ama yine de kaçırma riskini alamam.
       Wişnievski'nin Almanya'da Düsseldorfer Schauspielhaus topluluğuyla sahnelediği, sahne ve giysi tasarımını gerçekleştirdiği oyunun müziği Jerzy Satanowski'ye (belki de şeytansı bir müziktir!), koreografisi ise Emil Wesolowski'ye ait. Yani damgayı vuran Polonyalılar.
       Oyunla ilgili çıkan eleştirilerde en sık rastlanan sözcükler şöyle: "Mucize"... "Fırtına gibi esen"... "Coşku, heyecan, dinamizm"... "Mistik"... "Masal"... "Varyete, mim, pandomim, groteskin kucaklaşması"... "İnsanlar, kuklalar, şeytanlar, melekler, cadılar, hayaletler, ölüler, azizler, palyaçolardan oluşan fantastik bir koleksiyon."
       Kalabalık bir kadrodan izleyeceğimiz oyunda "Cennetten cehenneme geçerken dünyada oyalanmaya", Tanrı'nın rolünün sorgulanmasına... Ve Faust'un gerçeği aramasına tanıklık edeceğiz. Belki de bütün bu arayış bir geçit törenine dönüşecek... Haydi tiyatroya!


© 1999 Milliyet