3 Haziran 1999 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Şahin ALPAY Fotoğrafı: 3880 bayt
Apo ne yapıyor?

       Ayrılıkçı terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan yargılanmaya başlar başlamaz, "Demokratik cumhuriyet ekseninde, barış ve kardeşlik için devletin hizmetinde çalışmak" arzusunu ifade edip, "Tüm şehit ailelerinin yaşadığı acıyı yürekten paylaşıyorum" diyerek yandaşlarını dahi şaşkına çevirdi. Zihinlerde pekçok soru uyandı: Apo'nun aklı başında mıydı? Ruhsal dengesini bozmuş muydu? Yoksa bu, iyi hesaplanmış bir manevra mıydı? Canını kurtarma derdinde miydi, yoksa gerçekten "içinden geleni" mi söylüyordu?
       Aslına bakarsanız Apo, böyle bir tavır takınacağının işaretlerini önce onu Kenya 'dan Türkiye'ye getiren uçakta, sonra basına sızdırılan hazırlık soruşturması ifadelerinde vermemiş miydi? Askeri cephede ağır bir yenilgiye uğrayan PKK'nın bir süredir kavgasını siyasi cepheye taşıma arayışı içinde olduğu yazılıp söylenmiyor muydu?
       Peki ama Apo Almanya 'da mahkeme önüne çıkarılsaydı, yine "devlete hizmet" etme arzusunu mu açıklardı, yoksa yandaşlarıyla birlikte mahkemeyi "TC'nin yargılandığı" bir arenaya çevirme gayretine mi girerdi?
       Apo bir yandan kendini barış için devlet hizmetine vereceğini söylüyor; öte yandan Yunanistan, Rusya ve İtalya'yı yakalanmasına "korsanvari yöntemlerle" yardımcı oldukları için "protesto" ediyordu. Devlete hizmete kararlıysa, ona bu kapıyı açtıkları için söz konusu ülkelere teşekkür etmesi gerekmez miydi?
       Apo hem devletten "barış ve kardeşliğe hizmet" fırsatı verilmesini talep ediyor, hem de aksi takdirde savaşın çok daha vahim bir hal alabileceği tehdidini savuruyordu. Hem Kürt sorunundan Türkiye'nin sorumlu olduğunu ileri sürüyor, hem de başını çektiği ayaklanmanın bir "emperyalist oyunu" olduğunu ima ediyordu. Bütün bunlarda "Şark kurnazlığı" nın kötü kokusu yok muydu?
       Bekaa 'da, Hafız Esad 'ın himayelerinde "aslan kesilen" Apo'nun, hesap verdiği mahkeme önünde "süt dökmüş kedi" ye dönmesi, acaba bu şahsın bir kişilik sorunu olduğunu mu gösteriyordu? (Psikolojiden iyi anlayan bir dostuma danıştım: Apo'da "narsist kişilik bozukluğu" olabileceğini söyledi. Bu kimselerin temel sorunu kendine güven eksikliğiymiş. Bunu örtmek için "büyük adam" tavrı takınırlarmış. Ama tehlike anında "şapka düşer, kel görünür" imiş.)
       Nihayet başka bir soru da şuydu: Eğer Apo gerçekten devlete hizmet etmek niyetinde olsa, acaba ne kadar işe yarardı? Eğer militanları ve yandaşları onun bir "kahraman" olmadığını, mesela Şemdin Sakık 'tan bir farkı bulunmadığını düşünmeye başlarlarsa, ne onlar, ne hizmet etmek istediği devlet nezdinde bir "değeri" kalır mıydı?
       Türkiye'nin barış ve demokratikleşme için Apo gibi bir caninin hizmetlerine hiç bir ihtiyacı yoktur. (Millet onu bütün yüzleriyle tanımaya başlamışken, Apo'yu asarak bir "sahte kahraman" haline getirmeyelim yeter...) Ama bu, Türkiye'nin barış ve huzura kavuşmak; "dağdaki" gençleri topluma kazandırmak; demokrasisini ilerletmek; Kürt sorununu çözmek; Güneydoğu'yu kalkındırmak; Türk - Kürt kardeşliğini tam anlamıyla tesis etmek ihtiyacında olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
       Kürt sorununun hallinin Kürt kökenli yurttaşlara dil ve kültürlerini serbestçe kullanma, toplumun geri kalanından farklı taleplerini demokratik süreç içinde serbestçe dile getirme imkanını tanımaktan ibaret olduğunu, "iki halkın et ve tırnak gibi iç içe geçmiş olduğunu" sonunda Apo'nun dahi teslim etmesi, bu alanda büyük bir ilerlemedir.



Yazara E-Posta: salpay@superonline.com

© 1999 Milliyet