3 Haziran 1999 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Fıştıklanmak!

Hasan CEMAL

       Körfez'de bu petrol oldukça, oyun hiç bitmeyecek. Ortadoğu Kürtleri hep kullanılmak istenecek. Apo'lar çöpe atılacak, yenileri bulunacak. Soru: "Biz ne yapalım ki, Türkiye içindeki Kürt kökenli vatandaşlarımız dış güçler tarafından fıştıklanmasın?"

Belalı coğrafyada ayağını yere sıkı basmak...

       Yaşadığımız coğrafya ne kadar da belalı! Terör örgütü PKK'nın başı Öcalan'ın İmralı mahkemesindeki itirafları bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.
       Ama bu coğrafya bizim.
       Türkiye'yi sırtımıza vurup yer yuvarlağının bir başka köşesine gidemeyiz. Mümkün değil bu. Dostluktan uzak komşularla çevrili bu topraklarda barış içinde yaşamanın koşullarını yaratmak zorundayız.
       Kolay değil bu iş!
       Sürekli tetikte olmayı gerektiriyor. Askeri bakımdan her zaman sağlam duran, son derece değişken bıçak sırtındaki dış politika dengelerini ustaca kollayan, siyasi ve ekonomik istikrara sahip bir ülke olmak durumundayız.
       Yoksa başımız beladan kurtulmaz!
       Terörün dış destekleri biliniyordu. O yüzden Öcalan'ın İmralı itirafları sürpriz olmadı.
       Ama yine de önemli.
       Altlarının bir defa daha çizilmesi gerekiyor. Başbakan Ecevit'in deyişiyle "uluslararası komplo"nun iyi bilinmesi şart. Dost - düşman tahlillerinin yerli yerine oturtulması, ileriye dönük stratejilerin geliştirilmesi açısından bu gerekiyor.
       Türkiye'nin dış politikada manevra alanını genişletmesi ve dışa dönük mücadelede hedef küçültmesi için de, gelinen noktanın iyi okumasında fayda var.

Uzak komşularımız...

       Türkiye'nin komşuları...
       En başta Suriye'yle Yunanistan... Ne düşünmüşler bizim için?
       Türkiye'yi güçsüzleştirmek... Bunun için terörle başını belaya sokup istikrarsız kılmak...
       Apo anlatıyor:
       "Suriye ve Yunanistan kendi genel politikası içinde PKK'yı kullanmak istedi. Karşılıklı olarak birbirimizi kullandık."
       Yunanistan ne yapmış PKK için?
       Apo anlatıyor:
       Yunanistan'daki kamplarda bomba dahil her türlü eğitim... Silah alımlarında yardım ve aracılık...
       Rum yönetimi ne yapmış?
       Apo anlatıyor:
       "Kıbrıs Rum kesimi, örgüt üyelerine geçişler ve pasaport konusunda yardım etti. Örgüte aktarılan paralar burada kiliseler aracılığıyla verildi."
       Bunlar zaten biliniyor. Hiçbiri sır değil. Apo'nun Nairobi'deki Yunan Büyükelçiliği'nde Rum pasaportuyla yakayı ele verdiği an, Yunanistan'ın terörle suçüstü fotoğrafı çekilmiş oldu.
       Yunanistan bundan vazgeçecek mi?
       Komşumuz Yunanistan, terörü Türkiye'ye karşı dış politikasında bir alet olarak kullanmaktan vazgeçmediği sürece Ege'de barış hayal olarak kalmaya devam eder. Doğru olan, tıpkı Suriye'nin yaptığı gibi Türkiye'yle teröre karşı ortak mücadele anlaşması imzalamasıdır.
       Aklın yolu budur.
       Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in dün yapmış olduğu çağrıyı karşılıksız bırakırsa, aklın yoluna gelmemiş olur.
       Öcalan'ın açıklamalarında yalnız Suriye'yle Yunanistan'ın adı yok. Aynı zamanda İngiltere'nin, Almanya'nın, Hollanda'nın, Ermenistan'ın, Yugoslavya'nın, İran'ın isimleri de geçiyor.
       Hollanda'yla ilgili olarak, "Örgütün siyasi eğitim merkezi olan Hollanda'da bu faaliyetlerden yetkililerin de haberi olabilir" diye konuşuyor. Yugoslavya'da da PKK için eğitim kamplarının bulunduğunu söylüyor. Bir başka komşumuza gelince, "İran'da teorik eğitim yaptığımız bir hastanemiz var, İranlı yetkililer bundan haberdar" diyor.
       İlginçtir, Apo'nun ilk iki günkü açıklamalarında iki ülkenin adı yoktu:
       Amerika'yla İsrail...
       Bu iki ülkenin de PKK ile Apo'yu yakın takipte tuttukları, bazı önde gelen Avrupa ülkeleri gibi Ortadoğu Kürtleri ile son derece yakın ilişkiler içinde oldukları sır değildir.

Körfez'in petrolü...

       Peki, bütün bu ilgi neden? Sorunun tek bir karşılığı olabilir:
       Ortadoğu'nun, Körfez'in petrolü...
       Bu petrol oldukça, Kürtlere dönük ilgi de sürecek. Büyük küçük birçok ülke elini bu bölgeden çekmeyecek. Apo'lar kullanılıp çöp tenekesine fırlatılacak ama sonra, yenileri bulunacak. Yeni örgütler, bu kez siyasallaştırılarak ortalığa salınacak. Yeni oyun içinde oyunlar yazılacak. Mümkün olabilse, Kuzey Irak'ta denenmek istendiği gibi bağımsız bir Kürt devletinin çekirdeği atılacak...
       Bunların hepsi biliniyor.
       Kısacası, Ortadoğu Kürtleri rahat bırakılmayacak! Bütün bu hengamenin içinde bizim kendimize sormamız gereken hayati bir soru var:
       "Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki Kürt kökenli vatandaşlarımızla oynanmasını, yani kışkırtılmalarını, dış güçler tarafından günlük deyişle fıştıklanmalarını biz nasıl önleyeceğiz?"
       Önümüzdeki dönemde bu sorunun yanıtını iyi verebilirsek, Türkiye bu bölgenin çekim merkezi haline gelir. Kimse de bir daha ülkemizin içini karıştırmaya, kolunu bükmeye yeltenemez.




Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet