3 Haziran 1999 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Derya SAZAK Fotoğrafı: 7766 bayt
Öcalan sonrası

       İmralı duruşmaları ilerledikçe, Öcalan'ın "Kürt kimliği"ni Türkiye'ye karşı "ayrılıkçı" bir silah olarak nasıl kullandığı da kendi ifadelerinden ortaya çıkmaktadır. Gerçi Apo yazılı savunmasında Misak - ı Milli'den söz ederek "bölünmeyi" reddediyor ama Cumhuriyet'in kuruluşuna ilişkin tezlerinde Kürt halkının "kurucu" özelliğini vurgulamayı da ihmal etmiyor. Öcalan, işte bu "hak"tan yola çıkarak Cumhuriyet tarihinin ikinci büyük "isyan"ını örgütlediğini anlatmaya çalışıyor.
       Sahi, "vatana ihanet" başka nasıl olacak?
       Etnik gerekçelerden yola çıkarak "iç savaş" niteliğinde "gerilla hareketi" başlat, 15 yılda 30 bin insanın ölümüne yol aç, sonra da "pardon" deyip PKK'yı mahkeme önünde siyasallaştırmaya çalış! Apo'daki cesarete hayret ediyoruz. Mahkemede "özür" diledi diye onu korkak, "sünepe" bulanlar, "süt dökmüş kedi"ye benzetenler çoğunluktaydı ama Öcalan'ın sehpaya gidene dek Türkiye'nin başını gelecekte de belaya sokabilecek taktik kurnazlıklar peşinde olacağı unutulmamalıdır.
       Apo, İmralı davasını "barış"ın kilometre taşı olarak niteliyor. Uğruna binlerce genç insanı dağlara sürdüğü "Kürt devleti" hayalinin gerçekçi olmadığını nihayet itiraf ediyor.
       Öcalan'ın şu sözleri "kayıp kuşaklar" adına tarihe bir belge olarak geçmelidir:
       "Varılan en önemli sonuç, artık tarihi olarak isyanlar dönemi sona ermiştir veya ermek zorundadır. Ama bunun için Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, laik hareketlenmesi başarıya gitmek zorundadır. Demokratik Cumhuriyet sisteminde şiddete yer olamaz. Sorunların çözüm dili isyan veya devrim olamaz. Barış içinde anayasal evrim yolu geçerlidir. Yirminci yüzyılın sonu bunu böyle emretmektedir. Tarihin bu topraklarda bütünlük içinde, özgürce yaşama iradesini saygıyla karşılamak tüm toplumun barış ve büyük gelişme yoludur."
       Abdullah Öcalan, bunları İmralı'da mahkeme salonunda değil de, televizyonda açık oturumda ya da bir konferansta söylüyor olsa 2000'li yılları çözümlemeye çalışan bir siyaset kuramcısının ya da kapattığımız çağı sorgulayan bir felsefecinin görüşlerinden alıntılar şeklinde dinleyebirsiniz. Ancak Apo'nun kartvizitinde "bebek katili" diye yazıyor ve o kendini Mandela'ya, Arafat'a benzetmeye çalışsa da 15 yıllık terör sürecinde binlerce kurban var. Apo, "düşünce varken, niye silahla savaşıyorsun" sorgusunu 1970'lerin sonunda yapabilmeliydi.
       PKK lideri, ancak yakalanıp mahkemede hesap verme aşamasında dağdaki eylemcilere "Bizi koruyacak olan demokratik Cumhuriyet'in çatısıdır" diye seslenmektedir.
       Bu sözler savunmanın ötesinde bir "vasiyet" gibidir!
       Türkiye'nin şimdi İmralı adasından çıkacak kararı beklemeksizin, "Öcalan sonrası" dönemin planlamasını yapması gerekiyor. Güneydoğu'ya "terör" penceresi dışında daha demokratik gözle bakmanın, "Kürt kartı"nı ayrılıkçı ellerden almanın tam zamanıdır.
       Tarihi fırsat bu defa kaçırılmasın!
       ÖNDER SAV'IN ÜZÜNTÜSÜ: CHP Kurultayı'nda sütunumuza aldığımız Fikri Sağlar'a ait bir tespit Önder Bey'i üzmüş. Sayın Sav'a haksızlık yapmak istemeyiz. Telefon ederek, kurultay öncesi Baykal'ın adaylığına karşı çıktığını ve Altan Öymen'le birlikte hareket ettiğini, dolayısıyla Adnan Keskin'le liste yapmasının ve muhalefeti tasfiyeye çalışmasının söz konusu olmadığını bildirdi. "Yeşil" benzetmesini ise Susurluk'tan kalma bir "paranoya" şeklinde niteledi. Aklı kurultayda kalanlara duyururuz!



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet