3 Haziran 1999 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Fikret BİLA Fotoğrafı: 4990 bayt
Usul ve esas

       Hukukta usul, esası korumak için vardır.
       Usul kuralları, esasa halel gelmesini önlerler.
       Öcalan davasına bu açıdan bakıldığında:
       İç hukumuzun usul kurallarına eksiksiz uyulduğu tartışma götürmeyecek kadar kesindir.
       Davanın esasını etkileyecek, gölgeleyecek en küçük bir usul hatası yoktur.
       Batı dünyasının dile getirdiği kaygıların her birinin yersizliği kanıtlanmış durumdadır.
       - Apo'ya savunma hakkı verilsin...
       - Savunma hakkı hiçbir kısıtlama olmaksızın kullanılmaktadır.
       - Apo'nun özgür avukatları olsun...
       - Özgür avukatları vardır.
       - Avukatlar özgürce savunma yapabilsinler.
       - Avukatlar özgürce savunma yapmaktadırlar.
       - Apo konuşabilsin.
       - Apo özgür iradesiyle konuşmaktadır.
       Usul nedeniyle davanın esasına yöneltilebilecek bir eleştiri noktası yoktur.
       * * *
       BATI, davanın hukuk açısından esasıyla da ilgili görünmüyor.
       Eğilim, Öcalan'ın da çekmeye çalıştığı gibi davanın esasını "siyasallaştırmak" yönündedir.
       Aslında davanın siyasi yönü vardır.
       Ama bu yön, Öcalan konuştukça belirginleşen uluslararası hukuka aykırı biçimde PKK'nın arkasında duran devletlere dönüktür.
       İç siyasete değil.
       * * *
       BATI dünyasının kullanacağı tek unsur, DGM'de askeri üye bulunmasıdır.
       Avrupa'nın askeri üyenin hukuk yeterliliğine değil sadece asker oluşuna dayanarak İmralı davasını karalayacağı ve uluslararası bir soruna dönüştüreceği çok açık.
       Bu o kadar bellidir ki...
       Varsayalım ki, askeri üye, mahkeme kararına, Öcalan lehine muhalif kalsa bile Batı dünyası yine de, "mahkemenizde askeri üye var, dolayısıyla olmaz" diyecektir.
       Durum bu kadar açıkken, Ankara'nın zaten çok geciktiği DGM'lerin sivilleştirilmesi sorununu çözememesi, denizi geçip derede boğulmak anlamına gelecektir.
       Hukuki sonuç değişmese de...
       Türkiye, Batı'nın elinden bu kozu alabilmelidir.
       DGM'lerin sivilleştirilmesine yönelik Anayasa değişikliği önerisi Meclis'te imzaya açıldı.
       Bu girişimi sırf "muhalefet" olsun diye engellemek büyük bir sorumsuzluk örneği olur.
       Ankara, bugüne kadar örnek bir yargılama sınavı veren İmralı'ya toz kondurmamalıdır.



Yazara E-Posta: fbila@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet