Telekulak...Hasan CEMAL
Cumhurbaşkanı Demirel "Felaket! Felaket!" diyor. Başbakan Ecevit de rahatsızlığını dile getiriyor. Konu, son zamanlardaki bazı telekulak skandalları. Ama kamuoyunda yaprak kımıldamıyor. Oysa durum vahim, demokrasi ve hukuk devleti açısından...
Gizli kulaklar ülkesi olmaktan kurtulmak...
Cumhurbaşkanı Demirel'in geçenlerde basına yansıyan bir tepkisi yalnız iki sözcükten oluşuyordu:
"Felaket! Felaket!"
Cumhurbaşkanı hangi konuda neyi felaket olarak niteliyordu? Basında birbiri ardından patlayan telefon dinleme ve izleme skandallarıyla ilgili olarak bu tepkiyi vermişti.
Sonra eklemişti:
"Bunun önemleri var ve alınıyor."
Bir cumhurbaşkanı kendi ülkesindeki telefon dinleme olayının ulaştığı boyutları
felaket diye niteleyebiliyorsa, gerisini siz düşünün artık.
Demirel'in bu konuda duyarlı olmasının özel bir nedeni de var. Çünkü
Ankara Emniyeti ekseninde ortaya çıkan telekulak skandalının gölgesi Çankaya Köşkü'nün telefonlarına kadar vurmuş...
Şikayetçi olan yalnız Cumhurbaşkanı mı? Hayır. Başbakan da bu olaydan çok rahatsız. Çünkü, Sayın Ecevit'in Başbakanlık makamındaki üç telefonla faksının telefon kayıtları ya da dökümleri de
Ankara Emniyeti İstihbarat birimi tarafından incelenmiş...
Şöyle diyor Ecevit de:
"Evet, olayı üç gün önce öğrendim."
Ve ekliyor:
"Emniyet Genel Müdürlüğü çalışmalarını sürdürüyor. Gerçekler elbette ortaya çıkacak."
Vahim olan...
Telefon konuşmaları ve telefon dökümleri devlet birimleri tarafından gözaltına alınıyor.
Ama yasalar hiçe sayılarak!
Bundan Cumhurbaşkanı da Başbakan da rahatsız. Telekulak olayı devletin zirvesinde böylesine titreşimler yaratabilmişse, durumun özel hayatın dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü gibi Anayasamızda yer alan temel ilkeler açısından ne kadar vahim hale geldiğini düşünün.
Öte yandan böyle bir olay, kamuoyunun işlediği normal bir Batı demokrasisinde büyük bir yer sarsıntısı yaratırdı.
Hatırlayın
Watergate'i!
ABD'de Başkan Nixon'ı koltuğundan eden skandal da bir telefon dinleme olayıydı. Bizde ise ne yazık ki yaprak bile kıpırdamıyor. O yüzden, koalisyon pazarlıklarının da yoğunluğu içinde basına yansıyan bazı haberler kamuoyunda yeterince yankılanmadı.
Neydi bu haberler?
Ankara Emniyeti'nde istihbarattan sorumlu üç üst düzey görevli, haklarında suç iddiası bulunmayan bazı özel şahıslarla resmi kurumların telefon dökümlerini yasaya ve yerleşik prosedürlere aykırı biçimde inceledikleri için başka görevlere atanmışlardı.
Olay, Emniyet istihbaratının sahip olduğu teknik imkanların sınırsızlığını göstermesi bakımından çarpıcıydı. Ancak Emniyet bu yeteneğini suçun peşinden koşarken kullanmalıydı. Anayasa'nın güvencesi altındaki haberleşme özgürlüğüne, özel hayatın dokunulmazlığına tecavüz etmekten kaçınmalıydı.
Ankara Emniyeti'ndeki skandal bu açıdan sıkı bir denetim mekanizmasının olmadığını ve sistemin işgüzarlıklara ne kadar açık olduğunu sergiledi.
Şu yakın dönemde başka telekulak skandalları da yaşandı.
Hürriyet gazetesinin bazı üst düzey yöneticilerinin gizlice dinlenen telefon konuşmalarının bantları
DYP Genel Başkan Yardımcısı Meral Akşener tarafından kamuoyuna açıklandı. Yani yasalara aykırı telefon dinlemeleri siyasal amaçlarlarla kullanıldı. Hürriyet'in telefonlarını kimin dinlediği bugün hala aydınlanmış değil.
Ama bir ilginç nokta var:
İstanbul Emniyeti'nin eski İstihbarat Müdürü son seçimde DYP'den milletvekili adayı oldu. Bu bir rastlantı olabilir mi?
Geçelim.
Son olarak İstanbul'da bir de özel
telekulak çetesi ortaya çıkarıldı. Bu da telefon dinlemenin
organize suç haline geldiğini gösteriyor. Bu çetenin sipariş üzerine gazetecilerin, sanatçıların, işadamlarının telefonlarını dinlediği bütün kanıtlarıyla ortaya çıktı.
Devlet terbiyesi
Ne yapacağız?
Özel hayatın mahremiyeti, haberleşme özgürlüğü, bütün bunlar sözde yasaların güvencesi altında. Ama bunların kağıt üstünde kaldığı anlaşılıyor.
Bir yandan yasaların uygulanması lazım. Hukuk devleti işlemeli. Devlet görevlilerinin kendilerini hukuk kurallarıyla bağlı sayan bir zihniyetle çalışır hale gelmeleri gerekiyor. Hukuk ve devlet terbiyesi bunu gerektirir.
Suçun önlenmesi açısından gerekli görülen telefon dinleme olaylarında ise bağımsız yargıç denetimi şarttır. Bu arada, Türk Ceza Yasası'nda
telekulak olaylarını caydırıcı değişiklikler de bir an önce yapılmalı, ağır cezalar öngörülmelidir.
Son söz:
Türkiye, Faruk Bildirici'nin kitabındaki deyişle
Gizli Kulaklar Ülkesi olmaktan kurtarılmalı. Şimdiki durum demokrasiye, hukuk devletine yakışmıyor.
Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr