25 Haziran 1999 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Hiç bir sorun yasak ve zorla çözülemez

Emekli Büyükelçi H. Fahir Alaçam, Güneydoğu sorununa çözüm konusunda, emekli büyükelçi-lerin basında dile getirdikleri farklı önerileri yorumluyor.

H. Fahir Alaçam


       Türkiye’nin Güneydoğu’da nasıl bir tutum alması gerektiği hususu, özellikle Abdullah Öcalan’ın yargılandığı şu günlerde geniş, çeşitli ve farklı yorumlara neden oluyor.
       İki meslektaşım, emekli büyükelçiler Coşkun Kırca ve Şükrü Elekdağ’ın makalelerinde bu konudaki görüşleri birbirine tamamen zıttı. Kırca, Başbakan Ecevit’in Alman Şansölyesi’ne gönderdiği mektupta, “Güneydoğu dahil demokratik ve sosyal reform yapma vaadinde bulunmasınıö (mektubun aslında reformların tamamlanmasından bahsedilmektedir) eleştirmekte, “Yapamayacaklarınızı neden muhataplarınıza yapabilecekmişsiniz gibi hayal ettiriyorsunuz?ö sorusunu sormakta. Sonrasında Kırca, “Doğru olan taktik, hiçbir zaman yapılamayacak olanı ilk başta vurgulamaktırö demekte.
       Kırca, diğer bir deyimle, tekil devlet kavramını zedeleyeceği endişesi ile içeride ve dışarıda Türkiye’den beklenen herhangi bir önlemin alınmaması taraftarıdır.
       Buna mukabil Şükrü Elekdağ, “Artık Türkiye’nin Güneydoğu’da kalıcı bir barış ve güven ortamı yaratmak için büyük düşünmesi, cesur adımlar atması, ekonomik ve sosyal önlemler yanında demokratikleşme ve anayasal vatandaşlık çerçevesinde kimlik konusuna ciddiyetle eğilmenin zamanı gelmiştirö demektedir.

Kim yanılıyor?

       Elekdağ’ı düşüncelerime daha yakın buldum. Kırca ile niçin bu kadar ayrı düştüğümü, kimin yanıldığını bir hayli düşündüm. Bizi bu derece farklı sonuçlara götüren nedenleri araştırdım. Aradaki görüş farkının, onun, sorunların ancak kuvvet ve baskı ile çözümlenebileceğine, benim ise yasağa ya da zora dayanan hiçbir çözümün devamlı olamayacağına inanmamızdan kaynaklandığı sonucuna vardım.
       Bu arada Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde eski Bakan İlter Türkmen’in yazısı ile emekli Büyükelçi Cem Duna’nın mülakatını okudum.
       Türkmen, makalesinde Başbakan Ecevit’in Alman Şansölyesi’ne yazdığı mektubu “isabetli adımö olarak nitelemekte, dolaylı şekilde atıf yapılan Kopenhag kriterlerinin azınlık haklarından söz ettiğini kabul etmekle birlikte bu kavramın “kollektif haklarıö kapsamadığını belirterek, AB üyelerinin çoğunluğunun Türkiye’de çok kimsenin paylaştığı daha fazla demokratikleşmenin, ekonomik ve sosyal önlemlerin yanısıra Kürt kökenlilere dil ve kültür kimliğinin bir şekilde tanınmasının ötesinde bir şey istemediklerini vurgulamaktadır.
       Duna ise, Başbakan’ımızın mektubunu “Serinkanlı ve ciddi yazılmış bir mektup. Eleştirilecek bir yönü yok. Son derece gerçekçi. Böyle bir mektup yazmış olmasından dolayı Sayın Başbakan’ı kutluyorumö demek sureti ile Türkiye’nin de bir şeyler yapması gerektiğine inananlara katılıyor; “Demokratikleşme, insan hakları gibi genel adımların söz konusu olduğuönu belirtiyor.

Kırca yanılıyor

       Görüldüğü üzere, Elekdağ’a ilaveten Türkmen ve Duna da benim gibi düşünüyorlar. Yanılanın ben değil, sevgili meslektaşım ve arkadaşım Kırca olduğuna kanaat getirerek rahat ettim. Şimdi, bu konudaki görüşlerimi daha büyük bir güvenle sergileyebileceğim.


© 1999 Milliyet