İrtica
20 YIL ÖNCE Türkiye'de
"türban sorunu" da yoktu,
"İrticai sermaye" de... Fethullah Gülen bir cami vaizi idi. İslamcı MSP yüzde 8 - 10'luk bir partiydi.
Hatırlayınız, ninelerimizin, analarımızın, teyzelerimizin başörtüsü hiç sorun değildi. Ama bugünkü türbanlı kızlar militan, bakın direniyorlar...
İrticacılar eskiden kazma dişli, şalvarlı, takkeli, çember sakallı ve kara çarşaflı cahillerdi. Ünlü bir yazarın deyimiyle
"faso fiso vatandaşlar"dı. Şimdi üniversite bitirmişler, bilgisayar kullanıyorlar; daha tehlikeliler... Her yere sızdılar işte! İş hayatında, bürokraside, üniversitede bile irtica var!
Menderes'le Demirel
"laiklikten ödün verdi". Sonra Amerikan emperyalizminin
"ılımlı İslam" stratejisine uygun olarak 12 Eylül ve hele de Turgut Özal irticayı destekledi.
Arkasında böyle hükümetler ve ABD olmasaydı 20 yılda irtica bugünkü korkunç gücüne ulaşabilir miydi?
* * *
20 YILDA Türkiye köylü toplumundan kentsel ağırlıklı bir topluma dönüştü,
"kadın" da değişti.
20 yıl öncesinin Anadolu kadınını Ecevit'ten dinleyelim:
"Türkiye'nin birçok kasabasında hatta kentinde, kadınların yemek yiyebilecekleri bir lokanta yoktur... Kadınların çarşıya bile çıkmaktan kaçındıkları yerler henüz çoktur Türkiye'de..." (Atatürk ve Devrimcilik, sf. 80)
Bu kadınların kızları 20 yılda kentleştiler, sokağa çıktılar, okudular... Bazıları başını açarak, bazıları anasının köylü tipi başörtüsü yerine 'kentli' türbanı takarak...
20 yıl önce Türkiye'de üniversiteli öğrenci sayısı 168 bindi, bugün 1 milyon 300 bin!
Anadolu çocukları kendi değerlerini koruyarak, bırakarak, değiştirerek, yenileyerek kentlere getirdiler, üniversitelere, kurumlara, iş hayatına getirdiler.
Öyle eski köylü tipinde değil... Kente gelerek KOBİ'ler kurdular. Hem Sünni cemaatler oluştu hem Alevi cemevleri... Vakıflarıyla, yurtlarıyla, MÜSİAD ve CUMSİAD gibi işadamı dernekleriyle, okumuş aydınlarıyla, yayınlarıyla...
* * *
YUKARIDAKİ ilk paragraf polisiye ve komplocu bakışı yansıtır... İkinci bakış açısı sosyolojiktir...
Temel soru şudur: Yaşanan toplumsal süreçler din, cemaat ve etnisite hareketlerini
"sistem"den ve moderniteden koparmaya mı, yoksa entegre olmaya ve dünyevileşmeye (sekülerleşme) mi götürüyor?!
İşte McCarthy'ci korkularla dolu
"istihbarat raporlarında" bulunmayan sosyal bilimsel boyut budur!
Etnik Şeyh Sait, heterodoks Babai ve panteist Şeyh Bedreddin isyanlarını
"irticai ayaklanma" zanneden, Kuran'a
"Arap hikayeleri" diyen cahil ve darkafalı yaklaşımlarla din - laiklik ilişkilerinin sosyolojik boyutu hakkında aklı başında değerlendirmeler yapılamaz.
Fethullah Gülen hangi bağlamda ne demiş olursa olsun,
"cemaat"in değişimi ne yöndedir? Onların düzenlediği
Abant Toplantısı" İslam tarihinde siyasi laikliği İslam itikadı açısından onaylayan ilk bilimsel toplantı değil miydi?
Suç şüphesini savcı araştırsın ama bu McCarthy'ci paranoya neden?
"Hayatta en hakiki mürşit ilim" değilmiş gibi, modernleşme sürecinde dinin alacağı şekilleri sosyolojik açıdan araştırmadığımız içindir ki, Cumhuriyet'in en büyük başarısı olan toplumsal modernleşmeye gözlerimizi kapatıyor ve evhama boğuluyoruz.
Yazara E-Posta: t.akyol@milliyet.com.tr