25 Haziran 1999 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Cizre'den, Dicle kıyısından Çardak notları...

Hasan CEMAL

CİZRE


       Dicle'nin kıyısında çardaklar kurulmuş. Bir başka alem! Soruyorum: "Apo davasını izliyor musunuz?" Önce susuyor. Sorudan sıkıldığı belli. Bir şey söylemek ihtiyacını hissediyor: "Abi, herkes ekmek derdinde..." Bir süre geçince o soruyor: "İdam edilir mi Apo?"
Şırnak'tan dönüyoruz. Gabar ve Cudi dağlarıyla Kasrik Boğazı arkamızda kaldı. Güneş iyice alçaldı ama yakıyor. Cizre girişinde polis durdurdu.
       "Kimsiniz? Nerden geliyorsunuz?"
       "Gazeteci, Şırnak'tan."
       "Cizre'de kalacak mısınız?"
       "Evet, bir gece."
       "O zaman amirime sormam lazım. Nerede kalacaksınız?"
       "Kadıoğlu'nda."
       Geri gelip kimliklerimizi not ediyor. Uğurlarken de gayet nazik uyarıyor:
       "Akşam bir yere gidecekseniz, otelden çıkarken lütfen Emniyet'e bilgi verin!"
       "Şimdi çardağa gideceğiz."
       Dicle kıyısında çardaklar kurulmuş. Çağla yeşili Dicle tembel tembel akıyor. Suyun içinde çocuklar çığlık çığlığa... İki tane tek kişilik kano var. Parası olan biniyor.
       Tam bir çümbüş yeri.
       Çardakların önüne bodur masalar atılmış. Üstü rengarenk muşamba kaplı masaların etrafındaki tabureler, buranın deyişiyle kürsüler dolu. Gün batarken millet serinlemeye gelmiş Dicle kıyısına.
       Buzlu rakılar açılmış!
       Kimileri çay bardağını tercih ediyor. Bira içen de var. Kimileri de iskambil oynuyor. Kömür ızgarasından yükselen kebap kokuları iştah gıdıklayıcı. Pidenin içine şiş, beyaz soğan, ızgaradan domatesle biber...
       Pat diye soruyorum:
       "Apo davasını izliyor musunuz?"
       Önce susuyor.
       Bu sorudan sıkıldığı belli. Konuşmak istemiyor. Sonra bir şey söylemek ihtiyacını hissediyor:
       "Abi, herkes ekmek derdinde..."
       Bir süre geçiyor. Suda oynaşan çocukların arasında kel kafalı bir adamı seyrediyorum. Suya donla girmiş. Elinde beyaz sabun, keyifle yıkanıyor.
       Az önce susan, pat diye soruyor:
       "Abi, idam edilir mi Apo?.."


"Ben utanıyorum!"

       Önce bir at arabası geliyor. Delikanlı don paça soyunduktan sonra atı arabadan çözüyor. Üstüne atlayıp bizim yanımızdan Dicle'ye doğru sürüyor.
       Hava hala sıcak.
       Bir fren sesi!
       Uçuk yeşil Mercedes'inin ön tarafını suya sokuyor. Sonra kendisi don atlet kalıyor. Ve başlıyor arabasını yıkamaya...
       Delikanlı atla yüzmeye devam ediyor. Müthiş keyifli...
       "Abi şu kapı var ya... Kapandı mı millet aç kalır."
       "Habur sınır kapısı buraların can damarı. Allah göstermesin, kapanırsa fena olur. PKK'ya büyük darbe vurdu bu kapı..."
       Traktör sesi!
       Römorkuyla gelip suyun içine giriyor. Plastik su bidonlarını doldurmaya başlıyorlar. Suya sokup sokup çıkarıyorlar.
       "Abi, Cizre bu suyu içiyor."
       "Şaka yapıyorsun."
       "Abi bak, ben de bu suyu içiyorum" dedikten sonra elindeki bardağı Dicle'ye daldırıp lıkır lıkır içiyor.
       "Ben bundan utanıyorum. Evet, Cizre bu suyu içiyor. Maalesef yalan değil."
       Az ilerisi de çöplük!
       Birden herkes masanın üzerine doğru eğiliyor. Kebapların, ekmeklerin, içkilerin üstünü kapatıyorlar. Bir toz bulutu yükseliyor. Çöplüğün üstünden doğru esen rüzgar tozu önce çardaklara, sonra Dicle'ye doğru savuruyor.
       "Yaz! Hırçın yaz ki, şu çöplüğü buradan bir başka yere alsınlar." Sonra başlıyorlar, Cizre Belediye Başkanı'na verip veriştirmeye. 1986'dan beri cinayetten aranan, ama her ne hikmetse bir türlü bulunamayan başkana...
       Adamın Mercedes'i çamura saplandı, çıkaramıyor. Plakasına bakıyorum, 06 Ankara. Buralarda plaka numarası başka illere ait çok araba var.
       Anlatıyor:
       "N'apalım, öyle. Plakaları 01 (Adana), 06 (Ankara), 27 (Gaziantep) olarak almaya bakıyoruz. 73'le (Şırnak), 47 (Mardin) ile Batı'ya gittik mi, hayat güçleşiyor. Didik didik arıyorlar. Bağcığımıza kadar boşaltıyorlar. Sanki bir yanlış yerden gelmişiz gibi... Çok zoruma gidiyor."


Dansöz nerde?..

       Kafa buluyor:
       "Bir dansöz getirsen buraya..."
       "Olmaz babom, olmaz!"
       "Bazen Urfa'dan Çingeneler gelir, keman çalarlar."
       "Gece on birden sonra burayı bir görsen... Herkes kendi aleminde olur. Kimse konuşmaz. Kimi şarkı söyler, Kürtçe... Burada Botan Kürtçesi konuşulur abi..."
       "Eskiden Cizre'de sokağa çıkma yasağı vardı, on birden itibaren... Neyse geçti o günler..."
       Güneş battı.
       Lüks lambaları yanıyor.
       "Bizim çardaklarda cereyan yok."
       Uzak köyün tek tük ışıkları suya, Dicle'ye vuruyor.
       Mehtap pırıl pırıl.
       Sessizlik...
       Kurbağalar ötmeye başlıyor.
       O yine bana doğru eğildi:
       "Abi, Apo davası ne olacak?.."
       Cizre'de bir akşam vakti, Dicle kıyısındaki çardaklar bir başka alem...
       Güneydoğu yazılarının dördüncüsü yarın.




Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet