25 Haziran 1999 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Belediye araçları trafikte örnek olacak

Nazire KALKAN

       Trafikten kimin sorumlu olduğunu düşündüğümüzde aklımıza önce polis gelir. Trafikle ilintili pek çok uygulamanın aslında belediyelere ait olduğu ise gözardı edilir. Oysa belediye denetimden değil tabii, ama düzenlemeden birinci derecede sorumlu taraflardan biri.
       İstanbul Büyükşehir Belediyesi, APK Daire Başkanlığı İstanbul'un trafiği için orta ve kısa vadeli öneriler geliştirmek ve bir eylem planı ortaya koymak için önceki gün ilgili tarafları biraraya getirdi. Ve en önemlisi de APK Daire Başkanı Doç. Cengiz Güngör, toplantıda alınan kararların bir kısmını derhal İ.E.T.T gibi belediyeye ait araçlarda uygulatacağına söz verdi.
       Katılımcı olarak davet edildiğim toplantıda İstanbulluları yakından ilgilendiren bazı adımlar atıldı. Onları bu köşede sizlerle paylaşmamın hem bilgilendirme hem de konunun arkasını takip edebilme ve gereğinde yetkililerden hesap sorma açısından gerekli olduğunu düşünüyorum.
       Belediyeye bağlı Ulaşım A.Ş. tarafından sponsor edilen toplantıda İ.E.T.T., Deniz Otobüsleri gibi belediye kuruluşlarının, minibüs, halk otobüsleri ve taksi şoförlerinin temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, Emniyet ve Karayolları yetkilileri ile bazı öğretim üyeleri hazır bulundu.
       İstanbul'da hem trafiğin rahatlaması hem de şehiriçi kazaların azalmasında raylı sisteme ağırlık verilmesi gerektiğini herkes biliyor. Ancak Ulaşım A.Ş.'nin temsilcisi Kemal Oktan'ın verdiği bilgiler gösterdi ki, İstanbul'da kent kültürünün yetersizliği yüzünden raylı sistemde bile kaza yapılıyor. Son 2 yılda Topkapı - Eminönü, Eminönü - Sultanahmet gibi tarihi yarımadada raylı sistemde kilometre başına bir kısmı ölümlü ve yaralanmalı olmak üzere 6 - 10 arasında kaza meydana gelmiş. Nedeni hem araçların hem de yayaların sık sık yasak olmasına rağmen bu hatlara sızmaları.

İ.E.T.T'ye çarpan yandı

       Belediye kurumları arasında eleştiri oklarına en fazla hedef olan kuruluş ise İ.E.T.T oldu. İ.E.T.T. temsilcisi Mustafa Hatiplioğlu'nun verdiği bilgiye göre kaza yapan belediye otobüsü şoförü yüzde 100 kusurlu bile olsa karşı tarafa verdiği hasarın yalnızca yüzde 1'ini ödüyormuş. Bu uygulama mevzuatta şoförlerin yalnızca malzeme parasını ödeyecekleri yönünde bir madde bulunmasına dayanıyor. Bu parayı da şoförlerin kendi aralarında kurdukları dernek sağladığı için şoförler özel otomobillere çarpmamak için fazla bir dikkat göstermiyorlar. Kaldı ki, hiçbir bilirkişinin İ.E.T.T aleyhine kaza raporu düzenlemediğini yetkililer de kabul ediyorlar. Eğer kusurlu sizseniz işiniz çok zor. Çünkü belediye, otobüsün serviste kaldığı süre içindeki hasılat kaybını sizden talep edilebiliyor. Bu konudaki sevindirici bir gelişme ise son 2 yıldır şoförlere verilen özel bir eğitim sayesinde kazaların yüzde 25 azalması olmuş.
       Sabahki genel oturumun ardından 3 değişik çalışma grubuna ayrıldık. Gruplarda alınan kararlar arasında, APK Başkanı Cengiz Güngör'ün belediyenin öncelikle uygulamaya geçireceğini belirttikleri şunlar oldu:
       * İstanbullu artık zorunlu olmadıkça arabasını almak istemiyor. Ama kara, deniz ve raylı ulaşımda entegrasyon olmadığı için mecbur kalıyor. İstanbullu deniz otobüsünden inip, hiç beklemeden kendisini bekleyen bir otobüse ya da metroya binmek istiyor. Bu tür düzenlemelere Vilayetle işbirliği içinde hız verilecek. Akbil de uygulamanın bir parçası olmaya devam edecek.
       * Başta İ.E.T.T. araçları olmak üzere belediyeye ait araçların trafik terbiyesinde İstanbullulara örnek olması sağlanacak. Mesela, akşam saatlerinde kavşakların kilitlendiği zaman belediye otobüsleri ışığa göre hareket etmek yerine önü tıkalıysa bekleyecek.
       * Tek yönlü yollarda sürekli yön değiştirilmesi trafikte tehlike yaratıyor. Bu gibi değişiklikler bir hafta öncesinden basın yoluyla halka duyurulacak.
       * Belediye yol düzenlemeleriyle ilgili olarak anket yoluyla çevre halkının görüşünü alacak ya da varsa sivil toplum kuruluşlarından bilgi isteyecek.
       * Her yıl belediye tarafından pilot bir bölge seçilerek iyileştirici trafik çalışmaları yapılacak. Çalışmanın sonuçları kamuoyuna mutlaka duyurulacak.


Otomatik geçişte, 4 "dıt" sesinde faiz işleyecek

       Boğaz köprülerinden otomatik geçişin başlayacağı günleri pek çok İstanbullu hevesle bekliyor. Ama geçişin ayrıntıları hakkında kimsenin fazla bir fikri yok. Bildiğiniz gibi Devlet, otomatik geçişle ilgili parasal işlemleri Ziraat Bankası'na verdi. Ancak telefon açıp sorduğunuzda, Ziraat Bankası çalışanları da "siz ne kadar biliyorsanız, biz de onu biliyoruz" diyorlar.
       Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir toplantıda Karayolları yetkilileri beni bu konuda epey aydınlattılar. Köprüden otomatik geçiş yapmak isteyenlere Ziraat Bankası'nda bir çeşit kredi hesabı açılacak. Ancak bu hesabın açılması için otomobilin ruhsatıyla başvuru yapılması şart. Çünkü otomatik geçişte kişi değil, otomobil muhatap alınıyor.
       Otomatik geçişte küçük bir elektronik cihazı otomobilinizin camına yapıştırmamız gerektiğini biliyoruz. Bu cihazların başlangıçta hırsızlara karşı önlem olarak araca sabitlenmesi düşünülmüş. Ancak daha sonra 2 otomobili olan ailelerin aynı cihazı kullanmak isteyebilecekleri gözönüne alınarak bu fikirden vazgeçilmiş. Çalınması durumunda cihaz tıpkı kredi kartında olduğu gibi kullanıma kapatılacak.
       Cihazların menzili yaklaşık 300 km. Siz otomobilinizle sözgelimi 50 km hızla gişelerden elinizi hiç cebinize atmadan geçebileceksiniz. Öyle Akbil'de filan olduğu gibi cihazın manyetik bir alana okutulması sözkonusu değil. Yalnızca bir "dıt" sesi duyacaksınız, o kadar. Bu ses Ziraat Bankası'ndaki hesabınızdan 450 bin lira düştüğü anlamına geliyor. Çünkü otomatik geçiş yüzde 10 indirimli. Bir de 4 "dıt" sesi duyma olasılığınız var ki, bunun anlamı da hesabınızda para kalmadığı.
       İnsanların aklına en çok bu soru takılıyor. Peki o zaman ne olacak?
       Hiçbir şey olmayacak. Zaten otomatik geçişte bariyer uygulaması yok. Gene yolunuza devam edeceksiniz. Ama Ziraat Bankası'ndaki hesabınıza faiz işleyecek.


Türk milleti mevyenin suyunu değil, nektarını seviyor

       Son 2 yılda pazarın yüzde 33'ü toz içeceklere kaydı
       İstanbul'un billboard'larını bir süredir Meyve Suyu Endüstrisi Derneği'nin (MEYED) "Bilerek İçin" kampanyası süslüyor. Tüketici olarak bu ilanları gazete ve dergilerde de izliyoruz.
       Cappy, Tamek, Dimes, Pınar, Ersu, Targid gibi markalar hummalı bir şekilde meyve suyu, meyve nektarı ve meyveli içecek arasındaki farkları net olarak anlatabilme çabasında. Tabii ki üretici olarak onlar için önemli olan meyve oranı yüzde 10 olan markayla, yüzde 100 olan markanın aynı kaba konulmasını yani haksız rekabeti önlemek. Ama bu arada biz tüketiciler de aydınlanmış oluyoruz.
       Kampanyadan öğrendiğimize göre içinde yüzde 25 - 50 arası meyve bulunan içeceklere meyve nektarı deniyor. Meyve oranı yüzde 10 dolayında olan gruba ise meyveli içecek deniliyor.
       Türk markaları arasında yüzde 100 meyve suyu bulmak ise pek kolay değil. Son yıllarda en azından portakal suyunda bazı markalar yüzde 100 meyve suyu üretmeye başladılar.
       Kampanya vesilesiyle görüştüğüm MEYED Başkanı Ali Akman Türk tüketicisinin eğilimleri üzerine ilginç bilgiler aktardı. Akman'ın dediğine göre bizde yüzde 100 meyve suyu üretiminin düşük kalmasının en önemli nedeni tüketicinin bu yönde bir tercihi olmaması. Gerçek meyve suyunda şeker dahil hiçbir katkı maddesi bulunmuyor. Akman ise "Türk milleti doğal, ekşi tatları değil, biraz şurubumsu içecekleri seviyor. Hatta ağzına meyvenin liflerinin gelmesinden bile hoşlanmıyor. O yüzden de daha çok meyve nektarı satılıyor. Son 2 yılda ise pazarın yüzde 33'ü içinde hiç meyve bulunmayan toz içeceklere kaydı," diyor.
       Türkiye'de en çok yüzde 40'la şeftali, yüzde 35'le vişne ve yüzde 15'le kayısı suyu satılıyormuş. Bunların 3'ü de nektar grubuna giriyor. Portakal suyunun payı yüzde 5 dolayında. Ancak gerçek portakal suyu bu yüzde 5'in içinde yalnızca yüzde 10 dolayında bir paya sahip. Elma suları genelde yüzde 100'müş. Avrupa'daki tercihler ise bizdekinin tam tersi gibi. Bu ülkelerde en çok portakal ve elma suyu tüketiliyor. Tüketim miktarında da ciddi farklılıklar gözleniyor. Bir taze meyve cenneti olduğumuz için bizim kişi başına tüketimimiz düşük. Yılda 4 litre dolayında meyve suyu tüketiyoruz. Almanya'da ise bir kişi yılda ortalama 46 litre meyve suyu tüketiyor. Bu oran Amerika'da 36, Fransa'da 17 ve İtalya'da 8 litre.



Yazara E-Posta: nkalkan@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet