25 Haziran 1999 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Derya SAZAK Fotoğrafı: 7766 bayt
Suç ve ceza

       İmralı duruşmalarında karar aşaması yaklaştıkça Apo'nun savunma psikolojisinde "son sözü sorulan" idam mahkumunun "şakacı" ruh hali gözleniyor:
       "Bu bana ders olsun!"
       Öcalan şöyle konuşuyor:
       "Üzerimize bir görev düşerse bu görevi yerine getirir, PKK'yı demokratik düzeye çekeriz. Acaba çok mu geç? Hayır... Ben bunları boşa söylemiyorum. Bize dört çivi çakıldı (Tabut sendromu). Git Türkiye'de öl. Yüzyıllık problem ortaya çıksın. Bizi ateş topu gibi buraya attılar. Git orayı yak dediler.
       Zorla da olsa ayrılmayı hiçbir zaman tavsiye etmem. PKK'nın büyük çıkmaz yaşadığı doğrudur. Bunların yüzlercesini öldürmek sonuç vermez. Bu topraklarda kalkışmaların sonunu getirelim.
       Binlerce kişi ve kuruluş; ben asılırsam ne olur, asılmazsam ne olurun programını yapmışlar. Ortada büyük menfaat var. Benim mirasıma dayanarak kimse yaşamasın. Ne kadar zararım varsa o kadar da faydam olsun.
       Ne pahasına olursa olsun sorunu çözmede de var olmam gerektiğini düşünüyorum. 'Devlet için hizmet ederim' sözü budur. Amaç temel özgürlük ise çatışma niye?... Diyeceksiniz ki, 'Bunu yeni mi öğrendin?'
       Evet yeni öğrendim, şimdi öğrendim!"
       Öğrenmenin yaşı da, sonu da yoktur.
       Apo bile, Suriye'den dışlanıp Avrupa tarafından ortada bırakıldıktan sonra "güç odaklarınca" Türkiye aleyhinde kullanıldığını itiraf edip "Bu bana ders olsun" diyebilmektedir.
       Yolun sonuna geldiğini, 1990'ların ortasından itibaren anlamaya başlamış olmalı ki; Talabani ve Özal'ın kuryeleri aracılığıyla yaptığı "ateşkes" çağrısı sonrasında Öcalan, PKK'yı siyasi platforma çekmeye çalıştığını söylüyor. Ancak bu "strateji"de inandırıcı olmayan temel nokta Apo'nun silahlı çatışmaya son verme niyetine karşılık, Güneydoğu'da şiddetin doruğa çıktığı yılların 1993 - 95 arasına rastlamasıdır.
       O savaşı kaybetmeseydi, Apo bugün barışçı nutuklar atar mıydı?
       Bir "insanlık suçu" işlenmiş, 30 bin cana kıyılmıştır. Dökülen onca kandan sonra Öcalan, meydan muharebesinden çıkmış komutan edasıyla, "15 yılda kaybedilenleri göz önüne getirin" diyebiliyor. Savunmasını gelecekte yaşanacaklara dayandırmak Apo'ya "beraat yolu"nu açar mı?
       "Ne isyan, ne kavga... Demokratik kültür temelinde bu iş halledilmeli" diye konuşan PKK lideri, zamanında silahı bırakma cesaretini gösterseydi, mahkemede "ölüm korkusu"yla yaptığı savunmada daha inandırıcı olabilirdi. Apo, Kenya'da paketlenip Türkiye'ye getirilinceye dek bunu yapmadı.
       Şimdi tarih sayfaları arasında dolaşıp, Kürt sorununun geleceğine ilişkin yeni tezler üretiyor ama bakalım yargıçlar ve Yargıtay Öcalan'ın savunmasından ne ölçüde etkilenecek?
       İlginçtir. Cumhurbaşkanı Demirel, dünyayı ayağa kaldıran sanığın haklarından söz ederken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin "yürütmeyi durdurma" yetkisini hatırlatıyordu.
       İmralı'dan salı günü çıkacak "kararı" beklemeden sonucu tartışmaya başladık bile. Asalım mı? Asmayalım da besleyelim mi?
       Dosya Meclis'e geldiğinde "son söz"ü milletvekilleri söyleyecek!



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet