25 Haziran 1999 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Umur TALU Fotoğrafı: 13736 bayt
Tak fişi, bitir işi

       Bir ülkenin geleceği hakkında mutsuzluğa kapılmak için bir sürü neden olabilir de...
       Pek önemli sayılmayan ama "çıldırtıcı" (en azından beni) bir tanesini söyleyeyim:
       Herhangi bir mücadelede farklı kutuplarda görünenler tamamen aynı yöntemleri kullanıyorsa ve mücadele tarafları aynı ilkesizliklerden nasibini almışsa...
       Yandı gülüm keten helva.
       Moskova metrosunun dakikliği üstüne Amerikalı konuğuyla iddiaya giren Rus'un, mahçup olunca, "Ama siz de Kızılderilileri kesmiştiniz" demesi gibi.
       Kasetten mustarip olanların fişlere sarılması gibi:
       Filanca 25 yıl önce cuntacıydı, beriki eylemciydi, o zaten komünist.
       MİT raporundan mustarip olanların bir başka MİT raporuna sarılması gibi.
       Düşünce suçundan mustarip olanların başkalarını düşüncelerinden dolayı gammazlaması gibi.
       "Öteki" addedilmekten mustarip olanların varlıklarını "öteki"ne düşmanlık üstüne bina etmeleri gibi.

       . . .

       Bakın herhangi bir didişmenin en keskin taraflarına; saldırı ve savunma mekanizmalarının özde ne kadar da benzer olduğunu farketmek hiç de zor olmuyor.
       Tabii, kendiniz de zaten saf tutmuşsanız, hiç kolay değil!
       Misal bu ya; "devleti ele geçirme" denilen meselenin karşılıklı taraflarının insan - toplum - siyaset ilişkilerinden anladıkları son kertede "devletin (en azından bir kısmıyla) ele geçirilmesi - elde tutulması" değil mi?
       Yaşadıklarımız çoğu zaman, "işkenceci polis"in, başı derde girdiğinde, "işkence gördüğünü" söylemesine benziyor.
       İlkesel bir durum yok.
       Canımız yanınca sarıldığımız, gündelik tüketip içlerini boşalttığımız kavramlar var.
       Sürek avlarına uğramış olanlar en şiddetli sürek avcısı olabildiği gibi, sürek avlarının meraklıları, kışkırtıcıları da sürek avı mağduru olabiliyor.

       . . .

       İlkelerin, toplumsal uyumu sağlayıcı kurallar haline getirilmesi demek olan temel hak ve özgürlükler, demokrasi, hukuk devleti gibi kavramların bir türlü güç bulamaması, hayatımızın omurgası haline gelememesi, birer balon gibi şişirilip şişirilip ellerde yahut kafalarda patlaması da biraz bu yüzden.
       Devlet söz konusu olduğunda da böyle...
       Siyaset de öyle...
       Hatta işyeri ilişkilerinde de.
       Nesnel ölçülerin içinde yerimizi bulmamız mümkün değil.
       Ruhlarımıza sinmiş olan iki büyük günah, darbecilik ile kayırmacılık (ve tersi olan ayrımcılık - dışlamacılık) kimi zaman hemşerilik, kimi zaman cemaatçilik, kimi zaman ideolojidaşlık, kimi zaman çetecilik... çeşit çeşit biçimlerde toplumsal, ekonomik ve siyasi ilişkilerimizin temel hattını oluşturuyor.
       Bir arpa boyu gidemeden bitap düşmek için bire bir!



© 1999 Milliyet