Üç not
BİRİNCİ NOT: İşte sizlere bir
"Bilen Kazanıyor" sorusu: AB
(başda Almanya!) ve PKK İmralı'daki İdam Hükmü'nden bu yana neden Türkiye'ye karşı
"asarsanız mahvederiz" tehditleri savuruyor? Henüz ortada fol yok yumurta yokken, sürecin daha aylar süreceği belliyken, üstelik Türkiye,
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi"nin son çare olarak nasıl olsa koyacağı
"yürütmeyi durdurma kararı"na uyacağını peşinen belli etmişken bu telaş, bu
"müşteri kızıştırma" niye? Bilemedinizse ben sevabına söyleyivereyim:
"Öcalan'ın dirisi işe yaramadı. Bari cesedinden istifade edelim." hesabı içindeler. Onun için Türkiye'yi tahrik ediyorlar. Eğer asılırsa PKK bir
"dönek"den bir
"kahraman" elde edecek. AB ise bu
"vahşi" Türkiye'nin tam üye olmaması için
"sağlam" bir dayanak. 1985'den bu yana Meclis'de bekleyen 40 idam kararı bir yana, Şemdin Sakık ve kardeşi için bile kılını kıpırdatmayan
"Avrupa" şimdi
"Melekü - s - Sıyane" pozunda! Buna verilecek uygun cevabı buraya yazsam basın savcısıyla başım belaya girer...
Türkiye boş bulunup Öcalan'ı idam edecek olsa dışarıya karşı
"timsah gözyaşları" dökecek olan Avrupalı riyakarlar tenhada zil takıp göbek atacaklardır, emin olunuz!!!
AB'ye tam üyelik, öyle mi? Ne demişdi Cyrano de Bergerac?
"İstemem, eksik olsun! Eksik olsun, istemem!"
Ama Groucho Marx
(Arşak Palabıyıkyan)'ı da unutmayalım:
"Ben, beni bile üyeliğe kabul edecek kadar aşağılık bir kulübe girmeye tenezzül etmem!!!"
İKİNCİ NOT: Emeklilik yaşının 62'ye çıkarılması konusunda kıyameti koparanlar iki noktayı ihmal ediyorlar: Bir kere ömrü boyunca hiç bir gerekli yerde direnemeyip hep gereksiz yerlerde diklenmiş olan Ecevit elbet bu konuda da ödün verecekdir. Siz o 62 yaşı şimdiden unutunuz!
İkincisi, "mezarda emeklilik" diye velvele koparanlar, BM istatistiklerine göre Türkiye'de 1998 itibariyle ömür ortalamasının 69 yıl olduğunu (1995'de 68 yıl) bilmeyerek yahut kasden gözardı ediyorlar. Neden acaba?
Bir de şu var: Emeklilik yaşını; 1965, 1969 ve 1992 yıllarında üç kere 40 ve 38'e indiren hep "Bilge" Demirel olmuşdur. "El kesesinden hovardalık" Şampiyonumuz bu "ulufe"yi neden dağıtmışdır bu kadar ısrarla? Kucağından inmeyen, kahvaltı sofrasından kalkmayıp bize kaç cins peynir ve reçel olduğunu anlatmakdan usanmayan bir iki köşe yazarı arkadaş var. Bunu da sorsalar ya "Baba"cıklarına, bir zahmet...
ÜÇÜNCÜ NOT: 1 Temmuz'dan itibaren Almanya'nın Başkenti yine Berlin. Böylece aslında küçük bir Renanya kenti olan Bonn'un 50 yıllık (1949 - 99) "geçici saltanatı" kesinlikle sona erdi. "Tarih Baba" bir bakıma "kaldığı yerden" devam ediyor. Bunun ilk "provası" yine 1 Temmuz'da cereyan etdi: Aynı gün AB'nin altı aylık dönüşümlü başkanlığı da Almanya'dan Finlandiya'ya geçiyordu. Ve "Berlin Cumhuriyeti" AB içinde eğer Almanca da "müzakere dili" olarak kabul edilmez ise toplantıları boykot edeceğini açıkladı. Oysa usule göre "müzakere" dilleri; İngilizce, Fransızca ve dönem başkanı ülkenin lisanı. Helsinki, Berlin'in (ve ufak biraderi Avusturya'nın) isteğini reddedince "Cermen Kardeşler" Finlandiya'daki ilk toplantıyı "boykot" etdi.
Haklı, haksız ayrı! Fakat iki "olay"ın aynı güne denk gelmesi ilginç! Hayırlısı...