İtalyan solu, Apo ve hezimetNilgün CERRAHOĞLU
Öcalan konusunda kendisini özel misyonla görevli hisseden
Massimo D'Alema'dan söz açılınca şöyle dedi dostum Prof.
Sergio Roitti:
"Apo ile uğraşmayı bir yana bırakıp, daha geçen hafta solun kalesi Bologna'yı nasıl kaybettiğini açıklasın önce hele bize
D'Alema. Abdullah Öcalan İtalyan halkının umurunda değil..."
Temmuzun ilk hafta sonu İtalyanlar tatile çıkıyor. Cumartesi - pazar 8 milyon otomobil otoyollara düştü. 33 derece sıcakla kavrulan Roma artık turistlerin başkenti. Şu an kum, güneş, deniz kenarında şemsiyeden başka bir şey düşünmeyen ortalama İtalyan için
Öcalan son öncelik.
D'Alema'nın iki hafta arayla Avrupa Parlamentosu ve yerel seçimlerde üst üste gelen hezimeti sol seçmeni hala yakıyor.
Bologna, şaka değil, (bu yüzyılın yarısı boyunca) 50 yıldır yalnız komünistlerin ve solun elinde kalmış bir kent. Çizme'deki sol ideoloji, sol kültürün başkenti.
D'Alema İtalyan solunun bu en değerli simgesi ve hazinesini kaybetmeyi, elinden kaçırmayı başardı sonuçta.
Kaybeden yalnız
D'Alema da değil.
Öcalan davasını sahiplenen ve bu davanın bayrağını taşıyan kim varsa 13 - 27 Haziran günlerinde yapılan seçimlerde ağır darbe yedi. Apo'nun İtalya'da ikamet ettiği 2.5 ay boyunca her fırsatta PKK lideri adına basın toplantıları düzenleyen yeşil lider Luigi Manconi örneğin seçimlerde öyle bir hezimete uğradı ki partisinin liderliğini bırakmak zorunda kaldı.
"Komünizmin Yeniden Doğuşu" partisi gene benzer bir hezimetle karşı karşıya buldu kendini. Fausto Bertinotti'nin liderliğini yaptığı parti, oylarında yaklaşık yarı yarıya gerileme kaydetti.
Zincirleme yaşanan bu yenilgiler bu siyasetçilerin başına tabii ki bir "Öcalan laneti" yüzünden gelmedi. Durum gerçekte daha vahim ve kaygı verici. Genelinde dış politikayı - ki Öcalan da bunun bir parçası - bütünüyle yanlış okudu İtalyan solu.
Kosova'daki NATO saldırısına - aynı muhalefet yıllarında olduğu gibi - karşı çıktılar ya da bocaladılar. 50 yıl içinde yaşadıkları muhalefet gettosundan çıkmamış, henüz kurtulamamış psikoloji ile hareket etmekte devam ediyor ve bunun sonucu hata üzerine hata yapıyorlar. Roma'da şimdi böyle bir ekip var. Meselenin en kaygı verici boyutu da bu...
İtalya, bu saatten sonra Öcalan'a "siyasi iltica" verme noktasına gelir
mi? Sıradan İtalyanlara bu soruyu yönelttiğimde; "Daha neler? Bir bu eksik. Olur mu hiç öyle şey?" diye kahkahayı koyuveriyorlar. Bir İtalyan diplomatı ama hiç gülmedi ve sorumu şöyle yanıtladı:
"İtalya'da siyasi iltica konusu henüz sonuçlanmış değil. Bu tartışma Apo'ya 'siyasi iltica' vermek gibi politik bir jestle sonuçlanırsa; sahiden endişe verici bir durumla karşı karşıya kalırız. Öcalan çünkü herhangi bir siyasi muhalif değil. PKK gibi bir terör örgütünün siyasi ve askeri şefi. Silahlı mücadeleyi kendine yol seçmiş birine iltica vermek; insan hakları sınırını çok aşan bir şeydir. Böyle bir jest, Apo'ya iltica hakkı tanıyanların Türkiye'ye karşı açıkça PKK davasını destekledikleri anlamına gelir..."
Yazara E-Posta: nilcer@turk.net