23 Temmuz 1999 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Nail GÜRELİ Fotoğrafı: 5470 bayt
24 Temmuz'lar

       Yarın 24 Temmuz. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olarak doğuşunun belgelerinden Lozan Andlaşması ile hukuk devletinin ve demokrasinin vazgeçilmez kurumlarından olması gereken basın üzerinden sansürün kaldırılışının yıldönümü.
       Bugün sorulması gereken temel sorular şunlar:
       Lozan'a ne kadar sahip çıkabiliyoruz? Ya da Lozan'ı ne kadar hak ediyoruz?
       Basın ne kadar özgürlüğüne sahip çıkabiliyor? Ya da basın, bugünkü haliyle "medya", özgürlüğü ne kadar hak edebiliyor?
       24 Temmuz'lar hukuk devleti için, demokrasi için, basın (iletişim) özgürlüğü için bir mücadele günüdür. 24 Temmuz'ların bu anlamla anılmasından bilinçaltında rahatsızlık duyanlar, kolay bir demagojiye kaçarak, bu "anma günlerini" kendi kendilerine bir "bayram" olarak niteleyerek kavramları yozlaştırmaya bakıyorlar. Sonra da dönüp böyle kötü günlerde bayram yapılır mı diye "suret - i haktan" görünmeye çalışıyorlar.
       Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, yıllardır sansürün kaldırılışının yıldönümünü "Gazeteciler Günü" adıyla bir mücadele günü olarak anıyor. Sansürün hala nasıl hüküm sürdüğünü anlatıyor, hukuk devletinin üstünlüğü, demokrasi ve iletişim özgürlüğü için mücadele bilincini bu vesileyle de topluma yaymaya çalışıyor.
       Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin bu 24 Temmuz vesilesiyle öne çıkardığı konu, özde hukuk devletinin egemenliğini amaçlıyor. Cemiyet adına bir heyet Cumhurbaşkanı Demirel'i ziyaret ederek, Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu'nu Abdi İpekçi, Çetin Emeç ve Uğur Mumcu cinayetleri üzerinde araştırma yapmakla görevlendirmesini istedi.
       Bu elbet yargı ile ilgili bir istek değildi, yargının çalışması tartışılmıyordu. Ama, "derin devlet" denilen bir güç, yargının çalışmasını önlemek için, birtakım engellemeler yapmış, soruşturulması gerekenler soruşturulmamış, hatta bir sanığın ifade bantları da mahkemenin ısrarına rağmen mahkemeye verilmemiş, bunların silindiği öne sürülmüştü. Bunun gibi daha birçok "idari" skandallar örnekleriyle Cumhurbaşkanı'na verildi ve şöyle denildi:
       "Sonuç olarak, tarih sırasıyla Abdi İpekçi, Çetin Emeç ve Uğur Mumcu cinayetleriyle ilgili olarak Devlet Denetleme Kurulu'nca yapılacak bir araştırma, yalnız bu cinayetlerin gerçek yüzünü ve sorumlularını ortaya çıkarmakla kalmayacak, faili meçhul olan öteki gazeteci, yazar ve aydınların öldürülmeleri olaylarının da aydınlatılabilmesi yolunu açacaktır. Böylece hukuk devletinin üstünlüğünün kanıtlanması, suç işleyenlerin cezasız kalmayacağı somut bir örnekle gösterilmiş olacak; yeni bir dönem için topluma umut ve güven verilecektir."
       Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin 24 Temmuz'daki bu istemi hukuk devletinin üstünlüğüne inanç konusunda bir "turnusol kağıdı"dır.
       Ve Lozan ile sansürün yıldönümü olan 24 Temmuz'lar hukuk devletini savunanlar için ve de "medya" için bir sınav günüdür. Bayram değil.

Bir şiir

       Otuz iki yıl önceye gidiyoruz. Bugün Ahmet Kutsi Tecer'in ölümünün yıldönümü. Hemen her güldestede yer alan "Nerdesin?" şiirinden dizelerle anıyoruz:
       "Geceleyin bir ses böler uykumu, / İçim ürpermeyle dolar: - Nerdesin? / Arıyorum yıllar var ki ben onu, / Aşıkıyım beni çağran bu sesin. // Bütün sevgileri atıp içimden / Varlığımı yalnız ona verdim ben, / Elverir ki bir gün bana derinden, / Ta derinden bir gün bana "Gel" desin."




Yazara E-Posta: ngureli@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet