29 Temmuz 1999 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
   SİNEMA
   KİTAP
   MÜZİK
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
2000'e girerken Türk şiiri

Şiir, yirminci yüzyıldaki kişisel tarihinin son dizelerinde... Birkaç ay sonra yeni bir yüzyılda yeni bir sayfa açacak tarihsel gelişimine. Orhan Arıburnu'nun "Barışı, insanlığı, sevgiyi yarattılar" dediği şairlerimiz, bu sayfanın içinde yerlerini alacaklar, kimi umutla, kimi umutsuz... 2000'de de yaratmaya devam edecek olan şiir tanrılarına sorduk. Edebiyatçılara ve yayınevlerine de...


san.jpg        Nereye gidiyor Türk şiiri? Onu 2000'de nasıl bir gelecek bekliyor? Görüşlerini aldığımız şair ve edebiyatçılarımız, içlerindeki gerçek küreye dönüp, bir kahin söyleminden çok şiirin gerçeğini yakalamış öngörüleriyle ışık gölgeler içinden gördüklerini anlattılar. Şiirin kısmi evrim panoramasını çizerek, okurun ilgisini nasıl kaybettiğini açıklayan Konur Ertop: "Bugünkü şiirimizin uzak geçmişiyle olan bu ilişki kopukluğunun yanı sıra yakın geçmişiyle ilişkisi de yoğun değildir" diyor ve ekliyor: "Hatırlanacağı üzere Garip şiiri geleneksel söz ve anlam sanatlarına karşı çıkmış, şiirin konularını genişletmiş, konuşma dilini yeğlemiş; İkinci Yeni bütün bunlara karşı çıkarak anlama boşverirken şiir bütünlüğüne de yan çizerek imgeci, dizeci bir şiir anlayışını uygulamıştı. Konuşma dilinin yerini yeni bir şiir dili almıştı. Toplumcu şiir 1960'tan sonra bir yandan Nazım Hikmet'ten derin etkiler aldı öte yandan kısa sürede sav sözlerin güdümüne girdi. Ancak 1980'lerin siyasal kısıtlamaları kadar bu kalıplaşmadan da zarar gördü. Günümüze uzanan şiir çalışmaları ise İkinci Yeni'nin imgeciliğini geliştirdi, konu bütünlüğünün yanısıra dize işçiliğine özen gösterdi. Neredeyse şiire özgü bir dil kullanmaya koyuldu. Çizgi dışına yönelirken toplumsal sorunlardan uzaklaştı, bütün bunların sonucu olarak okurun ilgisini de yitirdi!.."
       Murathan Mungan, umutla bakıyor 21.yüzyıl Türk şiirine... Edebiyatın bir yalnızlık sanatı olduğunu söyleyen şair, okuru artırmakla yalnızlığın azalmaya
       cağına dikkat çekiyor ve üstüne basa basa söylüyor: "Korkacak bir şey yok!"
       Dahası şair, şiirin öldüğünü söyleyenlere de gülüp geçiyor ve ekliyor: "Şiirin de öldüğü söyleniyor. En azından şarkı sözleri, reklam spotları, hayatın bir dolu alanına yayılmış özlü ve güzel sözler güldestelerinin şiiri öldürdüğü söyleniyor. Bazıları için şiir zaten çoktan ölüydü. Bazıları içinse hiç olmadı. Bazıları için erken bitti. Bazıları onu hala başka bir şey sanıyor.
       Bence bütün bu tarihsel gelişmelerin sonucunda, her şeyin iyisini yazmak zorlaşıyor hepsi bu. Ölenler, kötüleri, çabuk ölüyorlar. Örneğin sanat sayılmayan "bestseller"lar bile "has yazarlara" bir dolu şey öğretti, formüllerle çoğaltılabilir yapısıyla belki yazar olmayı kolaylaştırdı ama, `sanatçı' olmak hala en zor şeylerden biri. Bence bütün bu bıktırıcı çoğaltmalar, bu gerçeğin görülmesini kolaylaştırdı.
       Bence korkacak bir şey yok, biz oturup güzel güzel şiirimizi, hikayemizi, oyunumuzu, romanımızı, yazımızı yazalım, eskimeyi, demode olmayı, bir gün hiç okunmamayı, unutulmayı göze alarak, karşılıksız bir aşkla işimizi güzel güzel yapmaya devam edelim. Hem edebiyatın bir yalnızlık sanatı olduğunu bizden daha iyi kim bilebilir? Okurumuzu artırmakla azalmadı ki yalnızlığımız..."
       Şiirin 2000'deki geleceğine yönelik iyimser ve karamsar görüşlerin orta yerinde, her ikisinden de etkilenmeyen bir gerçek var: Aziz Nesin'in vaktiyle dediği gibi "Türkiye'de her üç kişiden dördü şair!" Lale Müldür, Nesin'e katıldığını söylüyor. Müldür'e göre de her üç kişinin dördü şair ülkemizde, "Çünkü çok acı çekiyorlar. Bu acıları tamir etmenin en kolay yolu ise bir kağıt, bir kaleme bakıyor."
       Türk şiirinin "araştırmacı şair"i Sunay Akın, şiirden alabildiğine umutlu, şiirden ve genç şairden. Akın "Dünya koca bir kitaptır aslında" diyor, "Toprağın her katmanı sayfalarıdır bu kitabın. Okumasını bilen, kemik parçalarından, fosillerden, arkeolojik buluntulardan öğrenir neler olup bittiğini. Önümüzde duran sayfada savaşlar, baskılar, işkenceler yaşlıdır elbette... Ama, sayfanın, yani içinde bulunduğumuz yüzyılın başında, bunlara karşı ilk kez ayağa kalktı insanoğlu... Bir iki sendeledi ve dizlerinin üstüne düştü... Düşleri olmayanlar gülüyorlar ona, alay ediyorlar... Özgür, eşit bir dünyanın kurulacağına inananlar ise onun gelecek yüzyılda yürüyeceğini, koşacağını, gençlik yıllarını yaşayacağını çok iyi biliyorlar.
       Yüzyılın son yazındayız...
       Şiir mi?
       Daha yeni yazılmaya başlandı!"

Yayınevleri ne diyor?

       Can Yayınları

       "Şiir, çok özel bir alan ve biz şimdilik bu alanın dışında kalmak istiyoruz. Ayrıca her yayınevi her türde kitap yayımlayacak diye bir koşul da yok. Şiiri özellikle dışarda tutmuş değiliz. Şiir kitabı az satar diye basmıyor da değiliz. Öyle olsaydı, çok satmayacağından emin olduğumuz başka kitapları da basmazdık. Ancak son yıllarda o kadar çok şair, o kadar çok şiirle ortaya çıktı ki bunların bir bölümü bile gelse bize, o dosyaları gerektiği gibi değerlendirmeye kalksak, buna zamanımız yetmez. Şunu da eklemeliyiz ki, yüzlerce şiir dosyası okusak içinden basılabilecek kaç tane çıkar acaba?"

       Liman Yayınları

       "Birileri bir yerlerde oturup kafa patlatıp bir şeyler yazıyor. Kimlere, nasıl ulaştıracak? Liman Kitapları'nın bir katalizör olması bu yüzden. Çoğunlukla genç insanların ilk kitaplarını yayınlıyoruz. Zamanın şiddetine ve uçuculuğuna karşı bir tür birlikte direniş gibi. Ayrıca onlara bir kitabın sorumluluğunu da yüklüyoruz."

Ahmet Oktay

       "Nazım'ın milliyetçileştirilmesine karşı çıkılmalı!"

       "Nazım Hikmet'i yeni bir yüzyıla devrederken, onun resimleştirilmesine ve milliyetçileştirilmesine şiddetle karşı çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Burada unutulmaması, ısrarla ve ısrarla vurgulanması gereken, zevkten ölecek hale gelmiş bulunan Türk insanının bu zevkin bedelini nasıl ödeyeceği konusundaki düşünümsel çerçeveyi nasıl oluşturacağımızdır. Nazım, sömürenlere karşı isyanı önermişti Marks ve Lenin'i izleyerek. Üstelik bunu eni konu didaktik biçimde yapmıştı. Eğretilemiyor betimliyordu. Sorunun bir bölümü kendiliğinden beliriyor. Nazım Hikmet, yaşadığımız günlerde ne anlama geliyor? 20'ler ve 30'ların Nazım Hikmet'i ile Sovyetler'e sığınmış Nazım'ı aynı kişi midir? Nazım'ın tavrı sanki çözümlenemezliği öngörür gibidir. Şiiri eğretilemesel imgesel değil betimseldir. Sormaz açıklar, ama açıklarken sorar: Bunu hak ettiniz mi, bunu hak ettik mi? Günümüzde Nazım Hikmet'in şiiri sıradan bir şiir gibi algılandırılıyor: Sanki bir zırhlıda yapılan duruşma olmamış, "sevdalın komünisttir" diyen şair, 13 yıl hapis yatmamış gibi. Bu noktada uyanık olmak, onun ideolojik içeriğinin bastırılmasını önlemek gerekir."

© 1999 Milliyet