8 Ağustos 1999 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Jülide SEVİM Fotoğrafı: 15161 bayt
Suçluluk mu, utanç mı?

       Suçlulukla, utanç arasındaki farkı hiç düşündünüz mü? Ya bu duyguların insan üzerindeki etkilerini? Suçluluk, kişinin, ahlaki veya dini kuralları çiğnemesi sonucunda hissettiği duygudur. Bu duygu bilinçli de olabilir, bilinçsiz de. Örneğin; bir insanın cüzdanını izinsiz karıştırdığımızda duyduğumuz suçluluk, bilinçlidir. Anne babaya kızmak / söylenmek, dinler ve ahlak tarafından yasaklandığı için, bunları yaptığımızdaysa, suçluluk duygumuzu bilinçsizce bastırırız. Yok sayılanlar gerçekte yok olmayacağı için de, çoğu zaman bir biçimde etkilenir, ruhsal olarak hastalanırız. Zaten Freud da suçluluk duygusunun; yasak, ayıp, suç, günah duygularından oluşan süperego ile saldıran ve cinsel duygular arasındaki çatışmadan doğduğunu söyler. Yani suçluluk, yapılmış yasak bir eyleme yöneliktir ve cezalandırılma, yaptığının karşılığını görme korkusu ile bağlantılıdır.
       Utanç duyguysa, kendi kendimize koyduğumuz doğrulara aykırı davranmamızdan kaynaklanır. Kendimize yönelik değerlerimiz sarsıldığında, kendimizi beğenmeyip, onaylamadığımızda ortaya çıkar. Utanca kısaca, kendini ayıplama duygusu da diyebiliriz! Eğer kişi, utanç duygusu ile yüzleşebilirse, kendinin farkında olma düzeyi artar, gelişir. Yok eğer yüzleşmeyi reddeder, savunmalar yaratırsa, sağlıklı olmayan görüntüler, hatta hastalıklar oluşabilir.
       Sonuçta, ahlaki ve dini değerlerin veyahut yasaların çiğnenmesi, suçluluk; kaba, uygunsuz davranışlar ve kendini onaylamamalarsa utancı doğurur.
       Ben insanlarda, suçluluk duygusu yerine utanç duygusunun olmasından yanayım. Niye mi? Suçluluk duygusunu yaratan her şey dışarıdan gelir. İnsanların çoğu, doğruluğunu kendi içlerinde tartışmadan, birçok normu olduğu gibi kabul eder. Ve o normlar doğrultusunda düşünce ve davranışlarını yönlendirirler. Bu da bireyselleşmenin ve özgürleşmenin önüne geçer. Hemen, sorumsuzluktan ya da herkesin öznel kurallarını uyguladığı, düzensiz bir düzenden bahsetmediğimi belirtmek istiyorum. Tabii ki, yazılı kanunlar, toplumun işleyişini düzenleyen kurallar olmalı, ancak asıl olan bireyin yaşadıkları, hissettikleri, öğrendikleri ve tüm bunları süzüp, geliştirdikleri sonucunda ulaştığı değerlerdir, demek istiyorum.
       Bilinçlenmenin başladığı andan itibaren; (yaşına uygun) soru sormayı, kendi değerlendirme sistemini oluşturmayı, tercih yapmayı ve bunların sonucunu üstlenmeyi çocuklarımıza verebilirsek, hem özgür, hem de sorumluluk sahibi çocuklar yetiştiririz. Böylece "yasak / ayıp" yerine, "insanca değil / bana uygun değil" değerlendirmelerini, yetiştirdiğimiz nesillere verebiliriz.
       Peki, yetişmiş bizler ne olacağız? Suçluluk duyduklarımızı tespit edecek, yeni bir bakış açısıyla duygularımızı gözden geçireceğiz. Böylece gereksiz olanlardan ve etkilerinden kurtulup, ruhsal açıdan daha sağlıklı hale gelip, daha mutlu olacağız.
       Hani çocuklar vardır. Gözlendikleri ya da yakalanacakları durumlarda son derece usludur, ama aksi durumda hemen yasak olana yönlenirler ya. İşte bu ortadan kalksın istiyorum ben. Cezalandırılacağımız, ayıplanacağımız için değil, "gerçek" birey, "özgür" insanlar ve "huzurlu" toplumları oluşturabilmek için, suçluluk duygularımızdan arınıp, utanç duygusuna ulaşmalıyız diyorum.


© 1999 Milliyet