23 Ağustos 1999 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Kimse için yaşam aynı olmayacak

Nilgün CERRAHOĞLU

       Pazar sabahı, İstanbul'un sokakları tenha. Sabah saat 7.30. Hafif solgun, kırık ama hala yakıcı bir güneş ufukta yükseliyor. İlk bakışta İstanbul, aynı İstanbul. Bıraktığım gibi sanki. Ama sahil yolunda ilerledikçe sağlı sollu çimenler üzerine kurulmuş çadırlar, battaniyeler üzerine serilmiş çaylarını yudumlayan Kumkapı sakinleri; geride bıraktığımdan çok farklı; olağanüstü şartlarda yaşayan bir kente döndüğümün haberciliğini yapıyor.
       Gazete almak için Tarabya kavşağında bir bayie uğruyorum. Muhtar Rafet Üstün önüne çığ gibi yığılmış erzak, yiyecek, içecek kümelerini paketliyor. Arkasında bir yazı:
       "Depremde zarar gören ailelere toplanan bir kamyon dolusu yiyecek ve giyecekler heyetteki arkadaşlar ve Adapazarı'ndaki ilgililerle ilk sahiplerine dağıtılmıştır. Dağıtım yerindeki insanların ilk ihtiyaçları şeker, çay, konserve, aydınlatma, tüpgaz ve temizlik malzemesidir. Hayırseverlere duyurulur. Yardımlarınıza teşekkür ederiz. Muhtar ve Yardımcı Heyeti..."
       Bir savaş dönemi gibi olağanüstü bir hal, kente adım atar atmaz kuşatıyor insanı. Size de böyle mi olur bilmiyorum; tüm büyük acı ve kederler, yavaş yavaş, derece derece çöker benim içime. Kat kat yerleşip, sarar benliğimi. Yeşilköy Havaalanı'ndan, Boğaz'a dek katettiğim dönüş yolunda da öyle oldu nitekim. Kent içlerine doğru katettiğimiz her kilometre, gazetelerde gördüğüm tüm o fotoğraflar; TV'lerde izlediğim haberlerin ötesinde bu badirenin bizi şimdiye dek yaşadığımız badirelerden çok farklı, ağır ve acı bir kolektif kaderle karşı karşıya bıraktığını şuurumun derinliklerinde bir yere yazdı.
       Haberi aldığımda Türkiye'den 15 bin kilometre ötede Endonezya'daydım. Endonezya gazetelerinin bile 4 sütun manşetten verdiği haber, yarattığı ilk şok, iletişim kopukluğuyla katmerlenen merak ve yaşamını kaybeden binlerce insanın üzüntüsü ile birlikte önüne geçemediğim büyük bir başkaldırı ve öfke yarattı içimde.
       Trajediye "tüm haşmetin ve kudretinle gel üstüme çök" diye davetiye çıkartan akıl almaz bilinçsizlik, plansızlık, programsızlık, örgütsüzlük kokteyli çünkü; yaşam ve çevre üzerinde minimum kontrol, denetim, hakimiyet kurma çabasına girmemiş bir ülke fotoğrafı koyuyordu ortaya.
       Günü kurtarmak pragmatizmi ile yuvarlanıp giden, yaşama Rus ruleti hafifliği içnde yaklaşan bir ülke fotoğrafıydı dışarıya ilk haberlerle ulaşan... Siyaseti, ekonomisi, bürokrasisi, insan kaynakları, her an, 7.4 şiddetindeki bir depremle sarsılmaya hazır, açık bir ülke.
       Dış ülkelerden gelen ilgi, yardım, dayanışmanın Sağlık Bakanı'nı tedirgin etmesi bundan. Ülkeye dünyanın dört bir yanından ulaşan yardımları snobe eden bakan, dışarıyla içerisi arasındaki standart farkını - hepimiz gibi - görüyordur mutlaka. Bir yandan içerdeki "Rus ruleti" çaresizliğini dışarı yansıtmamak; diğer yandan içerisinin dışarıyla sürekli bir kıyas ölçüşmesi içine girmesini önlemek istiyor olmalı.
       Emekli Orgeneral Kemal Yavuz'un yaptığı "sıkıyönetim" önerisi de bir o kadar çarpıcı. San Francisco, Kobe, Asissi depremlerinden sonra ABD'li, Japon, İtalyan generaller niye sıkıyönetim ilan etmeye gerek duymadı da; bizde olağanüstü durumlarla başetmek için ilk akla gelen yöntem sıkıyönetim oluyor diye sormayacak mı Türkiye'de de artık CNN'in global köyünü keşfeden insanlar?
       17 Ağustos'tan sonra hayat hiçbirimiz için aynı olmayacak. Ülkenin kaderine hakim olan siyasi sınıf ve diğer tüm güçler buna dahil.



Yazara E-Posta: nilcer@turk.net

© 1999 Milliyet